Üçüncü Yol’da başlamış olduğum bir yazı dizisi var Cumhuriyet Gazetesi’ne dair.

Bu yazı dizisinin amacı, çok uzun yıllar tehdit ve işgal altında olan, yer yer işgalcileri uzaklaştıran ama tam olarak ayağını kesemeyen gazeteye son dönemde yapılan ölümcül “altın vuruşu” göstermek.

Bunu da gazetenin yayın politikasındaki “dönüşüm” üzerinden göstererek yapmak.

***

Bu seride şu an için yazılan 6, yayınlanan 3, taslak aşamasında olan yine 3 yazı bulunmakta.(Toplam 9 yazı) Fakat gündemin birden Can Dündar merkezine çekilmesiyle serinin dışında bir yazı yazmak, “olan-biteni” daha doğru anlamak açısından farz oldu.

İleride olayların sırasına göre numaralandırılacak bu yazı, şimdi serinin içinde ama serinin sırasının dışında sizlerle paylaşılıyor.

***

Nefret ile sevginin kardeş olduğunu iddia ederler. Bu durum, kimi zaman yaşadıklarımızla doğrulanır, kimi zaman da tam tersi, yalanlanır.

“Senden nefret bile etmiyorum” cümlesini kaç kişi ilk anda olumluya olumsuza net bir şekilde yorabilir?

Türkiye’de kargaşadan beslenen bir yönetim var. Kendi kitlesini diri tutmasının yolunu kendi kitlesinin dışında gördüklerini hedef yapmakta, kışkırtmakta gören bir yönetim…

“Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında birleşirler” demiş üstat Bertolth Brecht.

Bu doğru.

Fakat söz hakkına sahip olana karşı eleştirel yaklaşan bir düşünce, sadece “karşıtlık”tan beslenirse, homojen bir düşünce oluşamayacağı için, üretici olamaz. Sadece saldırır ve karalar.

Bugün ülkenin en az %30’u RTE’yi seviyor olabilir.

Fakat gözle görülür bir gerçek, en az %50’sinin de nefret ettiğidir.

Nefretle sevginin kardeş olup olmadığı tartışmaya açıktır. Fakat tartışmaya açık olmayan şey, nefretin gözü körelttiği, aklı devre dışı bıraktığı ve sağlıklı bir durum olmadığıdır.

Bir noktaya, bir kişiye, bir yaklaşıma karşı nefretin doruğa çıkması, nefret edilene karşı olan ya da nefret edenin karşı çıktığı kişi ve kurumları objektif değerlendirmemize yol açabiliyor.

Kavga kötülerin kavgası da olsa, kendimizi bir taraf seçmek zorunda hissediyoruz ve böylece hataya düşüyoruz.

AKP’nin iktidarını, uzaya yollanan uzay mekiğine benzetebiliriz. Uzay mekikleri belli kısımlardan oluşur. Bu kısımların bazıları belli aşamalardan sonra ihtiyaç kalmadığında mekiğin merkezinden ayrılır ve boşlukta savrulur. İlk olarak onu harekete geçiren roketlerden arınır roketlerin başındaki paraşüt açılır, okyanusa düşen roketler “tekrar kullanılmak” için toplanır. Sonrasında da diğer bazı aparatları ayrılır.

Merkezinde gericilik olan AKP de uzay mekiğinden farksızdır.
Onun yükselmesi için gerekli olan “demokrat”, “yetmez ama evetçi”, “neo-con” roketleri olmuştur. O roketlerin işi AKP tarafından bitmeye başladıkça da, atılmıştır dışarıya. O roketler de paraşütlerini açmış, sistem onları tekrar kullanmak için okyanustan toplamıştır.

Bu dönemde yapılan, AKP tarafından istediği şekilde kullanılıp da sonrasında ihtiyaç duyulmayanı, AKP’yi yaratan sistemin AKP karşısına çıkar(ıl)masından ibarettir.

***

Yine bu bağlamda Cumhuriyet Gazetesi’ne dönecek olursak, gazetedeki işgal, Can Dündar’ın gelmesiyle ölümcül aşamaya gelmiştir.

Can Dündar döneminde gazeteye getirilen kişiler ve gazetenin uğradığı değişim önceki sayılarda yazıldı.

Geçmişi yazdık, dünü de yazdık, yazmaya devam edeceğiz.

Peki, tüm bu olayların olduğu,

Can Dündar’dan da muhalif yaratılmaya çalışıldığı günde ne yazdı Cumhuriyet?

Ve neler dedi manşetlere yorum katan yayın yönetimi, ona bakalım.

***

2 Haziran 2015’te 2 kapaklı çıktı Cumhuriyet.

Aslında bu yaklaşım, tam da Can Dündar Cumhuriyeti’nin genel tavrını gösteriyor.

Ön planda “AKP karşıtlığı”. Arka planda ise ulus-devlet karşıtlığı, Kemalist Devrim karşıtlığı, HDP seviciliği ve PKK normalleştirmesi. Ve de ulustan etnik azınlıklar yaratma çabası.

İlk kapakta “SORUMLUSU BENİM” manşetinin altında, “Can Dündar yalnız değildir” mesajı veriliyor, gazetenin yazar kadrosu ve destekçilerinin fotoğraf ve isimleri tüm sayfayı kaplıyordu.

Bu “karede” olmadığı gözümüze çarpan tek isim, düşüncesinden ve duruşundan asla taviz vermeyen, Can Dündar’ın göreve gelmesinden sonra gazeteden gönderilmeye çalışılan, tepkiler üzerine yeniden gazetede yazılarına devam eden Işık Kansu.

Dönemin Kürtçülerinin en büyük hedeflerinden olan İlhan Selçuk’un “Gazetenin Vicdanı” dediği Işık Kansu’nun, dönem Kürtçülerinin “Can’ı” olan Can Dündar’ın dolaylı propagandasında olması, bizim için İlhan Selçuk’un ileri görüşlülüğünden başka bir anlam ifade etmemektedir.

Devam edecek olursak ikinci kapaktan, dün duyurusu yapılan bir röportaj var Ayşe Yıldırım imzalı.

Bir gün önceden yine manşetten yapılan röportaj duyurusunda tercih edilen başlık ve alt başlıklar, yaklaşım hakkında ipuçları veriyor:

“Cumhuriyet seçim öncesi Kandil, Erbil ve Mahmur’daydı”.

– AKP’nin tek başına iktidar olursa Kandil’in tutumu ne olacak?
– HDP’nin kiminle koalisyon yapmasından yanalar?
– JİTEM ve kontrgerilla hortladı mı?
-Türkiye nereye silah ve asker gönderiyor?
-Seçimden sonra nerede operasyon yapılacak?

İlk kapakta taptaze ve haklılıktan beslenen mağduriyet.
İkinci kapakta ise iç yüzü olayın, olaylara gazetenin bakışının.

***
Birileri birilerine “paralel” yaftası yaparken, tepeden tırnağa Türkiye “Cumhuriyeti”ne paralel olan bir örgütün şehir yapılanmasının ayağına gidiyor “Cumhuriyet” gazetesi.

Bu kısımda özellikle gazetenin olayı yorumlamasına odaklaşmakta fayda var, yazının daha da fazla uzamaması adına.

İkinci ilk sayfanın manşeti şu şekilde:

“KANDİL’DEN KORKUTAN İDDİA: ERDOĞAN SAVAŞA SÜRÜKLÜYOR”

Cumhuriyet Gazetesi yayın ekibi için daha net anlıyoruz ki Kandil “meşru” ve “yetkili” bir merci.

İlk satırdaki cümlede kastedilen yeri anladığımızda, anladığımız yer üzerinden diğer “parçaları” rahatlıkla tahmin edebiliyoruz:

“Güney Kürdistan’a silah ve asker gönderdiklerine dair bilgiler aldıklarını ileri süren Cemil Bayık…”

Evet, gazete Cemil Bayık ile röportaj yapıyor.

İnsan düşünüyor mesela. Bu röportaja yapılabilmesi için aracı olan kim-ler?
Bu röportaja aracı olurken karşı tarafta güven yaratacak kadar kredi biriktirenler kim-ler?

Röportajda KCK denen yapının sesine ses katıyor Cumhuriyet, daha geçen hafta HDP’ye oy isteyen Bayık propagandasına keyfini bozmadan devam ediyor.

Kendisini bu karenin içinde görme çabasında olanlar düşünsün.

Röportajın girişindeki yorum, yine (2.) Cumhuriyet imzalı:

“Kandil’de “gerilla” giysili gençler yol gösteriyor bize. Telefonlarımızı kapatmamız rica ediliyor. “Bizim için değil köylüler için” diye ekleniyor: “Koordinatları izleyen Türk uçakları gelip ateş açıyor, köylüleri vuruyor. 2011’de arabalarıyla giden 6 kişilik aileyi öldürdüler. Sonrasında bir özür bile dilemediler. KDP de tepki göstermedi. Biz de ailenin anısına bir anıt diktik.” [32]

İnsanın evine alıp besleyesi geliyor “gerilla” giysili gençleri.

Devam:

“Ve PKK bölgesine ulaşıyoruz. Öcalan’ın posterinin asılı olduğu kontrol noktasından geçtikten sonra Kandil’e ilerliyoruz.(…)Bize göre Kandil ama gerillaya göre Kandil etekleri” [33]

Gerilla?
Aman canııım, takılmayın artık siz o lafa!

Cemil Bayık’ın HDP’ ve yandaşlarını içine kattığı “demokrasi üçleri”nin boşluğu doldurması gerektiğini belirtip, “bundan iyi fırsat bulamazlar” diyor.

Bu cümle bile gayet özetleyiciyken çabuk benimsiyor kavramı Cumhuriyet muhabiri, saniyeler içinde içselleştirip, kavramı besler nitelikte soruyor:

– Görünen o ki demokrasi güçleri iddialı bu kez…” [34]

Yazı, KCK-PKK’nın meşrulaştırılması, güçlü ve otoriter algılatılması, AKP’nin doğal müttefiki değil de rakibi gibi gösterilmesi ekseninde devam ediyor ve ilk kısım böyle son buluyor.

***

Başka bir sayfa Erdoğan’ın katıldığı programdaki “ihtişamı”, gazete tarafından tarihçilere soruluyor.

Bunlar birisi kim peki?

Ayşe Hür. [35]

Hani şu belgesiz tarihçiliği Türk tarihçiliğine dahiletmeye çalışan, Tarihçi- Yazar Sinan Meydan tarafından HABERTÜRK’te etkisiz hale getirildiğinde “belgeyi evde unutmuşum” kolaycılığında “tarihçi duruşu”nu korumaya çalışan Ayşe Hür.

Kemalizm’e ve Atatürk’e karşı hissiyatları paçalarından akan.

Başka bir sayfada kimi önemseyip de bir sütun ayırıyor peki Can Dündar Cumhuriyeti?

“Mehmet Altan”.

Onun birazcık ilerisinde ise bir tepkiye “alan” veriyor gazete.

Tepki çeken kim?

Leyla Zana.

Tepki çekilme nedeni ne?

Zana’nın “Kürt sorununu çözerse Erdoğan çözer” demiş olması.

Tepki gösteren kim peki?

Tabii ki Sezgin Tanrıkulu. İş arkadaşlarının tabiriyle TR-705.

***

HDP’nin gerçek görüş ve yaklaşımlarını görmek, açıktan desteklemek isterseniz Özgür Gündem’i okuyun; hani şu İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu’yu hedef tahtasına koyan.

Yok, biz dolambaçlı yolları seviyoruz, bu şekilde varmak istiyoruz “HDP desteği noktasına” diyorsanız, doğru adrestesiniz.

Can Dündar Cumhuriyeti tam da sizler için.

***

Çekilen bir röntgenin sonucunu anlamak adına yazıp, sallar gibi yaparken gazeteyi,

insanın aklına birden fazla sorular geliyor:

Bu silah olayları ile ilgili Aydınlık Gazetesi de haber yapmıştı. [36]

Neden o zaman Erdoğan’dan fazla tepki gelmedi?

Sonrasında neden Cumhuriyet, gömü bulmuş gibi servis etti yazıyı da,

neden karşı taraf da ilk defa ifşa edilmiş gibi tepki gösterdi?

Yoksa Erdoğan için “Can Dündar”, kendisine “ders vermek” isteyen eski dostlarının mı tercümanı, hislerinin?

Çağdaş BAYRAKTAR
2 Haziran 2015
Serinin birinci, ikinci ve üçüncü yazılarını okumak için:

[1] http://ucuncuyol1919.com/2015/04/29/ihanetin-cumhuriyetinde-anlamak-olan-biteni-1/
[2] http://ucuncuyol1919.com/2015/05/05/656/
[3] http://ucuncuyol1919.com/2015/06/02/ihanetin-cumhuriyetinde-anlamak-olan-biteni-3-cagdas-bayraktar/

DİPÇE

[32] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/289617/Kandil_den_korkutan_iddia__Erdogan_savasa_surukluyor.html
[33] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/289617/Kandil_den_korkutan_iddia__Erdogan_savasa_surukluyor.html[34] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/289617/Kandil_den_korkutan_iddia__Erdogan_savasa_surukluyor.html
[34] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/289617/Kandil_den_korkutan_iddia__Erdogan_savasa_surukluyor.html
[35] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/289663/_ihtisam_cokus_gostergesi_.html
[36]  http://www.aydinlikgazete.com/politika/o-silahlar-karaborsada-h71021.html

Paylaş
Önceki İçerikİhanetin Cumhuriyet’inde Anlamak, Olan Biteni (3)
Sonraki İçerikKişisel İktidar Projesi: “Tayyip İşi” Başkanlık Sistemi (1)
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın