[Bu yazılanların gerçek kişilerle ve olaylarla alakası VARDIR!]

03:06

A: Uyanık mısın?

B: İyi misin kardeşim ne oldu?

A: Uyuyamadım

B: Memleket meseleleri değil mi?

A: Her şey çok kötü ülkede, nereye baksam karmakarışık. Güven yok, huzur yok. Zoruma gidiyor. Böyle gecelerde sorumlu hissediyorum kendimi. Canım yanıyor resmen. Her geçen gün o kadar kötüye gidiyor ki… Üstelik kimse farkında değil. Farkındayım diyenlerin bile çoğu farkında değil! Söylesene biz ne zaman böyle olduk?

B: Kendi gücümüzü, nereden geldiğimizi, kim olduğumuzu unuttuğumuzdan beri kardeşim… Hep unutturmaya çalıştılar, her zaman da çalışacaklar…
Bugün Kıbrıs gazimiz komutan Muzaffer Tekin ölmüş.

A: Evet maalesef. Biliyorum.

B: Adamı süründüre süründüre öldürdüler!

A: Hepsinin ayrı ayrı yükü, acısı yüreğimde. Aileleri yıllardır perişan. Suçsuz yere… Düşünsene, üç ay beş ay değil, yıllar… Düşünsek de tam olarak anlamak imkansız. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bizim hissettiğimiz, onlarınkinin yanında hikaye…
Solda sıfır…

B: O yüzden ateş her yeri yakmadan uyanmayacak insanlar.

A: Umudumu yitiriyorum bazen ama sen ve senin gibi insanların var olduğunu, yanımda olduğunu düşündükçe iyi hissediyorum, güçleniyorum.

B: Kardeşim tüm bunların hesabı sorulacak, gerçek adalet yerini bulacak er ya da geç.

A: Yıllardır kabus gibi… Tükettiler, oydular içimizi.

B: …

A: Hayatta kalan diğer kumpas mağdurları yaşıyorlar mı sanki? Hepsinin içlerini oydular, zihinlerini oydular, ruhlarını oydular…

B: Bakalım ne olacak o konuda. Sonuçta bu sürecin maddi ve manevi bedelini ödediler. Şimdi onlara her manada “iade-i itibar” edilmeli. Hatta gerekirse özel bir madde ile görevlerine geri dönebilmeliler.

A: Senin gibi adamlara ihtiyaç var kardeşim.

B: Senin gibi adamlara da ihtiyaç var kardeşim.

A: Hayalperestçe değil, hiç olmadığı kadar gerçekçi…

B: Çıkacağız bu cendereden…

A: Her gün her gece düşünüyorum, hak ettikleri ‘son’ u diliyorum… “Hadi bir dilek tut” dediklerinde herkes aşk, sevgi, gelecek falan diler ya, ben bunların sonunu diliyorum. Her gün! Görmeliyiz…

B: Her şey için tek tek yargılanmalılar.

A: Tarih en kötü şekilde yazmalı.

B: Ekstradan kötü yazılmasına da gerek yok. Sadece yazılması gerekenleri yazsın tarih – ki genelde bunu yapar- , hak ettikleri gibi…

A: Toparlanmalıyız kardeşim biran önce. Çok dağınığız. Kendimize gelmeliyiz.

B: Biz toparlanacağız. Aynı evreyi Mustafa Kemal de yaşadı.

A: Bazen ne diyorum biliyor musun? Keşke şuan yaşasaydı ve bu kötü şartları görseydi…

B: Adam yıllar önce bu günleri resmen görmüş ve uyarmış bizleri. Aydınlatmış aslında yolumuzu. Ve aslında bizlere seslenmeye devam ediyor satırların arasından.
Bizse hep bir kurtarıcı bekledik. Hep istedik ki birileri bizim yerimize düşünsün, savaşsın, hatta ölsün! Biz de onu anlamak yerine anlamayı izinde yürümek zannettik. Biz dün mücadele etmediğimiz için bugünü kaybetmekteyiz. Fakat bugün bu yürüyüşümüze devam ettikçe yarın kazanan bizler olacağız. Yürüdükçe göreceğiz ki bu topraklarda Mustafa Kemal kaybetmez!

A: Evet, kesinlikle

B: Gecesini bizim gibi geçiren, içi yanan çok kişi var kardeşim. Biz bulacağız onları ya da bizi bulmalarını sağlayacağız. Bu ülke için, bu vatan için, birliğimiz için, bütünlüğümüz için…
Gerekli olan vatansever ve partiler üstü bir çekim merkezi…
Bunu da biz yapacağız.

A: Gerçek yürekli, gerçek insanlar lazım.

B: Anadolu’da bitmez zaten onlar.

A: Hep birlikte Anadolu ruhuyla, her türlü gericiliği, yobazlığı, cehaleti “gerçek eğitim”le boğacağız. Kalemlerle savaşacağız. Ama matematikten önce “yüreği”, “ruhu” ,“insanlığı” öğreteceğiz…

B: Evet eğitim. Ama tüm birimleriyle eğitim. Bir “eğitim seferberliği” bize lazım olan
Sen az önce yürek, ruh deyince Ulu Önder’in Zabit ve Kumandan ile Hasbihal kitabında Nuri Conker’e verdiği yanıtı anımsıyorum:
“Sen “Mertliğe yakışır seçkin huylar ve fedakâr bir ahlak anlayışıyla taçlanmayacak olan bilimsel birikimin dahi başlı başına amaca ulaşmayı” sağlamayacağını iddia ediyorsun. Bu iddianda ne kadar haklısın…
Hatta ben, senin önermeni tersine çevirerek iddia ederim ki:
Asıl olan mertlik ve özveridir!
Bunlar, yani karakter, bilimsel ve teknik birikim ile desteklenmese bile büyüklük kaynağıdır. Ancak her zaman emin, ideal sonuçlar vermez.”
Yani yürek, özveri ve eğitim…

A: Hiç bu kadar kötü olmamıştık kardeşim. Bu yüzden durum çok ciddi. Mayışanları silkelemeli, kendine getirmeli, Kurtuluş Savaşı ile kazanılan Türkiye Cumhuriyeti’nin evladı olduğunu hatırlatmalı, uyuyanları uyandırmalıyız.

B: Aslında olduk. Sadece, şimdi boyutu ve şekli farklı. O zehir dolu emperyalizmin iğnesinin bize girdiğinde verdiğimiz tepkiyi görenler, şimdi önce uyuşturmaya çalışıyor ruhumuzu, benliğimizi. O yüzden kolay değil işimiz.

A: Ortada kocaman bir ateş var. İlla o ateşe dokunup elimizin yanması mı gerek? Gözümüzü açsak biraz, burnumuzun dibinde yananları göreceğiz. Bu yetmez mi?

B: Günümüz insanı genelde daha somut temelli. Neo-liberal politikaların yarattığı “neo-yurttaş” modeli. Soyut değil somut olmalı düşman. Bizzat kapısına dayanmalı, bahçesine girmeli.

A: Somutlaştırıp, beş kere kanıtlayıp, bıçağı kemiğe dayandırmak gerekiyor sanırım. Bıçağın kemiğe dayandığı günler geldi kardeşim.

B: 38’den sonra kaderine terk edildi halk. On yılların kandırılmışlık ve kullanılmışlık duygusunun yılgınlığı bu… Tıpkı Milli Mücadele öncesindeki halkın askeri yılgınlığı gibi

A: Atatürk’ün ömrü toplumun psikolojisini düzeltmeye yetmedi. Sosyo-ekonomik açıdan temeli zayıf insanlara kaldı bu ülke…

B: Kesinlikle

A: Kardeşim çok doluyum kusura bakma. Seninle konuşmak istedim. Burada olsaydın sarılıp ağlardım sanırım.

B: Ne demek kardeşim, her zaman. Kalemimizle, yüreğimizle, Kurtuluş Savaşı ruhuyla, haksızlık yapan herkesin karşısında olacağız. Unutma devran döner bir gün…

A:”Herhalde âlemde bir hak vardır ve hak kuvvetten üstündür” Mustafa Kemal ATATÜRK

***

Bu gençlerin tek derdi tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti özlemi idi…

Bu gençleri yalnız bırakmayalım.
Gün birlik, beraberlik günüdür, gün uyanma günüdür.
Uyan ülkem. Uyan Türkiyem. Yarın çok geç olabilir…

Çağrı KAVUŞ