“Ben Gazi Astsubay İbrahim Babur. 1994 yılında Şırnak Silopi’de görev yaparken Cudi dağlarında bir gün önce üç tane şehit vermiştik. Aynı zamanda kendim istihkâmcıyım mayın talip bomba uzmanıyım. O bölgedeki mayınları, çeşitleri tuzaklı patlayıcıları imha etmekti. Askerlerimizin arasında benimle birlikte görev yapan mayınları temizlerken tuzaklı bir el bombası vardı, el bombası patlamak üzereydi beş altı tane askerimin arasındaydı, onun piminin çıktığını gördüm. Ve bize buradaki analarımızın babalarımızın teslim ettiği kahraman Mehmetçikleri kurtarmak için askerlerimi oradan hemen uzaklaştırdım, bombanın üzerine atladım. Alıp atarken kendi ellerimi kaybettim.

Benim yaptığım tabi ki çok abartılacak, şey yapılacak bir iş değil. Türk ordusunda görev yapan biraz önce de komutanlarımızın da ifade ettiği gibi her Türk subayı, astsubayı kendisine emanet edilen yavrularını kendi canından çok daha aziz bilmektedir. 

Biz ondan sonra gazi olduk. 13 yaşında askeri okula girmiştim okuldayken. Bize, bunu sizler de iyi bilirsiniz, belli sürelerde aşı yaparlardı. İğne bile vurulmaktan korkardım, çekinirdim. Orda iki elimi kaybettim. İşte askerlerimin her birisi bir taraftan bağırıyor ‘Komutanım biz öleydik de sana bir şey olmayaydı.’ Ama her yer mayınlı askerlerimi de oradan çıkarmam gerekiyor. Ellerimi hemen bağlattırarak, ayaklarımda vücudumun her yerinde parçalar var; çocuklar kollarıma girdi ve bütün… Tabi olaylar gözümün önüne geliyor şu anda. Mayınlı alandan çocukların tamamını çıkardım. Bulunduğumuz yere helikopter beni almak için gelecek. Helikopter gelemiyor, çatışma içerisindeyiz, çok sarp bir noktadayız. Ve bütün birliğimi çıkardım. Ani şartlarda helikopter alanına kadar çocuklar işte battaniye bir şeyler buldular oralardan. Bizi neyse helikopter alanına kadar getirdiler. Ama hiçbir zaman için şuurumu ve bilincimi kaybetmedim. Bindik helikopterle neyse Şırnak’taki hastanedeki ameliyata kadar. Yani hakikaten Allah çok büyük bir sabır veriyor, çok büyük bir metanet veriyor. Demek ki gaziliğin işte herhâlde oradaki anlamı çok büyük. Biz o metanetle ben bütün birliğimi mayınlı tuzakla alandan çıkardım.

Ben vazifemi yapmamın şuuru bilinciyle bundan sonraki hayatımıza başladık. Yani şunu ifade etmek istiyorum. Ben büyük bir iş yapmadım; benim vazifem buydu. Ben o vazife şuuru içerisinde vazifemi yaptım.

Soruyorum şimdi herkese.  Bugün benim bulunduğum yerde yine arkadaşım, sen evinde kaloriferini yakarak oturuyorsun, yatıyorsun, o nöbet tutuyor çadırda. Orada yemesini içmesini devam ettiriyor. Şimdi oradaki subayı, astsubayı… Buradaki, şimdi biraz da iğneyi dokundurmak gerekiyor. Memurum yarım saat gün içerisinde vazifesini yapmıyor, yarım saat kaldı diye mesai alırken oradaki 24 saat ayağından botunu çıkarmadan vazife yapıyor. Kim duyuyor, kim biliyor? Onunla beraber onun eşi çoluğu çocuğu da orada, onlar da aynen askerlik yapıyorlar. Sen biliyor musun o subayını, astsubayını bir dağ karakoluna vermişler; okul yok, öğretmen yok, hanımı da aynen onunla beraber vazife yapıyor.

Ben iki elimi kaybettiğim noktaya kardeşim de astsubay. Ben abimin ellerini kaybettiği noktaya gönüllü gideceğim dedi, gitti. Üç yıldır orada görev yapıyordu aynı noktada.

Bu ülkede bu al bayrak dalgalanıyorsa, sizler bizler burada huzur içerisinde yaşıyorsak bu vazife şuuru bilincinde olan insanların sayesindedir. Herkesi bu şuura bu bilince ulaşmaya davet ediyorum. Ben vazifemi yaptım.” 1

Bu kahramanlık destanını anlatan sözler bir TV programında konuşan Gazi Astsubay İbrahim Babur’a ait. “Ben büyük bir iş yapmadım, benim vazifem buydu. Ben o vazife şuuru içerisinde vazifemi yaptım.” diyor gazimiz. O kadar anlamlı, o kadar derin bir cümle ki bunu ancak yüreği vatan sevgisiyle yanıp tutuşanlar anlayabilir.

Bugün 19 Eylül Gaziler Günü. Bir gün düşünün kanıyla, kopan kolu, bacağı, eli, göremez hale gelen gözü ile alınmış; hak edilmiş bir gün.

19 Eylül sabahı herkes uyanıp hayatına devam ederken birileri onuruyla taşıdığı madalyasını göğsüne takınıp çoğumuzun hissedemediği kadar büyük duygular hissedecek, çoğumuzun göremediği kadar memleketinin güzelliklerini görecek, çoğumuzun koklayamadığı kadar vatanın kokusunu içine çekecek ve yine çoğumuzun umuruna getirmediği vatanın, bayrağın, milletin geleceği için kaygılanacak.

Yanında şehit düşen silah arkadaşı aklına gelecek. Birlikte söyledikleri son türkü, içtikleri son çay, bastıkları kar, dertlerini ortak edip dağa taşa döktükleri o an işte bütün bu yaşanmışlık bir bir gözünün önünden, yüreğinin derinliklerinden geçecek gazinin.

Peki ya biz bu gerçeğin neresindeyiz?

Biz akşam evimizde sıcak yuvamızda rahat rahat oturalım diye kendini hiç düşünmeden ateşe atan gazilerimizi ne kadar tanıyoruz?

Botunu ayağından çıkarmadan günlerce vatanı uğruna çarpışan, bitmeyen dağların bitmeyen yollarında yürüyen, kör kurşunda, namussuz pusularda, hain saldırılarda gazi olan yüce Türk milletinin kahraman evlatlarını ne kadar benimsiyoruz?

Cesur yürekli gazilerimizin sorunlarını ne kadar biliyoruz?

Yoksa yine kendimizi mi kandırıyoruz?

Hani şehit haberleri geldiği zaman çok üzülüyoruz, kendimizi sosyal medyanın duvarlarında tatmin edip, sağa sola iki kafiyeli söz söyleyip, acımızı basite, sanal âleme satıyoruz ya işte gazilerimizi de böyle utanmaz bir sahtelikle unutuyoruz, bizim için, milleti için feda olanlara bir acı da biz yaşatıyoruz.

Şimdi üstteki paragrafı okuyanlar ben unutmuyorum diyecek. Vatansever kardeşim sen unutmuyorsan ne güzel, benim sözüm unutanlara. Merak etme, vurduğumuz kırdığımız sen değilsin, söz sahiplerini bulur.

Gazilik; yaşarken onurun, gururun en yücesine sahip olmaktır.

Biz geleceğimiz olan çocuklarımıza bu yüceliği ne kadar anlatıyoruz?

Milli Eğitim, müfredatında gazilerimize kaç satır kaç sayfa ayırdı?

Gazilerimizi en çok biz yaralıyoruz. Türk ulusuna yakışanı yapmak, vefalı olmak bu kadar mı zor?

Ne çok unutuyoruz ülke olarak.

Daha geçen yıl Zonguldak’ta Gaziler Günü nedeniyle düzenlenen törende Gazi’mize yapılan saygısızlığı kim hatırlıyor, bunun bedelini kim ödedi?

Hatırlayalım bir daha unutmamak üzere.

Tören sırasında yağmur yağıyor ve vali, belediye başkanı, tugay komutanı o nazik vücutlarına yağmur değer de erirler diye yardımcılarına şemsiye tutturuyorlar ama Gazi’mizin ıslanmasını herkes izliyor. İşte o anda Türk Milletinin kahraman Gazi’sine yüzyılın ayıbı, vefasızlığı yapılıyor, insanın yüreği savaşta vatanını kaybetmiş gibi sızlıyor. Hayattan ayrılan gazilerimizin kemikleri sızlıyor, yaşayanların göz pınarları. O yağmur, o nimet hiç bu kadar acıtmadı yürekleri.  2

MB1

Yine kafamızı sağdan sola çevirirken çoğumuzun unuttuğu ama Gazilerimizin asla unutmayacağı, yüreklerinde derin yaralar açan farklı bir vefasızlık ve bu saygısızlığı yapanın tüm kötü sıfatları hak ettiği başka bir olay.

MB2

Bu yürekleri yakan olayı Şırnak Gazisi Yılmaz Yiğit şöyle anlatıyor:

“Ben Şırnak’ta 7 yıl boyunca Özel Hareket Birliği’nde görev yaptım, yanımda birçok arkadaşım şehit oldu, gazi oldu ve sonunda 2 kolumu, 1 bacağımı ve 1 gözümü kaybettim.

Dün akşam Ankara Büyükşehir Belediyesi belediye otobüsüne bindim, otobüse binerken gazi olduğumu söyledim, bana binerken otobüs şoförü bir şey söylemedi. İnerken de bana ‘Kart basmadınız’ dedi, ben de gazi olduğumu, çipli kartımın ve kollarımın olmadığını belirttim. Bunun üzerine bana ‘Gazi olman beni ilgilendirmez’ dedi kart basmam için ısrar etti. Ve sonunda bana bağırarak insanların içinde ‘Sizin gibi şerefsizlerden bıktım’ şeklinde hakaret etti. Ben tekrar gazi olduğunu belirttim. O da bana ‘Senin gibi şerefsiz bir gaziden 2.500 TL tazminat aldım, benim için mi gazi oldun şerefsiz’ diyerek üzerime yürüdü.” 3

Yaşanan bu olayda Gazi’mizin otobüsün dışına çıkarılmasından dolayı duymadığı vicdansızca yapılan hakaretlerin devamı da var. Görüntülerde hepsi ortaya çıktı.

Belediye otobüsü şoförü, gaziye “enayi”,  “Allah görmüşte elini almış işte” gibi insanlık dışı hakaretler de ediyor.

Peki, bu olay sonucunda kim ya da kimler hak ettiği cezayı aldı? Kimse. 4

Kendinizi gazinin yerine koyun; o çatışmalar, şehit olan arkadaşları, yıllarca vatan savunması ve sonra “Benim için mi gazi oldun şerefsiz!” cümlesi. Eminim ki Gazi’nin elinde patlayan en büyük bomba, yüreğine vuran, delip geçen en hain kurşun bu sözler oldu.

İşte bu demek oluyor ki vatanını canı pahasına savunanlar bu ülkede yeteri kadar değer görmüyor bunlar acı, yaralayıcı ve onur kırıcı gerçekler.

Bu yaşananlar gazilerimize yapılan saygısızlıklardan, vefasızlıklardan sadece bir kaçı. Gazilerimiz her gün sokakta bu olayların yüzlercesiyle karşılaşıyor. Kim biliyor, kim görüyor?

Gazilerimizin maddi sıkıntıları ve ailelerin yaşadığı sıkıntılar, siyasetçilerin konuşmaktan kaçındığı konular arasında yer alıyor. Bu duyarsızlık gazilerimizi bir kez daha yaralıyor.

Özlük hakları oldukça yetersiz ve sınırlı olan gazilerimiz seslerini yüksek sesle duyurmaya çalıştıkça yöneticilerden, iktidardan yemedikleri baskı kalmıyor. Gazi dernekleri siyaset için, oy için kullanılacağı zaman ziyaret ediliyor.

Gazilerimizi yaralayan konulardan en önemlisi de ülkelerini, bayraklarını, milletini savunurken mücadele ettikleri hainlerin son yıllarda adam yerine konulması…

Bunun en büyük örneği Habur rezaleti. Habur’da teröristler, hainler otobüslerin üstünde şov yaparken el sallarken gazilerimiz bir yara daha aldı. Sadece gazilerimiz mi? Aileleri de, şehitlerimizin aileleri de çok büyük acılar yaşadı. Bu hainlik, bu adaletsizlik hafızalarına ve yüreklerine kazındı. Gözleri kan ağladı.

Bu rezaletin sorumlusu olanların gazilerimizin ve şehitlerimizin sayesinde ayakta duran vatanımızın aziz topraklarında yaşamaya hakları yoktur. Ne vicdanlar ne de vatan toprağı bu hainleri kabul etmiyor ve etmeyecek.

Gazi Astsubay İbrahim Babur’un söyledikleri bir daha unutmamak üzere hafızamıza kazınmalı.

“Bu ülkede bu al bayrak dalgalanıyorsa sizler bizler burada huzur içerisinde yaşıyorsak bu vazife şuuru bilincinde olan insanların sayesindedir. Herkesi bu şuura bu bilince ulaşmaya davet ediyorum.” diyor Gazi’miz.

Türk ulusu olarak bizim asli görevlerimizden en önemlisi gazilerimize saygı duymak, vefalı olmak, onları başımızın üstünde, yüreğimizin en derinlerinde taşımak ve belki de onlardan daha çok onların hakkını savunmak. Yurttaş olmanın gerektirdiği vazife şuurunda, bilincinde hareket etmek; vatanını, bayrağını seven her Türk vatandaşının asli görevidir.

Başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatanı ve milleti için gözünü kırpmadan cepheden cepheye koşan Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da, Kurtuluş Savaşı’nda ve günümüzde düşmana karşı mücadele etmiş şehitlerimizin ve gazilerimizin 19 Eylül Gaziler Günü’nü kutluyor, hayatta olan kahraman gazilerimize huzurlu bir ömür diliyorum. Şehit gazilerimizin ve şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Türk milleti, sizlere minnettardır.

Mustafa BOZTEPE

19 Eylül 2015

Kaynakça:

1- https://www.youtube.com/watch?v=Oj7nk63RiRY

2- http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27236799.asp

3- http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27480129.asp

4- http://www.ilk-kursun.com/haber/203901/belediye-soforunden-gaziye-agir-hakaret-ve-yumruk/ ; http://www.ilk-kursun.com/haber/204249/gaziye-saldiran-sofore-melih-gokcek-arka-cikti/

 

 

Bir Cevap Yazın