CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan bir açıklama yapmış, ama ne açıklama… Son zamanlarda moda olduğu üzere, bir CHP’li vekil olarak deyim yerindeyse HDP’li vekillerin eline su döktürmemiş…

 

Ne diyor hanımefendi bakalım:

“Şenal Sarıhan, Suruç’taki katliamdan sonra IŞİD’in değil PKK’nin operasyonların hedefi olduğunu söyledi. Erdoğan’ın AKP’nin oylarını artırmak için savaşı körüklediğini savunan CHP’li vekil, “Silahları susturmak, ama nefret dilini de susturmak gerekiyor. Karşılıklı çatışan grupların aralarında nefret yerine bir anlaşmayı ve barışı arzu eden doğal bir dili yaratmaları gerekir. Ne zamanki bütün anneler bir arada durmayı başarabilirlerse, iktidarı yönetenlere seslenebilirlerse o zaman barış gelir.”

Birincisi; karşılıklı çatışan grup denilen taraflardan biri resmi bir devlet diğeri ise o devletin sosyal, siyasî, ekonomik ve sınır bütünlüğünü tanımayan ve bunu o devletin halkına -sivil ya da silahlı ayırt etmeden-  saldırıda bulunan, can ve mal güvenliğini hedef alan, etnik temelli bir terör örgütüdür. Dolayısıyla hanımefendinin bahsetmiş olduğu “anlaşma imzalama, barış dili yaratma” söz konusu değildir. Barış dili yaratmayı biraz açalım; nedir barış dili? Barış imzalamak nasıl söz konusu olur? Taraflar ‘savaş’ halinde midir ki ‘barış’ devreye sokulmak isteniyor? “Ama doğuda kan dökülüyor, her gün şehit haberleri geliyor” diyebilirsiniz, doğrudur da; doğuda, batıda, sınırda, şehirlerde kan dökülüyor. Lakin savaş dediğiniz söylem; işte o gencecik yaşta şehit olan vatan evlatlarının teröre karşı mücadelesini yok ederek, ihanet içindeki  emperyalistlerin maşası olmuş kansızları ‘gerilla‘ olarak niteleyen bir söylemin ve bir dizi algının da kapısını açar. Savaşın tarafları ‘devletler’ olur; terör örgütü bir savaşın tarafı olamaz. Terörle mücadele edilir.

Şenal Hanım, zannedersem okumuş olduğu uluslararası hukuk kurallarını anî hafıza kaybı ile unutarak bir terör örgütü olan PKK’yı meşru bir zemine oturtmuş, hızını alamayıp PKK’yı TSK ile, bu meşruiyetle de örgüt militanlarını Mehmetçiklerle aynı kefeye koymuş ki;  

“ne zaman ki bütün anneler bir arada durmayı başarabilirse…”  

diyerek vatan için can veren ve canlarından can giden şehit anaları ile emperyalizmin maşası olmuşları aynı masaya oturtmaya çalışıyor.
Analar ağlamasın diyerek, teröristleri yıllardır sevimli özgürlük savaşçıları ilan etmek için binbir emek verilen, medyada parlatılan örgüt ve siyasi uzantılarından yola çıkılıp, bu toplumda her zaman yeri başka olmuş annelere doğrultulmaya çalışıyor oklar.

Neden? ​
Toplumun yumuşak karnına bir kez daha batırmak için mi hançeri?

Ahlakî değerleri yeniden öğretmeye çalıştıkları toplumda, kavram karmaşasının mücadelesi de başlıyor burada. Hedef saptırma, ilgili konuyu zemininden kaydırmalar tam gaz gidiyor. Sosyal, siyasî ve etik değerler satılıyor; öğretmen gibiler adeta, birer birer boşaltılan kavramları yeniden tanımlıyoruz beraber!

*

“Erdoğan, AKP’nin oylarını arttırmak için savaşı körüklüyor.”

Erdoğan, bütün saldırganlığıyla tiratlarını atmaya devam ediyor, tamam da peki o bunları yaparken siz ve partiniz neredeydi diye sormazlar mı insana?
Sormazlar.
Çünkü partizanlık sarmış dört yanımızı, seçmek zorundaymışız cumhuriyetin dibine birer birer yerleştirdiğiniz dinamitleri önce hanginizin ateşleyeceğini. Çakmağı tutan ele bakarken, döşeyenler kaçıyor gözden.

-Sahi üyesi bulunduğunuz kurumların kurucu ideolojisini reddettiğiniz halde ilkelerden bahsetmek nasıl bir duygu?-

*

“Sarıhan, Türkiye’nin dört bir yanını saran savaşın ilk olarak Suruç ile patlak verdiğini belirterek, şöyle devam etti:
Suruç bir bahane oldu. Suruç’un arkasında kimler vardı. Suruç’ta Türkiye’nin her yerinden gençlere yönelik bir katliam gerçekleştirildi. Bu şuna işaret ediyordu. Türkiye’nin her yerine ateş düşürülüyor ve Türkiye’nin her yanında kaygılı bir ortam yaratılıyordu. İktidar ise buraya yapılan müdahaleler için adeta onur alma ihtiyacı içindeydi. Nitekim olay IŞİD tarafından yaratılmış olmasını çok iyi bilinmesine rağmen IŞİD’e yönelik bir soruşturma son derece sınırlı kaldı. Bunun yerine PKK’ye ve devrimci sol gruplara yönelik bir operasyon başladı. Bu ortam PKK’nin de silah kullanmasına neden oldu. Bugün de yeni bir iç savaş diyebileceğimiz süreç yaşanır.”

Suruç’un arkasında kimlerin olduğunu hep beraber soralım, ama ciddi ciddi. Kimin, neyden, ne kadar nemalandığını, hakikaten bu olayın gerçekleşeceğinden kimlerin haberdar olduğunu… Sanki olaylar Suruç’la başlamış gibi geriye set çekmeden ama…

 

Devam edelim:

 

“… PKK’ye ve devrimci gruplara yönelik bir operasyon başladı. Bu ortam PKK’nin de silah kullanmasına neden oldu.”  

“Devrimci gruplar”?
Savcı öldüren DHKP-C midir kastedilen, yoksa kalaşnikofla sokakta dolaşan, köy boşaltan PKK mı?  
PKK(pekaka) silah bıraktı mı ki eline “mecburiyetten” silah alıyor?
Saldıran değil de kendini savunan taraf oluveriyor?

Bu arada, bir de iyi terör örgütü-kötü terör örgütü ayrımı yapılıveriliyor. IŞİD’i kınarken PKK’ya dokunmuyor…

*

 

“Tüm siyasi partilerin barış istediğini belirten Sarıhan, şunları kaydetti: “Ancak barışı nasıl tanımladıkları konusunda bir ortak tanıma ulaşmaları gerekiyor. Barıştan anlaşılan nedir ve barış nasıl sağlanmalı? diye üzerinde düşünmeleri gerekir. Erken seçimden daha önemlisi, ülkede kanın durmasıdır. Kardeşliğin inşasının temellerin atılmasıdır. Burada herkese görev düşüyor. Son günlerde yaşanılan ölümler sonrasındaki yakınlarının tepkilerini görüyoruz. O tepkilerin hepsinde barış isteği var, ‘ülkede artık kan dökülmesin, çocuklarımız ölmesin’ anlamı taşıyor. Bunun sağlanması da çok zor değil. Bunu sağlayacak temel gücün kadınlar olduğunu düşünüyorum…”

 

“Son günlerde yaşanılan ölümler sonrasında yakınlarının tepkilerini görüyoruz. O tepkilerin hepsinde barış isteği var…”

İşte en ağırı da bu sanırım; o şehit yakınlarını malzeme yaparak utanmazca kendine ortak etmek… Onun ağzından konuşmak hatta zan altında bırakmak… Canı yeterince yanmamış gibi kanırtmak yarayı…

Ve dönüyoruz tekrar kadınlara;

Bu cümleleri bir şehit annesine söyleyebilir misiniz? Karnında şehit olan eşinin çocuğunu taşıyan bir kadına? Eğer anaların ağlamasını istemiyorsan tetiği çekenlerle masaya otur diyebilir misiniz?

Teröre boyun eğ demek değil midir bu?
Hangi ülkede örneği vardır?

Peki terör nerede başlar, nerede sonlanır?
PKK bir gömlek giydirilip süslenmeye çalışıldı, bebek katili Apo siyasi lider olarak sunuldu, teröristler meclise girdi. Her birinin elinde kan var, her birinin elinde istediklerini alamazlarsa karşı tarafa doğrultacakları silah var.  

İmtiyazın imtiyazı getireceği bu denli hassas bir konuda bu pervasızlıktan ne anlamalıyız?  

 

*

“Bundan sonraki süreçlerde siyasi partilerin ortak bir yöntem ile barıştan yana çalışmalar yürütmesini isteyen Sarıhan, barış konusunda CHP’nin de öncülük edebileceği barış etkinliklerinin yapılması konusunda düşüncelerinin olduğunu paylaştı. Sarıhan, ayrıca CHP’nin hazırlayacağı erken seçim bildirgesinde barış konusun önemli bir yer alacağını söyledi. Sarıhan, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin de, “Aklın, bilimin ve ihtiyaçların birlikte yaşama isteği olan bir barış koşulları yaratılsın. Bunun için de barışı isteyen partilerimizin iktidara gelmesinin yolları açılsın” demiş…

“Barışı isteyen partilerimiz.”
Sarıhan’ın kimleri kastettiğini açıklamaya gerek bile bırakmadığı için sözü uzatmıyor, kucaklayıcılığının gözlerimi yaşarttığını söylemek istiyorum…

Özetle;
Bugün bütün bu sahneye, oyunculara, kurguya bakınca 90 yıl öncesine gidiyorum. Hatırlıyorum ve istiyorum ki unutulmasın; bağımsızlık mücadelesinde bu topraklarda dişlerini Anadolu’ya geçiren devletlere atılan tokat ve Türk halkının ordu olup verdiği mücadele, mazlum milletlerin yakasına yüzyılın illeti olarak yapışan emperyalizme karşı olmuştur. Mücadelemiz, terörün her türlüsünedir. Etnik sosa batırılmış, dini unsurlarla bezenmiş, takım elbise giydirilmiş, fark etmez. Kimden gelirse gelsin, bu zihniyetin yaşadığı her alanadır. Her dönem ortaya çıkabilecek türlü aldatmaca ve umut törpülerine karşı verilecek mücadelede meselenin partiler üstü olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Mesele millî birlik ve ruhtur.
Batarsak da bu halkla, çıkarsak da bu halkla çıkacağız.

Berrin Karadeniz
31.08.2015