Bir toplum, örgütlü olduğu takdirde gelişebilir, hakkını savunabilir.
Bir toplumun örgütlü olması da, normal şartlarda anayasanın izin vermesiyle değil, bizzat desteklemesi ile olabilir.
1961 Anayasası ve 68 kuşağı arasındaki ilişki bunun en somut örneğidir.
Oysa şimdi elimizde, örgüt kelimesini bile suç sayan bir anayasa var.

Eğer bir toplumun sesine ses olacak tüm sinir uçları (muhalefet, yargı, basın, ordu) sisteme göre yeniden düzenlenmiş ve hissizleştirilmişse, toplum kendi bireylerinden kendi sinir uçlarını yaratmak zorundadır.
Bu durumda bu sorumluluğu alacak olan, toplumu ileri götürecek olan, aydın sınıfıdır.
Toplumun bu hale gelmesinin en büyük sebeplerinden birisi aydın ihaneti ise, o zaman bizim bu sorumluluğu almamız gerekir. Bizzat aydın sınıfı ol(uştur)arak.

Bir yanda sahada olan ama bilgisiz kişiler. Diğer yanda bilgili ama kenarda keşfedilmeyi beklerken yitip giden kişiler.
İşte bu “ahval ve şerait” içinde üçüncü yolu yaratacak 21. yy aydın modelini oluşturmak bir tercih değil, tarihi bir zorunluluktur.
Hem sahada olan, hem de her daim okumakla, üretmekle, sorumluluk almakla mükellef olmak.

Etrafındaki insanların “ne yapmalı” sorusunu kendisine sormasını sağlatan, bu soruyu sordurduğunda da aklına ilk olarak kendisini getirtebilen kişiler olabilmek mesele.

Bunları hesaba katarak sormalı ve yanıtlamalı:

Biz neyiz, ne değiliz?

Biz Kemalistiz.

Kemalizmi basamak kullananlardan değiliz, sosyal demokratlığı Kemalizm sananlardan hiç değiliz. Bölücülüğe göz kırpan bir “Atatürk sevgisinden” ömür boyu muafız. Irk ekseninde açılan kan fallarının muhatapları olmadığımız gibi, “sipariş” üzerine gelen eski model ayrımlar üzerinden romantik kalıntılar barındırmaz fikirlerimiz.

Bizim için Kemalizm her daim güncellenmesi, yorumlanması gerekendir, özüne bağlı kalarak.
Fakat Kemalizmi basamak gören yaklaşımı reddederiz.

Bir kişinin vekil olabilmesi için kesenin ağzını açması gerektiği yerde, açacak kesesi olmayanların vekilliğe olan uzaklığıyla, vekillerin millete uzaklığı hemen hemen aynıdır neredeyse bizim için.

Emperyalizmin ihaneti 4 parçaya ayırıp, farklı renklere boyadığı yerde, partizanlıkla uzaktan yakından organik bağ bulundurmayız.

“6 Ok”un toplamı tam bağımsızlıktır bizim için.

Fetih politikalarımız, bireysel çıkarlarımız yoktur. Kaygımız bireysel çıkarlar adına politik esneklik değil, ideolojik netliktir.

Ülkenin bu duruma gelmesinde yok sayılan denetleme mekanizmasının ve bu olmayan mekanizmaların rahatlığıyla “vatansevercilik” oynayanların payını azımsamamız kesinlikle söz konusu değildir.

Amacımız -başta Atatürk’ün izinde gittiğini iddia eden kurum ve kişiler üzerinde olmak üzere- bir denetleme mekanizması yaratmaktır.
Hiçbir koltuk ve makamda gözümüz yoktur.

Kemalistiz.

Fakat bizim Kemalizm anlayışımız, ülke işgal altındayken 10. yıl marşı ile “kopmakla” bağdaşmaz.
Üniversitede yapılan “sosyal aktivite” kıvamını midemiz kaldırmaz.
Mevcudiyetimizin yegane sebebi bu vatandır.
Yaptıklarımız ve yapacaklarımız, “özgeçmiş barındırma” kaygısının yakınına bile uğramaz.
“Ne olacak bu vatanın hali” diye düşünerek uykusuz kalmaktır mesele.
Vatan sevgisinin karşılığı, sadece boş vaktinde yapılabilecek önceliksiz bir çaba değildir bizim matematiğimizde.

Hangi partinin ne oy aldığı öncelikli merakımız değildir. Çünkü bugünün değil, geleceğin hesabını yaparız. Mesele toplumsal gelişimle beraber toplumsal uyarışı sağlamaktır. Mevcut yasa ve sistemle, parlamentonun ulusla bağı olduğuna inanmıyoruz.

Şartlar dahilinde belli oluşumların içinde olabiliriz. Fakat talebimiz mevki makam değil, sadece kurumlardaki kişilerin, kurumların çizgisinden sapmasını engellemek, saptıysa da özüne dönmesine katkı sağlamaktır. Bizim için yayılmacılık, emperyalist bir reflekstir. “Fetih” anlayışıyla Kemalizm’in buluşacağı bir nokta göremiyoruz.

Savunduğu değerlerin hakkını verdiğine inandığımız hiçbir kişi ve kurumla bir sorunumuz olamaz. Aksine hiçbir beklenti içinde olmadan destek vermeyi vatan görevi sayarız.

Fakat bir durumun farkındayız;

Yapılar, alttan üstte doğru bir itekleme olduğunda daha verimli şekilde çalışır.
Bunu gören kurum yönetimlerinin, alt yapılarıyla yalıtım oluşturdukları yerde “iletkenliği sağlamak” adına ne gerekirse yaparız.

Atatürk’ü ve Kemalizmi maske yapanların maskelerini indirmekten şeref duyarız.
Çünkü iyi biliriz ki, bugünün Allah ile aldatanlarına bu yolları Atatürk ile aldatanlar açtı.

Oluşacak aydın sınıfının dinamizmini gençlik oluşturacaktır.
O yüzden minik bir ricamız var:

Derdi sistemin kötülüğü ya da sömürücü olması değil de sistem tarafından tercih edilmemek olan insanlar, önceliği bireysel tatmin ve sosyal çevre oluşturmak olan arkadaşlar, bunun için bizlerin kutsalı olan değerleri paravan kullanmayın.

Çünkü sizin savunuyoruz diye savurduğunuz şey, halkın umudu. Sizler bir gün kendi derdinize düştüğünüzde geriye kalacak olan, bizler ve sizlerin umutlarından çaldığınız yurttaşlarımız.

Bir parti değiliz. Bir dernek değiliz. Sadece Kemalist devrime düşünsel manada sahip çıkmak gayemiz. Bu düşüncede olan herkes, “Üçüncü Yol”un doğal yoldaşı olacaktır.

Sosyalizm-Komünizm ya da (Neo)Liberalizm tercihlerinin dayatıldığı yerde Kemalizmdir bizim “üçüncü yol”umuz.
Tıpkı 1919’da olduğu gibi.

Biliyoruz, bu tavır ve yaklaşımımız, rahatına düşkün arkadaşlarımızı, yöneticilerimizi, başkanlarımızı, vekillerimizi, partilerimizi rahatsız edecektir.
Ama kusura bakmasınlar, “bu daha başlangıç”.
Çünkü bariz görüyoruz; sahte ve “kontrollü” muhalefet yıkılmadan, iktidara “yıkıcı” baskı oluş(a)maz.

İnsanların Atatürk ve Kemalizm üzerinden rant sağlama, buna karşı tepki almama dönemi bitti.
İhanete, ihanete dolaylı dolaysız destek olan herkese, şah damarından yakınız, “düşüncelerimiz” ve “kalemlerimizle”.

Mustafa Kemal’in Eğitim Ordusu’nun Askerleriyiz!
Fark etmez, üniformalı-üniformasız!

 

Çağdaş BAYRAKTAR

Paylaş
Önceki İçerikSeçime Doğru
Sonraki İçerikCumhuriyet’te Şapkalı İşgal – Takke Düştü Kel Göründü

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın