2 Ekim 2014 tarihinde AKP Hükûmeti’nin meclise sunduğu “tezkere” teklifi, 98 ret oyuna karşı 298 kabûl oyu ile meclisten geçmiştir.

Emperyalizm, mutfak olarak gördüğü Orta Doğu’ya gönderecek taşeron aramaktadır.

Ve aradığı kurbanı da İslâm âleminin Kurban Bayramı arifesinde bulmuştur.

Tezkereyi okuyan bir kişinin dikkatini ilk çekecek cümle; “müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması”dır.
Bu yabancı ülkelerin kimler olduğu, ne kadar süreyle ülkemizde olabileceklerinin bile belirtilmemiş olması, son yüzyılda bu coğrafyada sözde “insanî” ve “barışçıl” nedenlerle gelen yabancı askerlerin neler yaptığı da dikkate alındığında kan donduran bir gerçeklik olarak yüzümüze çarpmaktadır.

1991 yılında Türkiye topraklarına konuşlanan Çekiç Güç, Irak’ın parçalanıp kuzey bölgesinde bir Kürt devletinin kuruluşunu hızlandırmış, ayrıca bu askerî gücün helikopterlerle terör örgütü PKK’ya yardım ettiği görülmüş, Türk ordusunda görev yapmış pek çok komutan, etkisiz hâle getirilen kimi PKK’lıların elinde bulunan silâhların yalnızca Amerikan ordusunda kullanılan silâhlar olduğunu ifade etmiştir.

Kabûl edilen tezkere ile Türkiye’ye yerleşme olasılığı meydana gelen yeni bir “Çekiç Güç”ün benzer sonuçlara neden olmayacağının garantisi verilebilir mi? Üstelik sözde insanî gerekçeleri öne sürerek bugün bölgedeki durumu “düzeltmek” için öne atılan Batılı devletlerin geçmişten beri Kürt ayrılıkçılığını destekledikleri göz önünde bulundurulursa, yeni bir “Çekiç Güç”ün Türkiye’ye konuşlanması, Türkiye, Suriye ve Irak’ın üniter yapısını bozacak, Batı kuklası bir Kürt devletinin meydana gelmesi tehlikesini beraberinde getirecektir.

Geçmişte İslâmcı terör örgütlerini emperyalist çıkarları doğrultusunda, örneğin Afganistan’da Sovyetler’e karşı kullanmış olan Batı’nın; IŞİD’in ortaya çıkmasıyla Orta Doğu’ya yeniden bir askerî müdahale fırsatı bulmuş olması, oynanan tiyatroyu gözler önüne sermektedir.
Bir damla petrolü bir damla kandan daha önemli bulan emperyalist anlayışın gündeminde petrol ve diğer enerji yataklarının ele geçirilip bölgede ikinci bir İsrail’in kurulması vardır. Bu nedenle IŞİD’in zûlmüne uğrayan Türkmenler küresel siyaset ve medya tarafından göz ardı edilmiş, kullanılmak istenen Kürtler öne çıkarılmıştır. Bunun bir yansıması olarak Suriye’nin çeşitli yerleşim bölgeleri, resmî adları dışında Kürtçe “Rojava”, “Kobanê” gibi adlarla anılır olmuştur.

Kendi ülkesinin güneydoğusunda asayişi sağlayamayan, bunun için bir çaba göstermeyen, kendi askerlerine terörist muamelesi yaparken teröristlere kahraman muamelesi yapan bir zihniyetin, “terör tehdidi” için tezkere çıkardığını belirtmesi ne kadar gerçekçi olabilir?

Sevr ve Mondros’ta bize sundukları asgari haklarımıza dahi saygı duymayan emperyalizme böyle bir açık çek vermek, ihanet değil de nedir?

AKP’nin bu ihanet tezkeresine MHP’nin destek vermesi kadar vahim olan da, ret oyu veren birçok CHP vekilinin bu kararının altında gayri millî nedenlerin yatmasıdır.

Bu karar, meclisteki vekillerin millet için “illet” olmaktan başka hiçbir anlam ifade etmediğinin göstergesidir.

Tarih, bu ihanetin aktörlerini tek tek yazarken, ülkeyi böyle bir uçuruma sürükleyenler er ya da geç yargı önünde hesap verecektir.

Türk Milleti bu tehlikelere tepki göstermelidir, tüm halkımızı ve irili ufaklı tüm vatansever oluşumları, dernekleri, toplulukları, siyasetçileri Türkiye ve Orta Doğu’nun barış ve huzuru için bu tezkereye karşı mücadele etmeye çağırıyoruz.

Bir Cevap Yazın