Her yazı biraz zordur. Hele fikir namusunuz varsa, düşüncelerinizin sorumluluğunu alıyorsanız daha da zor. Fakat sanırım bu yazıdan daha fazla zorlanacağım yazı olmayacak!

Cem Aziz Çakmak… Belki adını bile bilmeyenler vardır. Normal, malum medyamızca pek bir gündeme getiren olmadı Cem Amiral’i. İlk günden itibaren, davaların, anlamsızlığı ve hukuksuzluğu gün yüzüne çıkmadan bile, fikrimiz belliydi:
Bu insanlar bu işleri yapmış olamazlardı. Bu işte başka bir iş vardı. Nitekim artık sağır sultan bile duymuştur ki, bu davalar kumpastır, kumpas çökmüştür, askerlerimiz masumdur!

Şimdi bu burada dursun, meseleye başka bir yerden bakalım:

Bakın, kendini Kemalist olarak niteleyen insanların (ama bu öyle sulandırılmış,  Kenan Evren’i Kemalist yapma gafletli bir şey değil. Saf, öz Kemalizm) yumuşak karınları çok bellidir. Bu düşünce akımındaki insanlar gurur, onur, namus için yaşarlar. Makam, mevki, nam ya arka plandadır ya da tamamen önemsizdir. Vatan-millet klikleri çok gelişmiştir. Bundan sebep, Kemalistleri ölümle korkutarak susturmak mümkün değildir, o yüzden genelde korkutulmaz, öldürülürüz (ama şimdi haklarını yemeyelim, öldürmeden önce mutlaka ‘öldüreceğiz, sus’ diye not göndermek suretiyle ‘uyarılırız’). Zaten susmamızın tek yolu budur. Fakat burada da bir aksilik vardır ki, o da birimiz ölünce yerine 10 kişi gelir. O yüzden bir Kemalistten kurtulmanın en kestirme yolu, onu kendi ölümüne sürüklemektir. Onu ruhen, manevi yönden öldürürseniz fiziksel ölümü arkasından az zamanda gelir. Fakat bu noktada bile gerçek bir Kemalist’i fikren öldürmeniz mümkün değildir. O fikir ki, bir insanın bedeninden şekillenmediğinden ve devamlı gerçekçi entelektüel bir hareket halinde olduğundan bedensel ölümlerle silinip gitmez.

Peki nedir bir Kemalist’i elinizi ‘kirletmeden’ ‘susturma’nın yolu?

Cevabı 3 kelime: GURUR, ONUR, NAMUS… Gurur, onur ve namus üçlüsünden birinin bile yara alması bizim için onulmaz bir yaradır.

İftiralarla, yalanlarla, bindirilmiş iddianamelerle onurları yaralanmaya çalışan, itibarsızlaştırılmaya çalışılan, öcü gibi gösterilen insanlar, bir savaş verdiler. Yıllarca eğitimlerini aldıkları savaştan çok farklı bir savaş hem de…

Bugün GATA’da Cem Amiralin gemisinde tanıştığımız sözde “darbe yapacak olan”, “cami bombalayacak olan” o adamlar kimi siyasi ve hukuksal şahsiyetlerden daha vicdanlı, daha hür, daha samimi, daha sıcaktılar. Bilgileri mi? Onların okuyup unuttuğu bilgilerden bile bazılarının abdesti bozulur. O insanlar, her şeye rağmen gülümsüyorlardı ve hala umut doluydular. Bir çocuk masumiyeti ile şakalaşıyorlardı, Silivri cephesi askerleri.

Mahkeme salonlarında, vücut bulmuş düşmana karşı; mahpuslarda içlerindeki acı kılığına girmiş , öfke kılığına girmiş, özlem kılığına girmiş düşmana karşı… Bu iki cephede savaşı kazananlar daha sonra düşmanın açtığı yaralardan dolayı bu sefer hastanelerde başka bir cephede savaşa başladı. Çünkü onlar, ONURLARI, GURURLARI ve NAMUSLARI için yaşayan insanlardı. Çünkü onlar bu kadar hayasızlığı, bu kadar adiliği, bu kadar kahpeliği en çetin savaş alanlarında bile tecrübe etmemiş, hiçbir tarih kitabında okumamışlardı.

Onurlarına vurulan darbe, gün oldu tümör oldu sardı bedenlerini. Ama yılmadılar. Vazgeçmediler. Savaş isteniyordu ve savaşılacaktı. Savaştı Cem Amiral, asla vazgeçmedi. Adının başına “TEK KİŞİLİK ORDU GİBİ” direnen amirali ekledi. Artık Cem Aziz Çakmak adı ‘’Bir Ordu Gibi Direnen Cem Aziz Çakmak’’tır. Tümöre direniyor. Yüksek ateşe direniyor. Uyutulmaya direniyor. Cem Amiral hep direndi, hala direniyor.

Ne demişti Amiral:

“Sizler burada yargılanmadıkça, ölmek yok” . İşte bunun için direniyor. Çünkü o bir söz verdi haykırarak, onlar orada yargılanmadıkça, ölmek yok. Şimdi yaralarını sarıyor. Yorulan kalbini dinlendiriyorlar. Bebekler gibi bakıyorlar ona, ablası iki ablası, eşi Sevgi Çakmak, iki kızı, herkes. Ama o hala direniyor. Uykudan uyanır gibi olduğu bir an, ilaçların etkisiyle ablasına söylediği şu cümleyle direniyor:

“Bitir onları abla, patlat suratlarına iki tane tokat.”

Cem Amiral, Amiral Gemisi’nin dümenini kısa bir süreliğine bırakmış, dinlenmeye çekilmiş. O dümende yokken bu gemiye sahip çıkmak, kendini vatandaş addeden herkesin boynunun borcudur!

Onlara bu acıları yaşatanlar mı? Biz, onları Allah’a havale etmiyoruz. O sanık sandalyelerinde, onursuzluklarının, omurgasızlıklarının, şerefsizliklerinin hesabını verecekleri günü bekliyoruz. Biliyoruz ki o gün gelecek! Belki birkaçımız daha yanacak ama şairinde dediği gibi:

Sen yanacaksın, ben yanacağım, karanlıklar aydınlığa çıkacak…

 

Hasret GÜNDOĞDU
28 Haziran 2015