Zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Zor ve karışık… Çevremizden gelen çatışma, patlama, ölüm, katliam, darbe, iç karışıklık, kriz haberleri artık haber bültenlerinin kargaşa bildiren cümlelerini klişe hâline getirdi. Türkiye tüm bu karışıklıktan bağımsız değil tam tersi bu coğrafyanın dinamikleriyle iç içe olduğu için ve yöneticilerimiz sorun çözen değil yaratan politikalar uyguladığı için bizim de gündemimiz son yıllarda her gün ayrı bir “olay” bildiriyor.

İnternet sitelerinde ve haberlerde yer işgâl eden bu olayları biz de kendi ilkelerimize ve ölçütlerimize göre değerlendiriyoruz. Haklıyı, haksızı, olayın öncesindeki süreci, sonrasında nelere yol açabileceğini tartarak ona göre tavrımızı ve yerimizi ortaya koyuyoruz. Bu olaylardan bazılarının içinde yer alan veya destekleyen birtakım kişiler ise sürekli bizim tutarsızlık içinde olduğumuzu söyleyip tavrımızı eleştiriyorlar. Özellikle Gezi direnişinden sonra patlayan her hâdisede aynı sözleri, aynı yakınmaları işitiyoruz.

Örneğin PKK yandaşları taşlarla, molotoflarla sokakları karıştırıyor, polisle çatışıyorlar; doğal olarak terörden ve terörün şehirleri karıştırma gücünün bu kadar fazla olmasından şikâyet ediyoruz. Bu eylemi haklı gören bazı sosyalistler ise hemen burada bizi tutarsızlıkla suçluyor. Saldırıya mâruz kalan polisleri değil terör yandaşlarını savunmadığımız için şöyle diyorlar: “Kemâlist kardeşim, Taksim’de seni ‘Atatürk’ün itleri’ diye kovalayan polisin …’da (olayın geçtiği yer) vatansever olduğunu mu düşünüyorsun?” Başta bu cümle olmak üzere, artık her sokak eylemini, protestoyu Gezi direnişi ile ilişkilendirip çeşitli argümanlarla bizi Gezi’de başka burada başka tavır almakla itham ediyorlar. Kendileri çoğu zaman “yeter ki devlete karşı olsun, yeter ki muhalif olsun” diyerek her türlü protestoda, protesto yöntemine hiç bakmadan eylemcilerin safında yer almayı ilke edinmiş oldukları için Taksim’deki, Bursa’daki, Ankara’daki silâhsız saldırısız yürüyüş ile Gazi Mahâllesinde maske ve silâhlarla sokağa çıkmayı, Lice’de, Okmeydanı’nda veya başka bir yerde kalaşnikoflarla, molotoflarla, taşlarla, yakılan ateşlerle terör estirmeyi bir tutuyorlar. Fakat bizim hiçbir zaman böyle bir anlayışımız olmadı. Biz hiçbir zaman, polis her eylemde suçludur, her eylemde eylemcinin yanındayız, diye bir prensip ortaya koymadık. Biz hiçbir zaman insan öldüren veya yaralayan, öldürücü, yaralayıcı araçlarla muhalefet edenleri tasvip etmedik. Hiçbir zaman, örneğin “İşgâlci Tece Kürdistan’dan defol!” gibi sloganlarla yürüyenlerin yanında olacağımızı söylemedik.

Tabiî Gezi direnişi çok renkli, çok ideolojili, çok farklı kesimlerin içinde yer aldığı bir süreçti. Bu yüzden birileri artık her eylemde –bu eylemin Gezi ile ilgisi olmasa bile- Gezi’yi hatırlatarak daha fazla destekçiyi arkalarına almaya çalışıyorlar. Bu bir kurnazlık örneğidir. Fakat yemeyiz. Her siyasî düşünce sahibi insanın onaylamayacağı görüşler, desteklemeyeceği örgütler/partiler vardır. Bunlardan belki bir tanesi iktidarda ise, geri kalanı muhalefettedir. Dolayısıyla da insanları muhalif olma paydası üzerinden, ideoloji ve yöntem olarak ne olduğuna bakmadan “ortak mücadele”ye çağırmak aklı başında insanlar için bir şey ifade etmeyecektir.

Aynı argümanı kullanarak onları eleştiren tarafından alıp eleştirilen tarafına koyalım. Meselâ şu fotoğrafa bakalım. Gezi Parkında direnişe katılan kişiler… Ellerinde İBDA-C kurucusu Salih Mirzabeyoğlu’nun fotoğrafı…

5 Haziran 2013, Taksim Gezi Parkı

Şimdi İBDA-C destekçileri “Gezi’de beraberdik, neden solcular bugün bizim yanımızda değil?” dese bu bahsedilen sosyalistlerin yanıtı ne olacak? İşte Kemâlistlerin yanıtı da budur.

Cumhuriyet bayramında üzerimize biber gazı ve basınçlı su yağdığında, biraz da Kemâlistler biber gazının tadına baksın, diyerek sevinçten ellerini ovuşturanlar, Ali İsmail Korkmaz’ın katledilişini protesto yürüyüşünde bile “Kahrolsun Kemâlist diktatörlük!” diye slogan atanlar, Kemâlistler “Mustafa Kemâl’in askerleriyiz!” diye haykırdığı için duvarlara “Kimsenin askeri değiliz.” yazanlar, bu sloganı aklınca ti’ye almak için yeni sloganlar üretenler şimdi gelip bize, ya Kemâlist kardeşim, neden böyle yapıyorsun, Gezi’de hep beraber değil miydik? diye kurnazlık yapmaya kalkmasın. Kendilerini, her şeyi unutsak bile şu son bir ayda kahpe kurşunlarla toprağa düşen canların ardından kullandıkları dilden, teröre ve bölücülüğe karşı koyamadıkları o mesafeden iyi tanıyoruz.

Erhan SANDIKÇI

22 Ağustos 2015