Devletler uluslararası alanda itibarları ile var olurlar. İtibarını ve saygınlığını yitirmiş bir devletin egemenliği yalnızca klasik ‘devlet’ tanımındaki ‘teorik egemenlik’ten ibaret kalır; fiili egemenlik sona erer. Aynı şekilde, devletlerin uluslararası sistemdeki temel amaçları ‘güvenlik’tir; hem sınırları içinde hem de sınırları dışında sahip olduğu unsurların güvenliğini sağlamakla yükümlüdürler.

Bugün Türkiye dünyadaki saygınlığını yitirmenin bir sonucu ile karşı karşıya kaldı. Akdeniz’de, Libya- Tobruk kıyılarının yaklaşık 13 mil ötesinde alçıpan taşıyan Türk gemisi bombalandı, geminin üçüncü kaptanı hayatını kaybetti, yaralananlar oldu. Hukuki açıdan baktığımızda, Birleşmiş Milletler Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni açıkça ihlal eden bu duruma karşın Dışişleri yetkilileri yalnızca ‘kınamakla’ yetindi, her zamanki tepkisizliğini ve duyarsızlığını koruyarak.

BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre, gemiler uluslararası sularda ve bir başka ülkenin kara sularında ‘zararsız geçiş hakkı’na sahiptirler. Ülke ayrımı olmaksızın, kıyı devletinin güvenliğini tehdit etmeden ve uluslararası barışa zarar vermeden her ülkenin ticaret gemisi bu sulardan geçebilir. Kaldı ki, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde karasuları sınırı 12 mil olarak belirtilmiştir, yani Türk gemisinin Libya kıyılarından 13 mil uzakta saldırıya uğramasının hukuki hiçbir dayanağı yoktur. Türkiye’nin uluslararası sulardaki güvenlik hakları açıkça ihlal edilmiştir.

Son zamanlarda uluslararası alanda Türkiye’nin itibar kaybetmesi söz konusu, özellikle de Akdeniz’de. Örneğin; Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır ve sonradan İsrail’in de katılımıyla imzalanan işbirliği anlaşması, Doğu Akdeniz’de yaratılan Türkiye karşıtlığı, Akdeniz’de bulunan doğal kaynaklardan Türkiye’nin yararlanamaması, Kıbrıs sorununda uluslararası engeller, son olarak da bugün Türk gemisinin saldırıya uğraması. Tüm bunlar Türkiye’nin gittikçe tutarsızlaşan dış politikasının bir sonucudur.

Bugün ülke içinde meşruluğu sorgulanan hükümetin dış politikada yapmış olduğu hatalar, yalnızca hükümetin değil, uzun vadede Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bedel ödeyeceği sonuçlar doğuracaktır, bu hatalar tüm ülkeye mal olacaktır. Acilen gerekli önlemlerin alınması, yaptırımların uygulanması ve devleti ‘devlet’ yapan unsurların dikkate alınarak kaybedilen itibarın geri kazanılması gerekmektedir. Başta da söylediğimiz gibi, devlet, itibarı sürdüğü sürece devlettir; aksi takdirde ‘uluslararası hukuk’ dediğimiz kavram yalnızca ‘5 büyükler’ için geçerli olacaktır.

Tüm bunların yanı sıra, kamuoyunda geminin Libya’daki ayrılıkçı gruplara silah taşıdığı yönünde şüpheler var. Son birkaç yıldır gerek Suriye gerekse diğer Ortadoğu ülkelerinde ‘teröre destek veren ülke’ konumundayız. Bu durum da, ülke dışından Türkiye‘ye gelen haksız saldırıların meşru kaynağı olabiliyor. Gemide silah taşınmasa dahi, Türkiye hakkındaki bu olumsuz algıyı -hele ki Ortadoğu’da kırmak kolay degil. İşte tam da bu sebepten ötürü dış politikada yapılan hatalardan vazgeçilmeli, Türkiye’nin itibarının bir an önce düzeltilmesi gerekir. Türkiye gibi terörden yıllarca muzdarip olan ve hala olmaya devam eden bir ülkenin, kendinden daha ‘güçsüz’ olarak tabir ettiği bazı Ortadoğu ülkelerinde terör örgütlerine destek vermesi, yıllarca dış politikadaki temel prensibimiz olan ‘yurtta sulh,cihanda sulh’ ilkesini ihlal etmektedir.

Zeynep Nur GÖZÜTOK

13 Mayıs 2015

Bir Cevap Yazın