”Ben, 1919 yılı mayısı içinde Samsun’a çıktığım gün elimde, maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin soyluluğundan doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım. Ben Türk ufuklarından bir gün kesinlikle bir güneş doğacağına, bunun sıcaklık ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum. ”

1937 (Cumhuriyet gazetesi, 1.4.1937)

***

Mustafa Kemal Temmuz ayının 3’ünde de aynı duygularla Erzurum’a geldi. Kentin İstanbul kapısında; askeri birlikler, öğrenciler ve halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Erzurum, Doğunun çok acılar çekmiş köklü bir Türk kentiydi. Kentte yaşayan hemen her aile bir buçuk yıl önceki Ermeni katliamına en az bir şehit vermişti. Mondros’tan sonra ise Kars ve Ardahan Ermenilere verilmişti. Kurulması düşünülen Pontus Rum Krallığı’nın güney sınırı Erzurum il sınırına denk geliyordu.
Mustafa Kemal Erzurum’a geldiğinde halk yurt ve can kaygısı içindeydi.

Samsun’dan beri halktan gördüğü desteğin umduğu gibi, hatta umduğundan daha yoğun olması kendisiyle birlikte tüm arkadaşlarına güç verdi. Aynı zamanda İstanbul Hükümeti’nin geri dön çağrıları aralıksız sürüyordu. Resmi unvanını daha fazla taşımaması gerektiğine karar verdi. 8 Temmuz 1919’da hem görevinden hem de askerlik mesleğinden istifa etti.

Havza ve Amasya’da milli direnişin askeri temelini atmış, şimdi Erzurum’da bu temelin siyasi karşılığını yaratacaktı. Yetki ve unvanından arındığı için işi daha güç duruma gelmişti. Türk toplumu meşru yetkiye önem veren, özellikle orduyu yöneten paşalara saygı duyan bir geleneğe sahipti. Emekli olan yönetici belki saygınlığını korur ancak yaptırım gücünü koruyamazdı.
Mustafa Kemal yetkisizliğin yol açacağı her türlü olumsuzluğa hazırlıklıydı. Halkın desteğinin korunmasını ve bu desteğin örgütlü bir güce ulaştırılmasını başarı için temel esas saydı.
Toplantılar boyunca da görüldüğü gibi yıkıcı değil; yapıcı, onarıcı lider yaradılışlı oluşu Türk milletinin ve Türk tarihinin şansı oldu.

***

Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919’da sonradan Yapı Usta Okulu (Ermeni Sansaryan Mektebi) olarak kullanılan binada toplandı. Beş ilden gelen 54 delegenin; 17’si çiftçi ve tüccar, 5’i emekli subay,4’ü emekli memur, 5’i öğretmen, 4’ü gazeteci, 5’i hukukçu, 4’ü mühendis, 6’sı din adamı, biri doktordu.

Mustafa Kemal, kongrenin ilk günü hazır bulunan delegelerin oylarıyla Erzurum Kongresi Başkanlığına getirildi. Konuşmasında içinde bulunulan ortamı ayrıntılarıyla anlattıktan sonra, uluslararası ortamdan da söz ederek, Mısır, Hindistan, Afganistan, Suriye, Irak ve Kuzey Afrika’daki ulusal bağımsızlık mücadelelerinin evrelerini de salonda bulunanlara anlattı. Bağımsızlık mücadelesinde felsefesini ortaya koyan ifadeleri çok dikkat çekiciydi. Özetle; müdahaleden uzak bir milli iradenin Anadolu’dan çıkacağını ve bu iradenin millete dayanması gerektiğini belirtti. Çok etkili bir konuşma yaptı.

Kongrenin ilk günü Mustafa Kemal’in yaptığı konuşmanın bir bölümünü yeniden okumakta fayda var:

”…Ve ulusun kaderinde sözünü yürütecek bir ulusal iradenin ancak Anadolu’da doğabileceğini belirttim ve ulusal iradeye dayanan bir Millet Meclisi meydana getirmesini ve gücünü ulusal iradeden alacak bir hükümetin kurulmasını ilk çalışma amacı olarak gösterdim.”

Erzurum Kongresi’nin bildirisi ve kararları açık olarak şöyle anlaşılıyordu:

1. Ulusal sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
2. Ne türlü olursa olsun yabancıların topraklarımıza girmesine ve işlerimize karışmasına karşı ve Osmanlı Hükümeti’nin dağılması halinde ulus, birlikte direnecek ve savunacaktır.
3. Yurdun ve bağımsızlığın korunmasına ve güvenliğinin sağlanmasına İstanbul Hükümeti’nin gücü yetmezse, amacı gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri ulusal kongrelerce seçileceklerdir. Kongre toplanmamışsa bu seçimi Temsilciler Kurulu yapacaktır.
4. Ulusal gücü etkin ve ulusal iradeyi egemen kılmak temel ilkedir.
5. Hristiyan azınlıklara siyasal üstünlük ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.
6. Yabancı devletlerin güdümü ve koruyuculuğu kabul olunamaz.
7. Millet Meclisinin hemen toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.

Bu ilkeler ve bu kararlar çeşitli şekillerde yorumlanmışsa da gerçek niteliklerini hiç değiştirmeden uygulanma olanağı bulabilmişlerdir. Kongre, ‘‘ulusal egemenliği’‘ yani ”demokratik egemenlik” doğrultusunda özetle verilmiş bu kararları ve bu ilkeleri ortaya koymuştur.

Ağustos’un yedinci günü Mustafa Kemal Erzurum Kongresi’ni kapatırken şunları söylemiştir:

”Milletimizin kurtuluş ümidi ile çırpındığı en heyecanlı bir zamanda özverili saygıdeğer kurulunuz, her türlü eziyetlere katlanarak burada, Erzurum’da toplandı.
Duyarlı ve soylu bir ruh ve pek sağlam bir iman ile vatan ve milletimizin kurtuluşuna ait esaslı kararlar aldı. Özellikle bütün dünyaya karşı milletimizin varlığını ve birliğini gösterdi. Tarih, bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir!”

Ayrıca, Erzurum Kongresi cumhuriyetin kurulacağının Mustafa Kemal’in düşünce ve karar evreninde kesinlik kazandığı ve demokrasinin kuruluşuna giden sürecin de ateşleyicisi olarak yorumlanmalıdır.

Erzurum Kongresi; fikir ve prensiplerle, sağladığı yetkiler bakımından Milli Mücadele hareketinin tarihi bir dönüm noktasıdır.

Erzurum Kongresi’nde milli istiklal davasına and içen milletimiz, bu dava devam ettiği süre içinde, istiklale inanan, onu gerçekleştirmek için hesapsız bir fedakârlığı göze alan bir ruh haleti içerisindeydi. Bu soylu ruh sayesinde 1918’in yenilmiş Türk’ü, 1923’ün muzaffer Türk’ü oldu.

96 yıl önce bugün toplanan Erzurum Kongresi’nin kabul ettiği kararları, belirlediği hedefleri, çizdiği stratejiyi bugün de iyi tahlil etmek gerekir.
Kongrenin benimsediği hedefler 1919’da olduğu gibi Türkiye’nin 2015’te de benimsemesi gereken milli hedeflerdir.

Sena YAŞAR
23 Temmuz 2015

Paylaş
Önceki İçerikTürkiye ve Güvenlik Tehdidi
Sonraki İçerikCihan Harbi’ne Çekilmiş Osmanlı Gibi…
Sena Yaşar Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrencisidir. 1997, Adana doğumludur. Sungurbey Anadolu Lisesi'nden mezun olmuştur. Lisedeki düşünce kulüplerinde de aktif olarak yer almıştır. Yeni Adana gazetesinin Genç Yeni Adana ekinde yazıları yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın