“Başkanlık sistemine karşı çıkmalarının sebebi ilkesel değil kişiseldir. Bu sisteme geçildiğinde kendi güdümlerindeki bir ismin başkan olacağını bilseler, inanın hepsi de en büyük başkanlık sistemi savunucusu kesilir…” (7)

Recep Tayyip Erdoğan

 

Başa iliştirmiş olduğum söze, Erdoğan’a özel anayasa taslağını değerlendirdikten sonra, ayna tutarak tekrar değineceğim. Şimdi gelelim esas konumuz olan AKP anayasa değişikliği taslağında öngörülen başkancı ya da süper başkanlık sistemine. Yazımın birinci kısmında(8), değişiklik taslağını okumadan önce öngörülen sistemin klasik ABD tipi başkanlık sistemi olduğunu düşündüğümden ancak taslak metnini okuduktan sonra bu düşüncemin değiştiğinden ve daha çok bazı Latin Amerika ülkelerinin benimsemiş olduğu başkanlık sistemine yakın olduğunu anladığımdan bahsetmiştim. Artık ne demek istediğimi anlatmanın vakti gelmiştir.

Başkanlık sisteminin önemli özelliklerini -en azından bu yazı kapsamında ilgileneceğimiz kadarıyla- birinci kısımda kısaca özetlemiştim. Peki ya “başkancı sistem” nedir, genellikle hangi ülkelerde uygulanmaktadır, taslakta öngörülen sistemle benzerlikleri nelerdir?

Başkancı sistem, orijinal başkanlık sisteminin bozulmuş şekli anlamında kullanılmaktadır. Erdoğan Teziç, ABD’deki başkanlık sisteminden esinlenen, fakat devlet başkanının siyasi hayatı bir bakıma tekeline aldığı ve parlamentonun yetkilerinde kısıtlamaya gidişin olduğu Latin Amerika ve bazı Afrika ülkelerindeki yönetim biçimlerini “başkancı sistem” olarak tanımlamaktadır.(9) Başkancı sistemin en önemli özelliği, olağanüstü yetkilerle donatılmış olan devlet başkanının karşısında, ona göre hayli zayıf konumda bir yasama organının bulunmasıdır.

Başkancı sistemde devlet başkanına verilen olağanüstü yetkilerden biri; kararnamelerle yasal düzenlemeler yapabilmesidir. ABD’deki başkanlık sistemi, başkanın kararname yoluyla yasama organının yasama yetkisini gasp ettiği böyle bir düzenlemeyi getirmemiştir. Böyle bir yetkinin varlığı zaten başkanlık sisteminin ruhuna aykırıdır. Daha önce belirttiğimiz gibi kuvvetlerin sert bir şekilde ayrıldığı, yasama ve yürütme ilişkisinin sınırlı olduğu bir sistemken başkanlık sistemi, hele ki en önemli iki fonksiyonu kanun yapmak ve paranın kontrolü ise yasama organının, böyle bir yetki gaspı ile başkan, yasamadan istediği yasayı çıkaramaması takdirde bizzat kendisi kararname yoluyla istediği yasayı çıkarabilecektir. AKP taslağına baktığımızda da, başkana gerekli gördüğü durumlarda “başkanlık kararnamesi” çıkartma yetkisinin tanınmış olduğunu görüyoruz. Başkan, hakkında “uygulanabilir açık yasal hüküm bulunmayan” konularda başkanlık kararnamesi çıkartabilecektir.  Taslak, başkanlık kararnamesi çıkartılabilmesi için meclisin başkana yetki vermesini gerekli görmemiştir. Özbudun’a göre, başkana kararname çıkartma yetkisinin verilmesi, başkanlık sistemini yozlaştıran, başkan ile parlamentoyu çatışmaya sokan ve anayasal krizlere yol açan bir eğilimdir.(10) AKP taslağı ayrıca, başkanlık kararnamesi ile düzenlenecek istisnai bir alan yaratmıştır. Buna göre, bakanlıkların kuruluş ve teşkilat yapılarının başkanlık kararnamesi ile düzenlenmesi öngörülmektedir. Mevcut Anayasa’da yasayla düzenlenmesi zorunlu olan bu konunun, taslakta kararnamelerle düzenlenmesinin öngörülmesi de, meclisin yasama yetkisini daraltan hatta gasp eden ve başkanı meclis karşısında güçlendiren bir yetkidir. Belirtmek gerekir ki, bizim taslaktakinin aksine ABD başkanlık sisteminde; bakanların, kamu yöneticilerinin, büyükelçilerin, yüksek yargı mensuplarının atanması meclisin onayına tabidir. Başkana meclisten çıkaramadığı yasalar için başkanlık kararnamesi çıkarma yetkisi verilmesinin yanında bir de meclisin kabul ettiği yasaları bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderme yetkisi verilmiştir. Meclis anca 3/5 çoğunlukla aynen kabul etmesi durumunda başkanın yasayı yayınlamak zorunda kalması öngörülmektedir. Bu oran, başkanın istemediği yasaların meclisten geçmesini oldukça güçleştirmekte, böylece başkanı meclise karşı yine güçlendirmektedir.

AKP anayasa değişiklik taslağında ABD’den farklı, Latin Amerika ülkeleriyle paralel olan düzenlemelerden ilki “başkanlık kararnameleri”ydi. Yürütmenin yasama üzerindeki hâkimiyetini pekiştiren ikinci düzenleme ise, başkanlık ve parlamento seçimlerinin aynı tarihte yapılmasının öngörülmesidir. ABD başkanlık sisteminde, parlamentonun başkandan bağımsız olması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin sağlanması ve böylece iktidarın sınırlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Yasama ile yürütme kuvvetlerinin birbirinden bağımsız olmasına dayanan bu sert kuvvetler ayrılığı ilkesinin temin edilebilmesi için, parlamento seçimleri ile başkanlık seçimleri ayrı ayrı yapılır. Oysa AKP taslağında öngörülen bu düzenlemeyle; seçimi kazanan başkanın aynı zamanda partisinin meclis grubu aracılığıyla yasama organında da hâkimiyete sahip olmasının amaçlandığı görülmektedir. Yani böylece yasama ve yürütme aynı partinin egemenliği altına girecektir. Aykut Polatoğlu’na göre, başkanın partisi aracılığıyla meclisi de denetleyebilmesi, kuvvetler ayrılığı ilkesini işlemez kılar, iktidar yoğunlaşmasına yol açar ve çoğunluk tahakkümüne kapı aralar.(11)

Başkana tanınan olağanüstü yetkilere devam edecek olursak bunlardan bir diğeri de; olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilan etme yetkisidir. Üstelik bu yetkisini tek başına kullanacaktır. Oysa mevcut Anayasa’ya göre, olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilanı kararları öncelikle meclis onayına sunulmak zorundadır. Başkan ile meclis arasında bir çatışma çıkması durumunda -başkan ile meclis çoğunluğunun farklı partilerden olması durumunda çıkabilecek çatışma- bu olağanüstü yönetim usullerinin gündeme gelmesi halinde başkan meclise karşı üstün duruma geçecektir.

Mevcut Anayasa’da yasamanın yürütme üzerindeki denetimi; meclis araştırması, soru, gensoru, genel görüşme, meclis soruşturması gibi yöntemlerle sağlanmaktadır. AKP taslağına baktığımızda bu yöntemlerden sadece “meclis araştırması” yöntemine yer verilmiştir. Soruşturma yöntemini de sadece başkanla sınırlı tutmuştur, ancak bu soruşturmanın yapılması da oldukça zor koşullara bağlanmıştır. Dolayısıyla, AKP taslağı yasamanın yürütme üzerindeki denetim yetkilerini de oldukça sınırlı tutmuştur.

Başkanın meclis üzerinde ağırlığı olur da yargı üzerinde olmaz mı? Ki mevcut sistemimizde dahi yargının yürütmeye bağımlılığı ortadayken, başkanlık sistemine geçince yargının bağımsızlığı da sağlanacak diye düşünmek özellikle yukarıdaki bilgilerden sonra ne kadar mümkün? Nitekim HSYK üyelerinin çoğunluğunun siyasal makamlarca seçilmesi, böylece HSYK’yı siyasi etkilere açık hale getirmesi yargı bağımsızlığı ile ne kadar uyuşabilir… Keza aynı durum Anayasa Mahkemesi için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini sadece esastan değil, şekil yönünden incelemesinin de kaldırılması,(12) aynı zamanda yürütmeyi durdurma kararı verme yetkisinin de elinden alınması sizleri şaşırttı mı? Oysa gerçek başkanlık sisteminde yargı bağımsızlığı kuvvetler ayrılığı ilkesi açısından daha da büyük önem taşımakta, iktidarın sınırlandırılması ve birey hak ve özgürlüklerinin korunması açısından en önemli güvencelerden birini teşkil etmektedir. Bizim durumumuzu siz düşünün artık, zaten yargı bağımsızlığı diye bir şey kalmamıştı, bundan ötesi “ben bu davanın savcısıyım”dan “ben bu ülkenin yargısıyım” hatta “yasama”sıyım…

AKP taslağındaki tüm bu başkancı düzenlemelerin Latin Amerika ülkelerinde de mevcut olduğunu tekrar söylememe gerek yoktur herhalde. Çoğu Latin Amerika ülkesinin mevcut durumu nedir peki? Parti yapısı, lider profili, demokrasi kültürü gibi etkenler, hükümet sistemi değişikliği arzusunda olan kişiler tarafından göz ardı edilince, ortaya bu bahsettiğim ülkelerdeki mevcut durum ortaya çıkacaktır. Şöyle ki; bu Latin Amerika ülkelerinin çoğunda demokrasi kültürü zayıftır, siyasetçilerin hesap vermesini sağlayacak kurumsal düzenekler yetersizdir, kurumlar yarı-demokratiktir, güçlü ve örgütlü bir kamuoyu mevcut değildir, partiler temelde bir adamın çevresinde toplanmış ve kendisini bütünüyle ona hizmet etmeye adamış topluluklardır,(13) seçimler çoğunlukla güdümlü, partiler aşırı disiplinlidir,  toplumsal kutuplaşma yoğun bir şekilde kendisini gösterir ve “lider sultası” sistemdeki en büyük sorunlardan birisidir.

Peki, bu özellikler size tanıdık geldi mi? Uzun bir süredir bu ülkelerin peşini “diktatörlükler” ve “istikrarsızlıklar” bırakmamaktadır. Elbette bu yukarıda saydığım özellikler göz ardı edilerek uygulanacak olan başkanlık sistemi kaos ve istikrarsızlıktan ziyade “otoriterizm” yaratacaktır, tıpkı Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi. Bundan başka bir önemli husus daha vardır ki, o da “zihniyet” meselesidir. Bir hükümet sistemine mutlak iyi ya da mutlak kötü diyemeyiz. Eğer bir zihniyet, “tek adam yönetimi” niyetiyle kariyer menfaati güdüyorsa, hangi sistem olursa olsun bu zihniyeti durdurabilir mi?

       Tüm bu veriler ışığında:

  1. Burhan Kuzu’nun başkanlık sistemini uygun görme gerekçelerinden biri olan “yasamayı yürütmenin etkisinden kurtarma, onu özgürleştirme” söylemlerini,
  2. Recep Tayyip Erdoğan’ın, denetim mekanizmalarının ortadan kalkacağına dair gelen eleştirilere “Amerika’da şu anda denetim mekanizması yok mu?” cevabını vermesini,
  3. Başkanlık sisteminin diktatörlüğü, padişahlığı getirir diyenlere karşı yine Erdoğan’ın “Milletin seçtiği, millete hesap veren başkandan diktatör çıkmaz.” ifadesini,
  4. “Amerika’da başkanlık sistemi var. Amerika’da diktatörlük mü var?” kıyaslamasını,
  5. Yine “Amerika’daki başkanlık sisteminde başta bağımsız yargı, güçler ayrılığı, başkanlığın parlamento başta olmak üzere, demokrasinin etkin işleyişinde güçlü tüm bağımsız güçler, kurumlar eliyle çok etkin denetim düzeni görmezlikten gelinebilir mi?” savunmasını ne kadar gerçekçi bulabiliriz? Gerçekçi bulmayı da geçtim, gözümüzün içine baka baka, dalga geçercesine, aptal yerine koyarcasına bu şekilde savunma yapması fazla rahatsız edici değil mi?

 

Bir de “Bizim genlerimizde aslında başkanlık sistemi vardır. Tarihimizden gelen böyle bir sistem vardır” (14) diyen bir zihniyetin bahsettiği genin Osmanlı monarşi sistemi olduğunu anlamak için illa ki Burhan Kuzu’nun “…Osmanlı’dan miras padişah geleneği…başkanlık sistemi modelini çağrıştırmaktadır”(15) diyerek niyetini açıkça belli ettiği bu ifadesine mi bakmak gerekiyor? Osmanlı’daki eyaletler sistemi gibi bir federatif yapı ile başkanlık sisteminin ne kadar iyi anlaşacağını da söylememe gerek yoktur herhalde… Ve tabi Öcalan’ın “Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz” (16) ifadesinden, ortak çıkarları gereği birbirleriyle “doğal müttefik” olan AKP-HDPnin el ele vererek, devletin üniter yapısını ortadan kaldıracak ve bölünmeye yol açacak başkancı sistemi getirme hayallerinden niyet ve menfaatler gözler önüne seriliyor değil mi?

  İbrahim Kaboğlu’nun “kişisel iktidar projesi” olarak nitelendirdiği AKP anayasa değişikliği taslağını inceledik, değerlendirmeler yaptık, kıyaslamalarda bulunduk. Elde malzeme çok; daha yazılması, söylenmesi gereken onlarca şey var elbette. Şunu tekrar belirtmeliyim; okuduğunuz yazı ne parlamenter sistemi savunmak ne de başkanlık sistemini kötülemek amacıyla yazılmıştır. Her iki hatta üç hükümet sisteminin de kendi içinde güçlü ve zayıf yönleri mevcuttur. Önemli olan bu sistemleri uygularken ülke ve toplum koşullarını göz ardı etmemek. Ve esas önemli olan, özellikle seçim yolu ile iş başına gelmiş tek adam olma niyetinde olan zihniyetleri göz ardı etmemek.

Gelelim başa iliştirmiş olduğum Erdoğan’ın “kişi kendinden bilir işi” mahiyetindeki hatta yazının bir nevi özeti de olacak sözüne ayna tutmaya:

     “Erdoğan’ın başkanlık sistemini istemesinin sebebi ilkesel değil kişiseldir. En büyük başkanlık savunucuları da Erdoğan güdümündeki kişilerdir…”

 

Simge KALYAN

05.06.2015


İlk yazıyı okumak için:
http://ucuncuyol1919.com/2015/06/05/kisisel-iktidar-projesi-tayyip-isi-baskanlik-sistemi-1-simge-kalyan/

 

Kaynakça:

(7) http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/284431/Erdogan__New_York_Times_sen_bir_gazetesin_haddini_bileceksin.html
(8) http://ucuncuyol1919.com/2015/06/05/kisisel-iktidar-projesi-tayyip-isi-baskanlik-sistemi-1-simge-kalyan/
(9) Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku, s.434-436
(10) Özbudun, Ergun, “Türk usulüne göre başkanlık sistemi”,    Milliyet,  15 Aralık 2012.
(11) Polatoğlu, Aykut, “Başkanlık Sistemi ve Türkiye’de Uygulanabilirliği Üzerine Düşünceler”,  YDÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 6  (1), 2-16.
(12) Akyol, Taha, “AK Parti’nin yargı modeli”,  Hürriyet,  7 Şubat 2013.
(13) Duverger, M. (1986). Seçimle Gelen Krallar (Çev. Necati Erkurt). İstanbul.
(14) http://www.haberturk.com/gundem/haber/1046466-cumhurbaskani-erdogandan-devlet-bahceliye-genelkurmay-baskaninin-tirnagi-bile-olamazsin
(15) KUZU, Burhan, (1996), ‘‘Türkiye İçin Başkanlık Hükümeti’’, Amme İdaresi Dergisi, Sayı: 29:3 s.57-85.
(16) http://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/tayyip-beyin-baskanligini-destekleriz-h30254.html

Paylaş
Önceki İçerikKişisel İktidar Projesi: “Tayyip İşi” Başkanlık Sistemi (1)
Sonraki İçerikSeçime Doğru
Simge Kalyan. 1989, Lüleburgaz doğumlu. Lisans öğrenimini 2013 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nde tamamladı. Aynı yıl, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Anabilim Dalı/Yüksek Lisans öğrenimine başladı ve halen devam etmektedir. Hukuk Bilimleri Anabilim Dalı'nda "Türk Anayasa Hukukunda Anayasa Yapım ve Değişikliği Sürecinde Referandum" konu başlıklı tez çalışmasını yürütmektedir.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın