Cumhuriyetin, aydınlanmacı tarih doğrultusunda başlatıp sürdürdüğü bütün reformlara karşın; gerek kent ve kasabalarda, gerekse en yoğun üretici çoğunluğu barındıran köylerde yaşayan yığınları, neresinden bakılsa hala ilkel bir yaşam içindeydiler.

Bu durum eğitim sistemi içinde de kendisini göstermekteydi; o yıllarda halkın %82’si köylerde yaşıyordu ve köy okullarını bitiren çocuklardan binde biri, bir üst sınıfa gidebiliyordu; köylerinde kalıp aileleri gibi ilkel üretime katılan bu çocuklar, 3-5 yıl içinde öğrendiklerini de unutuyorlardı. Özellikle köy okulları, günlük yaşam içerisinde kullanma olanağı olmayan, işe yaramaz bilgiler vermekteydi. Hal böyle olunca da, bu kuruluşlar üretime ve yaşama etkisi hemen hemen hiç olmayan yapılar görünümünde kaldılar.

Cumhuriyetin ‘halkçı’ felsefesine uymayan bir görünümdü bu.
1935 yılında iktidarda olan CHP çağdaşlaşmak ve ülke ekonomisini daha ileri düzeye götürmek için köklü dönüşümlerin yapılmasını yani; ‘ilköğretim sorununun’ çözülmesi ve ‘toprak reformunun’ gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyordu.

İşte bu eğitim sorununda ciddi atılımlar yapacak proje: “Köy Enstitüleri”idi.
1937’de Köy Eğitmenleri Yasası çıktıktan sonra, İzmir Kızılçullu ve Eskişehir Çifteler’de ilk köy öğretmen okulları açılır. Daha sonra Hasan Ali Yücel’in bakanlığı sırasında, İsmail Hakkı Tonguç’un büyük çabalarıyla; 17 Nisan 1940’ta, 3803 sayılı “Köy Enstitüleri Kanunu” çıkarılır.

Köy yaşamından gelen insan, amaca göre eğitilerek yine köyüne gönderilecekti. Böylece, köylüyle öğretmen arasında bir bağ oluşacaktı.
Köy Enstitülerinde uygulanan yöntem “İş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim” sözüyle sloganlaşmıştı. Öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma-yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern, ilmi tarım teknikleri sayesinde bilinmeyen tarım ürünlerini köylülere öğretecekti. Böylece, kitaba deftere dayalı öğretim ile birlikte iş için, iş içinde eğitim ilkesi de tatbik edilmiş oluyordu.

Enstitülerde, öğrencilere ayrılan zamanın yarısı kültür derslerine, dörtte biri tarıma ve geriye kalan dörtte biri de teknik dersler ve çalışmalara veriliyordu. Her gün bir saat süreyle ders dışı kitap okunuyordu.

İlk yıl, öğrenciler her alanda çalıştırılıyor, bu yolla yetenekleri araştırılıyordu. Daha sonra öğrenciler yeteneklerine göre farklı dallara yönlendiriliyordu. Köy Enstitüleri, her insanın başaracağı bir işin kesinlikle olacağına inanan ve o doğru işi öğrencilere bulan kurumlardı. Enstitülerde uygulanan yöntem, demokratik bir anlayış ve ortak bir sorumluluk bilinci içerisinde günlük yaşayış ve işleyişi düzenlerdi. İdareciler, öğretmenler ve öğrenciler, her yönden aynı koşullar içinde yaşıyor ve çalışıyordu; giyinişlerinde bile farklılık yoktu. Eğitici değeri olmayan işler dışında hizmetli kullanılmıyordu.

1940-1946 arasında köy enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve buralarda üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1.200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapılmıştı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmiştir. Kapatıldığı 1954 yılına kadar Köy enstitülerinde 1.308 kadın ve 15.943 erkek toplam 17.251 köy öğretmeni yetişmişti.

Peki bu unutulmaz eser nasıl yıkıldı?

1945’ten sonra iktidarı kaybedeceği kaygısına kapılan CHP, Cumhuriyet devrimlerinden bir kısmını gözden çıkardı. Din derslerini yeniden koyarak (1949), din görevlisi yetiştirecek İmam Hatip Kursları’nı başlatarak (1948) ve İlahiyat Fakültesi’ni yeniden açarak (1949) muhafazakar kesimin oylarını toplamayı umdu. Oy kaygısı ile feda edileceklerin başında ise Köy Enstitüleri geliyordu. İnönü liderliğindeki CHP, 1946’da Hasan Âli Yücel’i kabine dışında bırakarak, onun yerine enstitülere muhalif olanları temsil edebilecek kişilikte olan Reşat Şemsettin Sirer’i getirdi. Sirer, Tonguç ve onun kadrosunu tasfiye ederek, kendisinin “Islahat” dediği geri sayımı, çöküntüyü başlattı.

1947 yılında köy enstitülerinin program ve yönetmelikleri değiştirilerek önemli ölçüde eski “İlköğretmen Okulu” geleneğine dönüldü. Sözde ‘ıslah edilmiş’ yeni köy enstitüsü anlayışı; öğretmen adaylarına tarım ve teknik alanında edindirilen ek branşları kaldırıyor, daha önce bu amaçla köy öğretmenlerine verilen tarla ve üretim araçları geri alınıyordu. Bu süreçte eğitim yaşamında, öğrencilerin katıldığı demokratik yönetim anlayışı yerine geleneksel emir-kumanda anlayışına dönüldüğü görülüyordu. Bu dönemde sudan gerekçelerle yapılan soruşturmalar sonucunda enstitülere yönelik karalamalar ustalıkla başlatıldı. Buralarda “komünistlik eğitimi” yapıldığı, karma eğitim nedeniyle öğrencilerin ahlaka aykırı ilişkiler içinde olduğu, milli duyguları köreltici eğitim uygulandığı, yolsuzluk yapıldığı vs. gibi safsatalar yayıldı. 1946-47 öğretim yılında Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlılar özel bir emirle askere sevk edilerek ve 45’inin yedek subaylık hakları ellerinden alınarak “çavuş” çıkarıldılar. Bazı Yüksek Köy Enstitüsü mezunları da köy enstitüsü öğretmenliği, denetmenlik, gezici başöğretmenlik görevlerinden alınıp ilkokul öğretmenliğine atandılar.

1947’den itibaren köy enstitülerinde öğrenci azaltılması yoluna gidildi; özellikle kız öğrenci sayısında olağanüstü düşüş oldu. Örneğin, 1945-46 öğretim yılında 14.464 olan öğrenci sayısı, 1947-48’de 12.892’ye; aynı yıl kız öğrenci sayısı 1.396’dan 1.078’e, 1949-50’de de 721’e düştü.

27 Ocak 1954 tarihinde çıkarılan 6234 sayılı kanunla Köy Enstitüleri, “İlköğretmen Okulları”na dönüştürüldü. Yeni ilköğretmen okullarına % 25 oranında kentlerden de öğrenci alınmaya başlandı. Bu ilköğretmen okulları 1960’dan sonra kısmen karma eğitime geçti. Ancak, 1973 tarihinde çıkarılan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu dayanak gösterilerek bu okullar 1974’te “Öğretmen Lisesi”ne dönüştürülüp buralarda öğretmen yetiştirmekten vazgeçildi. Yani artık ilkokul (sınıf) öğretmeni, liseye dayandırılan iki yıl süreli eğitim enstitülerinde yetiştirilmeye başlandı. Bu görev, 1982’den sonra üniversitelere devredildi. 1989’da “Anadolu Öğretmen Lisesi”ne dönüştürülen öğretmen liselerinin döner sermayeleri kaldırıldı, fiziksel altyapıları Milli Emlak tarafından parçalanarak önemli kısımları başka kurumlara dağıtılmaya başlandı.

Tarihimize nam salmış bir eğitim projesi olan Köy Enstitülerini kuran CHP ve bu unutulmayan eseri tarihin karanlık sayfalarına gömen yine CHP. Bu derece mükemmel sonuçlar elde etmemize rağmen eğitim sistemini kökünden değiştiren bu enstitüleri kapatmak için bazı çıkarların olması gerekir. Nitekim CHP’de olduğu gibi. Ama bu çıkar toplumsal bir çıkar değildir, çünkü Köy Enstitülerinin toplumsal yaşamın demokratikliğine ve çağdaşlaşmasına verdiği katkılar tartışma konusu bile olamaz. Maalesef ki tarih boyunca çıkar çatışmaları yüzünden, tarihin aydınlık sayfalarına atılan birçok önemli adım yerinde saymış ve yavaş yavaş yok olmuştur. Ve tekrar maalesef ki Köy Enstitüleri bunun en büyük kanıtıdır.

Semra TAŞDURMAZLI

Dipçe:
(Server Tanilli- Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz)
(Niyazi Altunya – Köy Enstitüsü Sistemi / Cumhuriyet Kitapları 3. Baskı)
(tr.wikipedia.org)

Bir Cevap Yazın