“Güzel bir düşünceyle, güçlü bir karakter birleşince harikalar ortaya çıkar. ”
Goethe

Güzel ve aydınlık bir düşünce etrafında, toplumun öncüsü, “gerçeği alnında ilk duyan kişiler” yani sanatçılar varoluşcu duruşlarıyla birleşirse ortaya aydınlık bir ülke çıkar. Her türlü dogmatik düşünceye karşı alınacak en doğru yol eleştirel düşünmedir. Bugün kanıtlamıştır ki ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün toplum ve özellikle sanatçılar için çizdiği her türlü ezberden uzak olan aydınlık yol, eleştirel düşünce ve eylemin yoludur. Türk devriminde sanatçıya verilen bu toplum öncülüğünün yapıcılığı büyük önem taşır.

Cumhuriyet döneminde sanatçılar üzerlerinde sorumluluk hissetmiş, duyarlılık ve özveriyle çalışmışlardır. Osmanlı’nın elitist İstanbul sanatı, Türk Bağımsızlık mücadelesinin ilerici düşünce ve sanatsal devrimiyle Anadolu’ya açılmış, orada kökleriyle buluşmuş, gidebildiği yere kadar gitmiş sonrasında Atatürk’ün ardından devletin sanat politikası da çökertilmiş ve bu yükseliş engellenmiştir…

Mustafa Kemal hür aklın iradesindeki eleştirel düşüncenin önemini vurgulamıştır. Toplum özgür iradelere sahip, özgürce düşünebilen, sorgulayabilen bireylerden oluşmalıdır. Bunun için eşit şartlarda çağdaş bir eğitim verilmelidir. Yani öğrenmeyi öğrenmelidir birey. Sanat da bu temel üzerine oturtulur. Çünkü sanatı anlayabilmek için belli bir eğitim ve alt yapı gereklidir. Bu eğitimin temeli özgür düşünce ve yaratıcılıktır. Kişiler ancak bu eğitimi aldıktan sonra sanatı doğru kavrayabilirler. Bu kavramların içi boşaltılırsa sanat ve sanatçının da içi boşaltılır.

Bugüne baktığımızda, yıllarca okullarda öğrenmemek üzere programlanmış, bir üç kağıtçı uyanıklığıyla aklını kullanmamak için çırpınan ve moda olan ne varsa takip eden bir meraksızlar sürüsü yetiştirmektedir milli eğitim sistemi. Kendi hayatında bencil, çıkarcı; ülkesi adına konuşurken özgüvensiz ve yetersiz… Bu hale sokulmuş bir toplumdan düşünmesini, sorgulamasını bekleyemeyiz. Hele böyle bir toplumdan sanatçı disiplini ve idealini üstlenecek bireylerin çıkması çok güç olur.

Biz bu özellikleri taşıyan sanatçıların bu dönemde asgari olduğunu üzülerek görüyoruz. Peki ne yapmalı? Bu sistemin değişmesini mi beklemeli, yoksa değiştirmek için bir yerden mi başlanmalı? Gidişat biraz gözden geçirildiğinde bizim için tek ve zorunlu seçenek ikincisi olacaktır. Bu durumdan rahatsız olan sanatçı ve sanatçı adayları bir an önce kapandıkları dünyadan sıyrılmalıdır. Yapacakları ilk ve en önemli şey kendilerini doğru bir şekilde eğitmektir ancak bu tek başına yeterli değildir.

Toplum içerisine karışmalıdır sanatçı, toplum sanatçıya çok şey öğretir en başta ait olduğu kültürü ve değeri. Toplumdan öğrenen sanatçı birikimlerini yaratıcılığıyla geliştirerek toplumu donatır.

Bu alışverişin yapıldığı gün, bir ulus her kesimiyle aydınlanır ve sanatçı ancak aydın bir ulusta kendisini doğru bir şekilde var edebilir. Atatürk’ün her çağda modern olacak fikirleri bu şekilde hayat bulacaktır. Toplumun izlerini taşıyan sanat eserleri, toplumu ileriye taşıyabilecek gücü kendinde bulacaktır böylece.

ÜÇÜNCÜ YOL / KÜLTÜR ve SANAT KOMİSYONU

Bir Cevap Yazın