Öncelikle “muhalefet nedir?” sorusu ile başlayalım.

Muhalefet; en genel tanımıyla, siyasette yönetme gücünü elinde bulundurmayan kişiler ve gruplar olarak ifade edilir. Bir başka tanım da; parlamentoda halkın verdiği oylarla yer alabilmiş, iktidarın politikalarını inceleyen, eleştiren kişiler veya gruplar olarak ifade eder muhalefeti.

Günümüz Türkiye’sinde meclisin muhalefeti olmasa da, sokağın muhalefetinin had safhada olduğu süreci yaşıyoruz ve yaşamaya da devam edeceğiz gibi görünüyor.

AKP veya RTE karşıtlığı; fikren birbirine taban tabana zıt olan insanları bile, eylemsel olarak meydanlarda bir araya getirebildi.

Meclis muhalefetinden umduğunu bulamayan halk sokaklara çıktı. Evet Gezi’den bahsediyorum.

Başlangıçta azınlıkta kalan çevreci bir direniş varken; “Yeter artık!” diye sokaklara çıkan çoğunluk ulusçu vatanseverlerin buluşma noktası olmuştu. Gezi haykırıştı. Mesele iki ağaç değil, iki ayyaştı. Kaldırılan “T.C.”, ders kitaplarından kaldırılan “Gençliğe Hitabe”, yasaklanan “Andımız”dı ve “İstediğimi yaparım.” diyen bir zihniyete başkaldırmaktı.

Meydanlardaki çoğunluk bunları haykırırken; azınlık ama eylem anlayışları yakıp yıkmak üzerine kurulu etnik siyasi amaçlar güden “muhalifler” de sokaktaydı. Bunlar, yasaklanan ve kaldırılan milli değerler için sesini çıkarmayan hatta muhalif oldukları zihniyeti sinsice alkışlayanlardı.

Sokaklar bir anda bu sözde muhaliflerin eline geçti ve yine o muhalif oldukları zihniyetin ekmeklerine yağ sürdüler. Tertemiz bir uyanış olan Gezi; yakıp yıkan, yağmalayan bir eyleme dönüşmüştü.

Gezi gerek önder kadronun olmayışı, gerekse gayri millicilerin meydana inmesiyle hükümet ve onların sözde muhalifleri tarafından tasfiye edilmişti.

Gezi için “Darbe girişimi” nitelemesi yapanlar Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “Gezinin adayı” olarak lanse edildi. Çok değil, 1 sene sonra da bu kişiler genel seçimlerde “AKP’den kurtulmanın tek yolu” olarak gösterildiler ve meclise “parti” olarak girdiler. Oysa aynı kişiler Oslo’da muhalif oldukları zihniyetle masaya oturdular. Bunun adı muhalefet midir? Bu düpedüz iki yüzlülüktür!

Bir yandan sinsice alkışlanan politikalar, bir yandan da istediğini alamayınca silaha sarılan zihniyet!

Şimdi de gelelim asıl soruya:

Nasıl Bir Muhalefet?

7 Haziran seçimlerinden sonra yaşanan süreç bizlere gösterdi ki;  muhalefet dediğimiz ne CHP, ne MHP ne de HDP gibi olmalı.

Her seçim öncesinde “Bu seçim bizim için son şans…” zırvalarından kurtulmamız gerek. Medet umup oy verdiğimiz kişilerin çizdiği zikzakları polisten kaçan hırsızlar dahi yapamaz!

Yıllardır ana muhalefet konumunda olan CHP’nin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bakın seçim zamanı ne demiş:

AKP ile koalisyon kurmayız. Bunu baştan söyleyeyim. Neden kurmayız? Çünkü orada bir Saray vesayeti var. Bu vesayeti ortadan kaldırabilecek misin? Hayır! Kuran-ı Kerim ile dalga geçen adama dava açabilecek misin? Hayır! Cumhurbaşkanının yetkilerini anayasal çizgiye çekebilecek misin? Hayır! İşte bu yüzden biz AKP ile yapılacak bir koalisyonun içinde olamayız.” [1]

Açıklamanın üzerinden 2 ay bile geçmeden,

“Türkiye’nin çıkarları için her türlü ödünü vermeye hazırız. AKP ile koalisyon kuramazsak üzülürüm. Kurulacak koalisyon eğer Türkiye’ye önemli bir sıçrama yaptıracaksa, kısa vadeli oy kaybı yaşamaya razıyız.” diyerek seçmeniyle dalga geçercesine bir açıklama yaptı Kemal Kılıçdaroğlu…

Aynı Kemal Kılıçdaroğlu “%26 alamazsam istifa ederim” deyip; 7 Haziran akşamı parti binasının önünde “Başbakan Kemal!” sloganlarıyla “Demokrasi kazandı” diyerek, istifa söylemini yutup, unutturdu. Aldığı oy oranını söylememe gerek var mı?

Birileri de sürekli olarak “Ana muhalefet olmaya hazırız” kabadayılığı yaparken, meclis başkanlığı seçimlerinde “hırsız” dediklerinin ekmeklerine yağ sürmüştü.

Bir tek terörün siyasi kolu HDP’yi saymadık galiba… Gerek var mı peki? Onlar için varsa yoksa “süreç”.

Süreç bitti… Ancak süreç bu şekilde bitmemeliydi. Yani birilerinin “koltuk sevdası” adına son bulmamalıydı. Dediğim gibi süreç baştan sona bir ihanetti. Başlaması bile hataydı. Çünkü muhatap alınan kişiler yanlıştı. Terörle müzakere değil, mücadele edileceğini unutmuşlardı. Bugün ise “mücadeleci(!) ” bir siyaset izliyor zamanında ” süreç” çığırtkanlığı yapanlar.

AKP’ye muhalif olarak karşımızda duran 3 partinin de 7 Haziran’dan bu yana ülkenin milli çıkarları için değil de kendilerinin ve kurumlarının çıkarları için çalıştıklarını ve çatıştıklarını gördük.

Ağız değiştirerek, zikzaklar çizerek muhalif olunmaz.

Türk Milleti siyasi partilerden umduğunu yine bulamadı. Bu parti ve kişilerle de bulamayacak.

Muhalif olmak çetin bir yola çıkmaktır. Bu yola çıkarken yanımızdaki adamı iyi ölçmek ve tartmak gerekir. Yarın bir gün kendi çıkarına olan bir politikayı alkışlayan bir adamla bu yola çıkılamaz. Çıkılsa bile yarı yolda kalınır ve sonuç Gezi’deki gibi hüsran olur.

Şimdi denilecek ki, her şeye de muhalif olunmaz. Aslında olunur!

Bir ulusun kutsal değerleriyle oynanıyorsa ve bu değerlerin hiçe sayıldığı bir ortamda her şeye muhalif olunur. Ulusun kutsal değerlerini hiçe sayan zihniyet asla ve asla o ulusun çıkarlarını düşünmez. Yönettiği toplumun çıkarlarını benimsemeyen yöneticiler de daima kendi çıkarlarını ve varlıklarını düşünürler. (1)

Tıpkı günümüz yöneticilerinde olduğu gibi… İktidarından muhalefetine kadar milli çıkarlarımızı ve benliğimizi unutmuş yöneticilerle karşı karşıyayız. Günümüzde vatanın birliği, bütünlüğü ve çıkarları için milli bir siyaset, milli bir muhalefet yolu izlenmelidir.  Aksi takdirde toplumumuzun milli değerleri zayıflar, benliğini kaybeder ve gittikçe yozlaşmaya yüz tutar.

Böyle bir siyasi ortamda milli birliği hiçe sayan siyasi partiler; muhalefet ettiği zihniyet ne olursa olsun, vatanı uğruna mücadele etmiş sayılmaz. Bu yüzden Mustafa Kemal’in 96 yıl önce Sivas Kongresi’nde söylediklerini hatırlamaya ihtiyacımız var:

“Biz siyasi partilere değil, milli birliğe muhtacız! “.

H. Deniz YILMAZ

 

Dipçe
(1) Tarih: 09.06.2015

Paylaş
Önceki İçerikYıldızlılara Miras
Sonraki İçerikDoping ve Olimpiyat
H. Deniz Yılmaz, 17 Ağustos 1994 tarihinde Niğde'de doğdu.İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da gördü. Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünden mezun oldu. Aynı zamanda Niğde Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nde Denetleme Kurulu üyeliği ve başkan yardımcılığı yaptı. İlgi alanları futbol, tenis, sinema ve fotoğrafçılıktır. Kocaeli Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde eğitimine devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın