H. Deniz Yılmaz
H. Deniz Yılmaz

Ermeni soykırımı uzun zamandır uluslararası anlamda gündemden düşmeyen ve ne hikmetse yalnızca “emperyalist” güçlerin kabul ettiği, bizim ülkemizde de emperyalist güçler tarafından finanse edilen siyasal parti ve sivil toplum kuruluşlarınca kabul edilen tarihi bir yalan…

Evet, kimimiz kesinlikle yoktur diyor. Kimimiz daha doğrusu kendisini hiçbir zaman “Türk” kimliğinde göremeyenler ve bu kimliği kabul edemeyenler “Faşist Türkler kesinlikle Ermenileri katletmiştir” diyor.
Geçen sene başbakan ( günümüzün Cumhurbaşkanı ) Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilki gerçekleştirerek 1915 olayları için bir taziye mesajı yayınlamıştı. Bu mesaj ile birlikte zaten her sene gündeme gelen bu soykırım yalanı özellikle bu mesajdan sonra gündemdeki sıcaklığını git gide arttırdı.
Bu yıl ise Papa kabul etti emperyalist yalanını. Ardından ülkemizde etnik siyaset yapan HDP kabul etti. Hem de kayıtsız şartsız!
Böylesi bir tarihi olay için tek pencereden bakmanın hiçbir tarafa katkısı olmayacaktır.
Ve öncelikle bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak gerekir.
Ne yazık ki ülkemizde ağzı olan konuşuyor. Bildiğine de bilmediğine de…
Neyse girişi çok uzun tutmayalım. Gelelim Ermeni Meselesi’ne.
Kasetleri baya bir geriye saracağız. Ermenilerin Osmanlı zamanındaki durumlarına bakacağız. Gerek siyasi, gerek iktisadi, gerekse sosyolojik anlamda meseleyi ele alacağız.

İlk olarak Sovyet Ermenistan’ı devlet adamı olan B.A. Boryan’ın “Ermenistan, Uluslararası Diplomasi ve SSCB” adlı eserinden alıntılarla yazımıza başlayabiliriz:

“Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesinden sonra İstanbul’da yaşayan Ermenilere yönelik hiçbir kötü muamele, hor görme olayı yaşanmamıştır. Ermeniler için hiç bir zaman kötü bir sonuç doğurmamıştır.
Hatta tarihsel kaynaklar, Sultan Mehmed’in; Ermenileri sevdiğini ve Ermeni milletini devlet için yararlı gördüğünü, tebaasına insancıl yaklaştığını, mali işlerdeki tecrübelerine ve bilgilerine saygı duyarak Ermeni zanaatkar ve tüccarları İstanbul’a davet ettiğini yazmaktadır. Aynı şekilde Sultan I. Selim de 1513 yılında Tebriz’i fethederek diğerleriyle birlikte bütün Ermeni zanaatkarları da İstanbul’a getirmiştir. Milli Ermeni Tarihi, Türk Sultanlarının 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Ermenileri esas olarak sevdiklerini ve imkanları ölçüsünde koruduklarını ileri sürmektedir. ”

“Ermeniler ise, Osmanlı topraklarında barış içinde yaşamıştır ve Türklerin askeri başarılarından mutluluk duymuşlardır.”

“1606 yılında Kıbrıs’taki Rum ayaklanmasının Türkler tarafından bastırılması Ermeniler arasında mutluluk yaratmıştır. 1780 yılında Rus Çarlığı’nın önemli komutanlarından Suvorov’a yazılan raporda İran Şahlığı hakimiyeti altındaki Ermenilerin ezildiği ve sömürüldüğü bunların birçoğunun Türkiye’ye kaçtığı ifade edilir. ”

Buraya kadar anlaşılan şu ki; Ermeniler o yıllarda Osmanlı için bir tehdit veya bir sorun teşkil etmemiştir.

Ermeni halkının dini inançları konusunda yine Türkiye’de yaşamak istediklerini açıkça belli eden belgeler de elimizde bulunmaktadır. İşte bunlardan yalnızca bir tanesi:

“1821 yılında Hassan Han, Kars bölgesinden esirler almış ve Ermeni esirler, Agasi tarafından kurtarılmıştır. Agasi, dindaşları olan Ermenilerden Rus topraklarında yaşamalarını istemiş, fakat Ermeniler reddederek Türkiye’ye geri dönmüşlerdir. ”

1835 yılında Baron Vrangel, Baron Rozen’e “Gümüşhane’de idari makamlar, Rum ve Ermenilere dini ayinleriyle ilgili hiçbir baskı yapmıyorlar. Ticaret, tamamen Rumların ve Ermenilerin elinde” demiştir.

Hatta Komünizmin babası Marx bile “Hıristiyanları, Türkiye’de dinsel özgürlüklerinden Avusturya ve Rusya’dakilere göre daha çok yararlanıyorlar” demiştir.

Ermenilerin Türkiye’deki ekonomik durumlarını ele aldığımızda ise, Rus orduları Türkiye’ye seferleri sırasında Türkiye’de Ermenilerin yaşadığı bölgelerde çok sayıda hayvan ve dolu ambarlarla karşılaşmıştır. Bu durumu Rusya Ermenistan’ında ve Kafkasardı’nın hiçbir bölgesinde görmek mümkün değildir.

Ermenilerin Türk-Rus Savaşı öncesinde yalnızca kamusal alanlarda değil, evlerinde bile Türkçe konuştuklarını Birinci Dünya Savaşı’nda Rus ordularında çevirmen olarak çalışmış Rus Türkolog V.A. Gordlevskiy’in Türkiye Notları’ndan öğreneceğiz:

“Ermeniler, genel olarak sadece kamusal alanlarda değil, evde de Türkçe konuşuyor, ticari yazışmalarda Türkçe kullanıyordu; ancak Ermeni harfleriyle yazıyorlardı. Türkler tarafından unutulmuş Dede Korkut Destanı kısa zaman önce Beyşehir’de bir Ermeni tarafından tekrar yazılmıştı.”

Görüldüğü üzere; ne Osmanlı yönetiminden Ermeni halkına karşı bir baskı politikası söz konusu ne de Ermeni halkından Osmanlı’ya karşı bir hainlik. Buraya kadar her şey normal peki ya film nerede kopuyor? Böylesine uyum içinde yaşayan, dini ibadetlerini özgürce yerine getirebilen hatta hiçbir baskı olmadan KENDİ İSTEKLERİYLE “Türkçe” konuşan bir halkın “çoğunluğu” nasıl oldu da bir anda eşkıyalığa ve hainliğe soyundu?

“Rus ordusunun Yeşilköy’e kadar geldikleri günlerde, Ermeni Patriği Nersis Verzabetyan’ın Rus ordusu Başkomutanı Grandük Nikolay’ya gidip: Ermenilerin çoğunluk halinde bulundukları Osmanlı’nın doğu illerinde ‘Bağımsızlıklarının tanınması ve duyurulmasını, bu mümkün olmazsa hiç değilse Rus kontrolü altına alınmasını’ rica etti.” (İsmet Bozdağ – Tarihin Vicdanını Sızlatan Soykırım Yalanı sy:26)

Ermeni Patriğinin bu isteği tam olarak yerine gelmese de savaş sonrası imzalanan ve 29 maddeden oluşan Ayastefanos Antlaşması’nda Ermeniler ciddi bir özerkliğe kavuşacaktı. Ayastefanos Antlaşması’nın şartları çok ağırdı. Osmanlı, Avrupa’yı Ruslara karşı kışkırtma politikası yürütmüştü, ki zaten Ayastefanos Antlaşması Avrupa devletlerinin de çıkarlarıyla çatışıyordu. Buna karşılık Avrupalı devletlerin de katılımıyla 1878 yılında Berlin Anlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmada Ayastefanos Antlaşması’nda geçen “Ermeni Islahatı” için Ermeniler yaşadığı bölgelerde gerekli çoğunluğa sahip değildi. Ayastefanos Antlaşması’nda bulunan Ermeni ıslahatı maddesi Doğu illerinde çoğunlukta bulunan Türkleri, Kürtleri ve Çerkezleri, Ermenilere karşı bir tutum almaya itti. Ermeni ıslahatı, Berlin Antlaşması’nda yenilenerek: “Osmanlı Devleti, Ermeni bulunan eyaletlerde gerektiği ölçüde ıslahatı hemen yapmayı, Ermenileri Kürt ve Çerkezlerden korunmasını taahüt eder” şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca, Berlin Antlaşması’na göre bu ıslahatları yalnızca Ruslar değil, Avrupalı devletler de denetleyecekti. Bu karar Ermeniler için oldukça olumluydu. Bir Ermeni devletinin yaratılmasını sadece Rusya değil, Avrupalı devletler de bu antlaşmayla desteklemiş oldular.

“Ermeniler Rusya ile ilişkilerini kendileri zayıflatmıştı. İngilizler ise Rusya’nın yakın doğu siyasetine izin vermek istemiyordu. İngilizlere, Türkiye’de kendi siyasetini uygulamak için, Ermeniler gerekli değildi. Asıl neden, Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan gizli antlaşmalardı. Bu antlaşmalara göre, Türkiye’yi Rusya’dan korumak için İngiltere, Türkiye’den Kıbrıs’ı almıştı. Bu nedenlerle İngiltere, Çarlık Rusya’sının Ermenilere verdiği desteği ortadan kaldırdıktan sonra Ermenileri desteklemekten vazgeçti ve onları büyük devletlerin oyunlarındaki rollerini anlayan Türk Hükümetinin ‘himayesine’ verdi.” (Mehmet Perinçek- Rus Devlet Arşivlerinde 150 Belgede Ermeni Meselesi sy:31-32, Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin 1926 yılı baskısı “Ermeni Meselesi”)

Bu olaylar yaşanırken, 1890 yılında Kafkasardı Bölgesi’nde Hınçak ve Taşnaksutyun milliyetçi partileri kuruldu. Bu partiler Osmanlı’ya ajanlar gönderiyor, kışkırtıcı propagandalar yapıyor ve gerilla birlikleri oluşturuyorlardı. Hınçak ve Taşnaksutyun’un esas amacı askeri bir başarı değildi. Daha çok büyük devletlerin dikkatini yeniden Ermeni Meselesi’ne çekmekti. Böylece unutulan Berlin Antlaşması 61. maddeyi yeniden gündeme getirmekti.

“1890’lı yıllarda Ermeni milliyetçi burjuvazisinin yalnız bırakılması, Taşnaksutyun Partisi’nin politikasını değiştirmişti. Taşnaklar, Türk Devrimci hareketi içinde kendisine destek aradı. Jön Türkler ile anlaşma yapıldı. 1907’de Taşnakların girişimiyle Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bütün muhalif partiler, Paris’te kongre topladılar ve bu kongrede devrim planları üzerine çalışıldı.” (Mehmet Perinçek- Rus Devlet Arşivlerinde 150 Belgede Ermeni Meselesi sy:32, Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin 1926 yılı baskısı “Ermeni Meselesi”) Osmanlı’da 1908’de ikinci meşrutiyet ilan edildi. Ancak Taşnaklar’ın yaptığı anlaşmalara rağmen beklentileri gerçekleşmedi. Taşnaklar bir kez daha yön değiştirerek yine ilk başvurdukları Rusya’ya yöneldiler. Bu duruma Çarlık Rusya’sı da sıcak bakmaktaydı. Çünkü dünya savaşı kaçınılmaz hale gelmişti. “Rus Diplomatlar, örgütlü Ermeni burjuvazisi anlaşma yaptılar ve Türkiye’den Doğu vilayetlerinde reform talep ederek ‘ezilen Ermenilerin savunması’ rolünü açıktan üstlendiler. “(Mehmet Perinçek- Rus Devlet Arşivlerinde 150 Belgede Ermeni Meselesi sy:33, Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin 1926 yılı baskısı “Ermeni Meselesi”)

Osmanlı uzun tartışmalar sonunda bu reform anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Reformlar yine büyük devletlerin denetiminde yapılacaktı. Ancak en çok nüfuza sahip olan devlet Rusya idi. Bu reform anlaşması ile Ermeniler; dilde, yönetimde ve askeri alanda ciddi bir özerkliğe kavuşuyordu.

Hasan Deniz YILMAZ

24 Nisan 2015

Paylaş
Önceki İçerikErmeni Meselesi – 2
Sonraki İçerikAtılıyoruz Kavgaya İmanla, Tam da Başa Sardığı Yerden
H. Deniz Yılmaz, 17 Ağustos 1994 tarihinde Niğde'de doğdu.İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da gördü. Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünden mezun oldu. Aynı zamanda Niğde Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nde Denetleme Kurulu üyeliği ve başkan yardımcılığı yaptı. İlgi alanları futbol, tenis, sinema ve fotoğrafçılıktır. Kocaeli Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde eğitimine devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın