En başında bir soruyu kendimize her daim sormakta fayda var:

Doğanın dengesini kendi kısa vadeli çıkarların uğruna bozduğun yerde, başına gelen afetlere “doğal” diyebilir misin?


***


Sel felaketi Artvin’i vurdu.


Özellikle de Hopa ve Arhavi’yi.


8 yurttaşımız hayatını kaybetti.


Maddi ve manevi hasarın boyutu ise çok büyük.


Acıyı, acıyı yaşayana sormak; ateşi, ateşin düştüğü yerde olana sormak gerek her zaman.


Bu sebeple, Atatürkçü Düşünce Kulübü ‘nde görev aldığım dönemden devrem olan Oğuz Atalay‘a sordum olanı ve belki de önlem alınmadıkça bitmeyecek olanı.


Kendisi Arhavili ve sel sırasında Arhavi’deydi.


Şöyle başladı yanıtlamaya:


“Yağan yağmur ve sonrasında oluşan doğal afet bulunduğum ilçe olan Arhavi’de büyük hasarlara yol açsa da durum Hopa’da ciddi anlamda çok çok daha kötü.

Bu bölgede biliyorsun ki yağış çok normal olan bir şey fakat değişen iklim koşullarından ötürüdür hiç olmadığı kadar çok yağdı yağmur. Dün burada 3 saat içerisinde metrekareye 255 kg yağmur yağdı ve bunu kaldırabilecek herhangi bir alt yapı yok.

Taşan derelerin tamamı ıslah edilmiş derelerdi. Etrafında istimlak duvarı örülüydü ama havzaları küçültülerek etrafında yapılar yapılarak örülmüştü. Duvarlar bu ikinci sebepti, iklim değişikliğinden sonra…


Asıl sorun da şu ki; dereler yine yolunu bulup sahil şeridine ulaşmıştı ki karşılarına sonradan yapılan plansız ve düzensiz sadece rantla yapılan Karadeniz sahil yoluna ulaştı Arhavi İlçesi’nde… Burayı alamayınca su geri şehre döndü ve taşkına sebep oldu…


Arhavi’de sadece mal kaybı oldu bir sürü esnafın binlerce liralık zararı oldu. Bugün(25 Ağustos 2015) Arhavi’ye Orman ve Su İşleri Bakanı geldi durum incelemesi yaptılar, çevre esnafa ve zarar gören insanlara söz verdiler incelemeler yapılıp zarar görenlere yardım yapılacak diye. Aynı şekilde CHP’den de bir komisyon geldi incelemeler yapmak üzere.”


Bunun üzerine sormaya devam ettim:

-Peki HES’lerin etkisi nedir kardeşim? Bu konuda bir bilgin var mı?

“Şu an burada bitmiş bir HES yok fakat HESler Artvin bölgesinde ciddi şekilde iklim değişikliğine yol açtı. Basit şekilde açıklarsam Artvin’de bundan önce zeytin yetişiyordu mikroklima iklimi vardı fakat şu an yetişmiyor. İklim değişikliği bu şekilde şiddetli yağışlara yol açıyor olabilir bu vakte kadar 1989’da burada metrekareye 90 kilo yağış düşmüş o da en fazlası bu, şimdi metrekareye 255 kilo düşüyor.”

Ben Oğuz’a bu soruları sorarken, konu HES olunca Ordulu bir arkadaş araya girdi ve ekledi, HES’in etkilerini daha net ifade etmek adına:

“Artvin’de olan bu felakette HES’lerin etkisi ne kadar bilmiyorum ama HES’lerin dere yataklarını değiştirdiğini, hatta toprak altından geçen su kaynaklarının bile kaymasına, yer değiştirmesine neden olduğunu biliyorum. Ordu’nun yüksek yerlerindeki HES çalışmalarını bir görseniz yüreğiniz sızlar. Bundan üç dört sene önce Topçam Barajı’nın üst tarafındaki derelere balık tutmaya giderdik. O kadar müthiş bir doğası vardı ki oranın, insan hayran kalıyordu. Ağaçlar, dere kenarındaki yeşillikler, doğal şelaleler, harmanlar çok güzeldi ve o balık tuttuğumuz yere iki sene önce HES projesi cehenneme çevirdi ne dere kaldı ne ağaçlar ne harmanlar şelaleler hepsi yok oldu. Balık falan hak getire tamamen doğası değişti ve bence iklime de büyük etkisi var.”


***

En baştaki soruyu bir daha sormalı:

Doğanın dengesini kendi kısa vadeli çıkarların uğruna bozduğun yerde, başına gelen afetlere “doğal” diyebilir misin?


Oğuz‘un eklediği şeylerden birisi de şuydu:


“HES’ler iklimi değiştirdi. İnanılmaz bir yağış oldu. Selde esas büyük dere taşmadı. Daha ufak olan dereler taştı. Çünkü bu dereler daha ufak olduğu için çevreleri daraltıldı, imara açıldı, yapılar konduruldu. Sonra dereler taştı, yine sahil yolu için dolgu yapıldığından derelerden taşan su denize ulaşamadı, şehrin içinde kaldı.”


***


Başka gezegende hayat olduğuna inananlar olabilir.


Ve bu dünya yok olduğunda o gezegenlere gidebileceğini düşünenler de.


Onlar açısından sorun yok.


Fakat eğer bu dünyadan başka gidecek yeriniz yoksa;


Doğaya yaptıklarınıza dikkat ettiğiniz kadar doğaya yapılanlara da dikkat etmeli, hatta yapılanların karşısına dikilmelisiniz.


Yoksa bu dünyanın sonunu torunlarınızın görmesinden ziyade, torunlarınızın varlığını bu dünya göremeyecek. Ev sahipliği edemeyecek.


***

Sondan bir önce TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Mert Güvenç‘e kulak verelim:

“HES projeleriyle yatakları değiştirilen dereler, HESlere daha fazla su taşıyabilmek için kurulan regülatörler, felaketin tetikleyicisi olmuştur. Yanlış alanlara yapılaşma, felaketin etkilerini artırmıştır. Heyelan konusunda Karadeniz tehlikeli bir bölge.

Bu gibi riskli bölgelerde zeminin yapısını bozacak müdahalelerden kaçınmak gerekirken, son yıllarda bu felaketi hızlandırmak için herkes elinden geleni yaptı.
Bugün yaşadığımız felaketin büyük bir kısmı insan eliyle yaratılmıştır. Böyle devam ederse Karadeniz’de çok daha büyük felaketlerin olacağından kimsenin şüphesi olmasın.”

Ve kapanışı Nihat Genç‘in Hes ve Karadeniz’de yapılan yayla yolları üzerine söylediği sözlerin son kısmıyla yapalım:


“Bu kararları alan insanların o yaylalara bir kere çıktığını sanmıyorum. Bir kere çıktığını sanmıyorum. Hani yükselirsin ya, o yükseklik insana başka bir korku verir, yücelik verir. Hani Allah korkusu diyoruz. Neye inanıyorsan inan ama bu yücelik de tabiat da insana bir şeyler verir. O insanların içinde olsaydı, bir şeyleri o yaylada alsaydı, bu kadar gidip de 3 kağıda açmazdı. Ranta açmazdı. Satmazdı yani. Bazı şeyler vardır satılamaz bunlar. Kimse satamaz! Anasının rahmini kim satabilir be! Emdiğin memeyi kim satabilir! Satıyorlar!”


***


Artvin’de hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, maddi kayıp yaşayan yurttaşlarımıza da sabırlar diliyoruz.


Çağdaş BAYRAKTAR

26 Ağustos 2015

Paylaş
Önceki İçerikGeçmiş Olsun Artvin
Sonraki İçerikSinan Meydan – Kemâlizm Kimliğimizdir

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın