Milli Mücadele yıllarıydı. Hani o “top seslerinin Ankara’dan duyulduğu”… Sonunda; emperyalizmin Anadolu topraklarından def edileceği, yeni kurulacak devletin yönetim şeklinin “Cumhuriyet” olacağı savaşım… Bir yandan düşman(lar)a karşı verilen amansız mücadele, diğer yandan emperyalistlerin yerli işbirlikçileri, Mütareke BasınıPeyam-ı Sabah’lar, Alemdar’lar…

Bu koşullar altında birçok gazete gibi, “Yeni Gün” adında bir gazete de var, Türk Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen.

*

Savaş biter, yeni devlet, “Cumhuriyet” kurulur. “Yeni Gün” gazetesinin adı değişir. Mustafa Kemal isim babasıdır artık bu yeni gazetenin, “Cumhuriyet”in.

“Cumhuriyet, Cumhuriyet’in gazetesidir.” demişti Yunus Nadi, 7 Mayıs 1924’te yayınlanan ilk yazısında. “Cumhuriyet ve demokrasi fikir ve esaslarını çiğneyen ve yıkan ve yıkmaya çalışan her kuvvetle mücadele edecektir.” diye de devam etmişti ayrıca…

O günlerden bugünlere çok badireler atlattı bu gazete.

Hasan Cemal gördü Hasan Cemal… Bir o yana, bir bu yana Hasan Cemal…

Neyse ki o dönem, Uğur Mumcu ve arkadaşlarının verdiği mücadele sayesinde çok fazla görevde kalamadan ayrılmak zorunda kaldı… O zamanlarda yaşanan sıkıntılardan dolayı gazetenin tirajı düşmüştü 40 binlere; bu güne baktığımızda 55 binlerde.

Peki bugünün Cumhuriyet’i, 55 bin okuruna doğru, tarafsız ve ilkeli bir habercilik sunuyor mu?

HAYIR.

Kocaman bir hayır!

Can Dündar ve ekibinin Cumhuriyetinde çok şey değişti. En belirgin değişim, dizgi-mizanpaj ve tasarımdaydı. Bu değişim güzeldi, yalan yok. Fakat işin ideolojik kısmıydı aslında önemli olan.  Bu noktada, yazarımız Çağdaş Bayraktar’ın “Can Dündar Cumhuriyeti’nde Anlamak Olan Biteni” yazı dizisinde derinlemesine olarak bu değişimi görebileceksiniz.

Habercilik açısından bakıldığında da büyük bir değişim göreceksiniz. Çünkü “tarafsızlık” diye bir şey söz konusu değil artık. Dönem dönem belki Cumhuriyet için bunlar konuşulabilir fakat son dönem yaşananlar büyük oranda etki yaratmakta. Bir kaç örnek ile bunu sizlere sunmaya çalışacağım.

*

Örnek 1:

8 Mart 2015 tarihinde “Cumhuriyet, yeniden…” sloganıyla yeni ufuklara yelken açtı gazete. Fakat ne yelken açma… Kavramların iyice birbirine girdiği, sapla samanın artık ortada bile olmadığı devirde şu fotoğraf yer alıyordu gazetenin birinci sayfasında:

 

cumhuriyet_2015-03-08 (1)

Siyaset bilimi dalında doktora yapan Can Dündar, herhalde devlet ile hükümet kavramlarının ne anlama geldiğini biliyordur. Bugüne kadar Can Dündar denince büyük bir kesimin aklına “muhaliflik” gelir. Son zamanlarda AKP ve Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığıyla da bu muhaliflik bayağı bir sükse yapmış durumda.

Peki ama neye muhaliflik? Hükümete mi? Devlete mi?…

Bu örnek, gazetedeki değişimin, bilinçaltı savaşlarının görsel boyutu ile ilgiliydi.

Örnek 2:

7 Haziran Genel Seçimi öncesi ve sonrası. İnanılmaz bir şekilde, HDP güzellemesi yapılıyordu hem birinci sayfada hem de iç sayfalarda. 30 yıldır ülkenin kanını emen bir sivrisinek gibi tepemizde vızıldayan, huzur bırakmayan terör örgütü PKK ve onun siyasi uzantısı HDP adeta “Tanrı’nın barış melekleri” idi Cumhuriyet gazetesi için. Nitekim istenen oldu. HDP barajı aştı.

Dakika bir gol birdi. 8 Temmuz’da HDP Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan, köy korucularını şu sözlerle tehdit ediyordu: “Bu memleketten defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini biz çok iyi biliyoruz.” dedi.

Örnek 3:

26 Temmuz’da HDP Hakkari Milletvekili Abdullah Zeydan, PKK’nın Kuzey Irak’taki kamplarının savaş uçakları tarafından bombalanması konusunda şu açıklamalarda bulundu: “PKK, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu güller bahçesine çevirmek için ortaya çıkmış barış ve halk hareketidir. Eğer PKK Türkiye’yi güller bahçesine çevirmek istemeseydi, PKK’nın öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğar.”

HDP Milletvekillerinden gelen bu iki açıklama, gazetede ve cumhuriyet.com.tr’de yer almadı.

*

Daha önce Aydınlık gazetesinde yer alan MİT Tırları haberini, ilk kez yapmış gibi yansıtan ve enteresan bir şekilde büyük olay olan o haberden sonra açılan soruşturma, Can Dündar’a geniş bir mağduriyet alanı yarattı. Öyle ki, halkın her türlü baskıya rağmen kamuoyunun bilgilendirilmesine yaptığı katkılar nedeniyle kişi dalında ödüle layık görüldü. Bir taraftan seçim öncesi ve sonrası HDP güzellemesi yapan fakat HDP milletvekillerinin sakıncalı açıklamalarını okurlarına sunmayan bir gazetenin genel yayın yönetmeninin “basın özgürlüğü” ödülü alması, bana açıkçası manidar geliyor.

Şimdi soralım;

1) Devlet ile hükümet kavramlarını ayıracak bilgi – birikime sahip değil misiniz? Sahip değilseniz Cumhuriyet Gazetesinin Genel Yayın Yönetmenliği koltuğunda ne işiniz var?

2) Örnek 2 ve Örnek 3’te de belirtilen haberler, “haber değeri” taşımadığı için mi gazeteniz sayfalarında ve internet sitenizde yer almamıştır?

3) Mustafa Kemal’in isim babalığını yaptığı gazetenin, Uğur Mumcu’nun, Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınlarımızın, sorumluluğunu üzerinizde taşıdığınızdan haberiniz var mı?

Onların Cumhuriyet’ini mi devam ettiyorsunuz yoksa bu sizin Cumhuriyet’iniz mi?

Yazımı, Alman gazeteci-yazar Johannes Gross’un, konuyla tam olarak uyuşan şu sözleriyle bitirmek istiyorum:

“Gazetecinin görevi, kanaatleri pazarlamak ya da inançlar uğruna kargaşa yaratmak değildir; onun görevi haberi formüle etmek ve araştırma yapmaktır. (…) Gazetecilik etiği, bir hizmet ahlakıdır.”

Mehmet AMAN / 28 TEMMUZ 2015

 

Paylaş
Önceki İçerikCihan Harbi’ne Çekilmiş Osmanlı Gibi…
Sonraki İçerikKAMUOYUNA: Şehitlerimize Tanrı’dan Rahmet Diliyoruz
31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir. İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema. Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

Bir Cevap Yazın