Cumhuriyet Kadınları Derneği eski Genel Başkanı ve 25. dönem CHP Milletvekili Şenal Sarıhan 30 Ağustos günü, PKK’ya yakınlığıyla bilinen Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) röportaj verdi. Cumhuriyet değerlerine ve üyesi olduğu partinin kuruluş anlayışına sahip çıkması beklenen birinin bu söyleşideki açıklamaları ilginçti.

Atatürk’ün 1935 yılında söylediği bir söz var: “Nereden bileyim CHP’nin sonsuza kadar benim partim olarak kalacağını?” CHP’li Şenal Sarıhan’ın bu söylemlerini okuyunca acı bir biçimde Atatürk’ün bu sözünü anımsıyor insan.

Algı operasyonları dönemine girdi Türkiye, biz de Sarıhan’ın yarattığı algıya bakalım: “Karşılıklı çatışan grupların aralarında nefret yerine bir anlaşmayı ve barışı arzu eden doğal bir dili yaratmaları gerekir” diyor, yani iki karşıt gruptan bahsediyor. Galiba biz uyurken Doğu Anadolu, Türkiye Cumhuriyeti’nden ayrıldı bağımsız Kürdistan’ı kurdu! Sözleri, farkında olarak ya da olmayarak bu algıyı yaratıyor. Çünkü karşılıklı barış antlaşmaları, ateşkesler iki ayrı devlet ile olur, bu devletlerin de birbirini tanıması gerekir. Sarıhan PKK terör örgütünü galiba meşru bir örgütlenme olarak görüyor. Bu gibi söylemler üzerinden PKK yumuşatılıp, halka, “anneler”e indirgeniyor.

Şu an Doğu’daki insanlarda meydana gelen fiziksel ve psikolojik hasarların sorumlusu PKK’dır. Terör; kargaşa, şiddet ve kaoslar bütünüdür, insanların korkularından ve acılarından beslenir ve terör örgütleri nihai amacına ulaşmadan silahı ve şiddeti elden bırakmazlar. Sarıhan’ın söylemini medyanın deyimiyle “gerilla anneleri” de yineledi, peki bunu neden şehit anneleri istemiyor, neden “PKK’lıların anneleriyle bir olalım, barış gelsin” demiyor, her şey bu kadar kolayken? PKK’lı birinin annesi bir şehit annesinin yüzüne bakabilir mi?

“Şenal Sarıhan, 7 Haziran’dan sonraki sürecin Erdoğan’ın iradesi doğrultusunda yürüdüğüne dikkat çekerken, CHP ve AKP arasında yapılan 45 günlük koalisyon görüşmelerinin de bir oyalama politikası olduğunu söyledi: ‘CHP bunun farkında değil miydi, elbette ki farkındaydı. Ama masadan kalkan taraf olmayacaktı. Halk için, halkın çıkarları için kendi ilkelerini koruyarak ama kendisinde bir fedakarlık yaparak, halkın üstün yararına olabilecek bir koalisyon bir an önce kurulması konusunda fedakarlık yaptı’”

Şu anki CHP’nin Türkiye siyasetindeki karşılığı bir şeylerin kendince farkında olmak ama bunun için hiçbir şey yapmamak, alternatif oluşturmayıp sisteme uymak. Aslında CHP yöneticileri kendi ilkelerinden vazgeçeli 77 yıl oldu.

***

“Suruç bir bahane oldu.”

Tamam. Peki Suruç sadece AKP ve MİT için mi bir bahane oldu, HDP’nin bu katliamdan gerçekten haberi yok muydu? AKP bizi savaşa sürüklemek istiyor, ama buna Suruç’tan çok önce başlamıştı, peki bunu yaparken muhalefet neredeydi? AKP IŞİD’i bir iç mesele haline getirmemişken, Türkiye’nin birincil sorunu PKK terör örgütüydü, hala da öyle. Bu sorun çözümlenemediği için de serpilip boy attı, silahı da hiç bir zaman bırakmadı. Ama bir terör örgütü için de “fazla kızdırmayın, saldırmasınlar” diyen milletvekili bize özgü sanırım.

“Silah konuşursa, karşına silahlı yanıt gelir. Bu da kardeşliği bozan, ayrışmayı getiren bir tavır haline dönüşür. Silahları susturmak ama nefret dilini de susturmak gerekiyor. Karşılıklı çatışan grupların aralarında nefret yerine bir anlaşmayı ve barışı arzu eden doğal bir dili yaratmaları gerekir”

Adına “çözüm süreci” diyerek silahları bıraktık, peki kan durdu mu? PKK silah bıraktı mı? “Biz o keleşi size çevirmesini çok iyi biliyoruz” diyen Burcu Çelik Özkan’la nefretsiz doğal bir dili nasıl yakalamayı planlıyorsunuz mesela? Bir terör örgütü ile yapacağımız barış antlaşmasında bizim isteklerimize karşılık onlara ne vereceğiz, anadilde eğitim mi, özerklik mi? Kanın durması herkesin temennisidir, ancak bunun uğruna Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısından, Atatürk’ten taviz vermek de, bu uğurda ölen şehitlerin kanını hiçe saymaktır. AKP ve HDP milletvekillerinden sonra, Sarıhan’ın da silahındaki susturucu “analar ağlamasın, kan akmasın” cümlesi sanırım.

“Kardeşliğin inşasının temelleri”

Burada PKK ile Kürt’ü aynılaştırmaya çalışarak, Türk-Kürt, Asker-Kürt düşmanlığı algısı yaratmak, tam da emperyalistlerin yapmaya çalıştığı iş… Bu söylemler üzerine Sarıhan’ın bahsettiği CHP’nin “barış içeren seçim bildirgesi” de pratikte ulusallığa değil küreselliğe hizmet edecek büyük ihtimalle.

CHP’li vekil, 30 Ağustos’ta, Zafer Bayramı’nın yıl dönümünde söylediği bu sözlerle Türkiye’deki partilerin hiçbir “milli” karşılığının olmadığını ve verilecek mücadelenin partiler üstü olması gerektiğini bir kez daha gösteriyor.

Miray Ilgaz ALGAN

 

Paylaş
Önceki İçerikCizre Üzerine
Sonraki İçerikPİLOT YÜZBAŞI MURAT EREN HALA DİRENİYOR!

1994 te Düziçi’nde doğdum. Osmaniye Abdurrahman Keskiner Güzel Sanatlar Ve Spor Lisesi’ni bitirdim.2012 yılında Çukurova Üniversiteyi Eğitim Fakültesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümüne başladım. Hala Resim Bölümünde öğrenimime devam etmekteyim.

Bir Cevap Yazın