27 AĞUSTOS 1922…

Bilindiği üzere, 26 Ağustos sabahı saat 05.00 itibari ile başlayan Türk genel taarruzu bir gün içerisinde güneydeki 80 bin kişilik düşman kuvvetlerini bir vuruşta serseme çevirerek 15 km kadar batıya fırlatır.

Afyon’a doğru ardına bakmadan kaçan Yunan birlikleri savaşın mantığı ve genel stratejisi gereği savaşı dengelemek adına sırtını sağlam bir hakim mevkiye verip tüfeklerini Türk ordusuna çevirmek zorundadır.

İşte böyle bir ortamda kendisini haçlı lejyonlarından sanan Yunan ordusu sırtını Sincanlı ovasındaki en önemli “hakim mevki”ye, Çiğiltepe’ye dayar ve 3 yıl boyunca zevk için kustuğu ateşi artık işgalciliğin onursuzluğuyla kirlenmiş canlarını kurtarmak için kusmaya başlar.

Türk ordusunun hızı 27 Ağustos günü direniş merkezini yani Çiğiltepe’yi düşürebilmek adına yavaşlar. Ordu karargahının emri üzerine, bu tepeyi ele geçirip düşman cephe sistemini tamamen felce uğratacak taarruzu 57. Tümen Komutanı Albay Reşat Bey yapacaktır.

Bu dakikadan itibaren gelişen süreçte tepenin ele geçirilmesinin gecikmesi üzerine Albay Reşat Bey Başkomutan Mustafa Kemal’e sunduğu maruzatın sonunda tepenin yarım saat içerisinde ele geçirileceğinin sözünü verir. Buradan sonrası Türk tarihine, Türk askerine hakikatli bir şeref nişanı… Onurlu Albay’ın Başkomutan’a eli titremeden yazdığı kısa bir veda yazısı:

“Yarım saat içerisinde size o mevziyi alacağıma dair söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam.”

Ve kırk beş dakika sonra o tepe ele geçirilir. Birkaç saat sonra gözyaşları ile Afyon… Öbür gün Trikopis esir, hemen sonra Dumlupınar, Uşak… O kadar hızlıydık, o kadar açtık ki özgürlüğe Albay’ın son nefesinden 12 gün sonra İzmir…

***

Albay Reşat Bey’in onur anlayışına Harbiye’de değiniliyor mudur acaba? Kim bilir… Önündeki bayrak gönderden indirilip aşağılıkça yere fırlatılırken olanları izlemekle yetinen rütbeli o dersi kaçırmış olabilir mi?

Neyse…

Albay Reşat’ın halkın namusunun kurtarılmasında pay sahibi olduğunun onurunu duymasına 1-2 gün vardı. Hayatındaki en büyük hazineyi almasına, zaferdeki payını görmesine ise bir kaç saat…

Hangimizin hayal gücü sığdırabilir bir ömre Trablusgarb’ı, Yanya’yı, Balkan savaşlarını, Çanakkale’yi, Bitlis cephesini, Suriye’yi… En sonunda İnönü’yü, Eskişehir’i, Sakarya’yı, ÇİĞİLTEPE’Yİ… Hepsi aynı ömür ha, Albay Reşat’ın…

10 yıl boyunca cehennem gibi savaşların içinde sonsuz esaretin son bulması, halkın bağımsızlığa ulaşması için verilen şu mücadelenin, özgürlüğe saatler kala Başkomutana verilen bir sözün tutulamaması üzerine son bulması… Bu hem en büyük dram, hem en büyük sorumluluk hem de en büyük onur nişanıdır.

Bu nişanı o zamanın TBMM’si Şehit Albay’ın ailesine kırmızı şeritli İstiklal Madalyası vererek teslim etmiştir. Yıllar sonra Soyadı Kanunu çıktığında kahraman şehidi unutmayan yine tarihin akışını değiştiren o Başkomutan olacaktır. O artık onurunu ve zaferini bayrak yapıp diktiği Çiğiltepe’dir, Şehit Albay Reşat Çiğiltepe…

Namus ve şerefleri üzerine bu millete söz veren rütbeli, rütbesiz yetki sahiplerine ithaf olunacak bir yaşam, bir öykü, bir destan…
Ruhun şad olsun büyük kahraman.

Çağatay UNCU

Paylaş
Önceki İçerik30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!
Sonraki İçerikNasıl Bir Muhalefet?
Çağatay Uncu. 1992, Kütahya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. 4 yıl boyunca Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde lisans öğrenimi aldı. Mezuniyetine 1 yıl kala okulunu dondurarak, 2015 yılında, Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü'nde lisans öğrenimine başladı. Şu an bu öğrenimine devam etmektedir. Adana'da yaşadığı dönem boyunca 3 yıl süresince ÇÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeliği ve yöneticiliği yaptı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuk mücadelesine katıldı. İlgi alanları; bilim felsefesi ve tarihi, popüler bilim, tarih, spor

Bir Cevap Yazın