Küresel güçler ve dış basın iş birliği ile Türkiye’de zaten ince bir ip üzerinde olan ‘terör’ algısının daha da kurcalandığı günler yaşıyoruz. İç siyasetin oyuncak haline dönüştürülüp ulusun hafızasına da ‘balık hafızası’ muamelesi yapılan bu günlerde, PKK terörü ile ilgili dışarıdan ve bir ağızdan çıkarmışçasına gelen meşrulaştırıcı açıklamalar hiç de şaşırtıcı değil.

Biraz irdeleyelim: NATO Genel Sekreteri Stoltenberg 22 Eylül’de BBC’ye yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“Her ülkenin kendini savunma hakkı vardır. Türkiye’nin de terörist saldırılara karşı savunma hakkı vardır. Ama bu savunma, ölçüler içinde kalmalı ve gereksiz yere sorun daha da büyütülmemelidir.”

Kendisine ülkemizi terörist saldırılara karşı koruma hakkımızı savunduğu için teşekkür(!) ediyoruz, ancak unutulan bir nokta var ki hayati önem taşıyor; dışarıdan bakınca “gereksiz” gibi görünen terör sorunuyla Türkiye yıllardır kan kaybediyor, bugüne kadar binlerce insanın yitirildiği terör saldırılarında yaşanan toplumsal çöküş sayın Genel Sekreter’in “gereksiz” diyebileceği kadar küçümsenecek boyutta değil ne yazık ki.

Stoltenberg bu talihsiz açıklamasından sonra da sözlerine devam ediyor: “Bir terörist saldırı, sorunun barışçıl ve siyasi yollarla çözüm çabalarını engellememelidir.”

Ve merakla beklediğimiz kelime olan “barış” sonunda geldi! Bir kelime ancak bu kadar anlamı dışında kullanılabilir ve bu yüzden bir toplumda neredeyse nefret düzeyine gelecek bir hissiyat oluşturabilir. Stoltenberg ne yazık ki yine küçümseyici bir tavırla “bir terörist saldırı yüzünden” diyerek kayıpları ve bir devletin yerle bir olan itibarını hiçe saymış, bizim de saymamızı istemiş olacak ki çözüm sürecinin devamının gelmesi gerektiğini vurgulamış.

Türkiye, NATO’nun 2.büyük askeri gücü, bölgede yani Orta Doğu’da ise en büyük fiziki güç olarak gösteriliyor. Peki fiziki güç ne kadar yeterli? Bir ülkenin askeri varlığının güçlü olması ancak siyasi varlığıyla pekiştirilince bir anlam kazanır. O ülkeye, bulunduğu küresel güvenlik örgütü tarafından aba altından sopa gösterilip, ülkenin güvenliğini tehdit eden bir unsura karşı “… yapmalıdır” şeklinde bir ifade kullanmak, egemenlik ihlalidir. Devletler arası organizasyonlar-örgütler, devletlerin birbirleri ile iş birliği yapmaları için vardır ve NATO bir kolektif savunma (collective defense) örgütüdür. Üyesi olan herhangi bir ülkenin güvenliğine dışarıdan bir tehdit algılandığında diğer üye devletlerin birlikte karşısında duracağı, bu tehdit uluslararası boyuta ulaştığında da müdahale edeceği bir sistem olarak kurulmuştur. Ancak bu kolektif yapılanma her şeyden önce devlet egemenliğini ihlal etmeme esasına dayanır, yani kendi üyesine terörist ile masaya oturmasını dikte edecek bir üst yapı değildir.

Tüm bunları ekledikten sonra çözüm süreci ile ilgili dışarıda devam eden beklentilerin ve elbette dayatmaların erken seçim yaklaşırken bu denli yüksek olması, akıllardaki soru işaretlerini de belirginleştiriyor: Acaba 1 Kasım’dan sonra kurulacak hükümet, eğer kurulabilirse, teröre karşı dik durabilecek mi? Yoksa yine son zamanlarda çok anlamlı hale gelen “barış” kelimesinin arkasına sığınılarak, bunca acıdan sonra PKK terör örgütüyle tekrar masaya mı oturulacak?

“Barış süreci”ne geri dönülmesi ile ilgili bir açıklama da, ki zamanlaması manidardır, Der Spiegel dergisi aracılığıyla Kandil’den geldi (evet evet Kandil Dağı, hani şu bombalaya bombalaya(!) bitiremediğimiz terörist yuvası). PKK’nın kurucularından olan Ali Haydar Kaytan, barış sürecine geri dönülmesi için “tarafsız bir ülke arabuluculuk yapmalı, örneğin ABD” dedi ve PKK’nın şu an hem Türkiye ile hem de IŞİD ile iki cephede birden savaştığını söyledi. Tüm bunları destekleyen nitelikte açıklamalar yapan Der Spiegel ise, “Türkiye’nin IŞİD operasyonu ise göstermelik. Daha önce hastanelerinde tedavi ettiler, her türlü desteği verdiler. Türkiye’nin bombaladığı PKK ise, batının IŞİD’e karşı mücadelede ortağı” diye yazdı.

Tüm bu gelişmelerle eş zamanlı olarak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nden üç gün önce gelen açıklamada da YPG’nin terörist bir örgüt olarak görülmediği, IŞİD’e karşı verilen mücadelede koalisyon güçlerine verdiği destek vurgulandı.

Eldeki veriler değerlendirildiğinde kilit noktaları görmek ve bazı sorular sormak zor değil:

1) Türkiye NATO üyesi bir ülke. Örgüt, kendi üyesinin güvenliği tehdit altında iken sorunu bu denli küçümseyici bir açıklama yapıyor ve bu sorunu sadece Türkiye’nin bir sorunu olarak görüyor. Türkiye’nin bu aşağılayıcı ve tehditkâr tavır karşısında nasıl bir tutum sergileyeceği önemli. Mücadeleye devam mı edeceğiz, yoksa “çözüm süreci” yalanıyla silahların ve bombaların şehirlere yerleştirilmesine tekrar göz mü yumacağız?

2) Almanya Başbakanı Merkel son yaptığı açıklamada Türkiye’ye başsağlığı dilemiş, PKK’yı bir terör örgütü olarak gördüklerini ve kınadıklarını söylemişti. Der Spiegel dergisinin bunlardan haberi olmamış olacak ki, PKK’nın üst düzey kadrosuyla röportaj yapıyor ve örgütü “Batı’nın ortağı” olarak görüyor.

3) Kandil Dağı’nda hala röportaj yapılacak yerlerin kalmış olması, Türkiye’nin bunca zaman nereyi bombaladığı sorularını da aklıllara getiriyor.

4) ABD de geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada PKK’yı terör örgütü olarak gördüklerini yinelemişti. Ancak onlar da unutmuş olacaklar ki, PKK’nın bir kolu olan YPG’yi kendilerine IŞİD’e karşı savaşta bir müttefik olarak görüyorlar. Tuhaftır, bir önceki haberde Der Spiegel PKK’yı Batı’nın ortağı olarak görürken, ABD’den gelen bu açıklama da IŞİD ile savaşta YPG’yi öne çıkarıyor. Ayrıca Ali Haydar Kaytan ABD’nin arabulucu olabileceğini ifade ediyor, kendilerini terörist olarak gören bir devletin arabuluculuğunu istemesi normal bir durum olmasa gerek.Yani, çelişkili durumlar ile akıllarla oynanıyor.

Küresel örgütlerden sonra küresel basının da işin içine girmesiyle beraber bu tür müdahaleler, her ne kadar bilinmese ve duyulmasa da, egemenlik haklarını son derece sarsan bir boyuta ulaştı. Bir yanda bir devletin, kendi sınırlarını ve vatandaşının güvenliğini tehdit eden terörist bir yapılanmaya karşı verdiği mücadele, diğer yanda da dışarıdan hem lojistik hem de yumuşak güç olarak yukarıda yazılmış olan örneklerde olduğu gibi destek verilen PKK terör örgütü. Kafaları karıştırmakta olan dış basına iç basın da eklenince ilerisini görmek zorlaşıyor Türkiye için. Ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutmamız gereken bu dönemde yeteri kadar dik duruş sergileyemediğimiz gibi kaybımız da gün geçtikçe artıyor. Milli hassasiyetlerin içi boşaltılıyor, anlamı ve değeri yüksek kavramlar her yerde kullanılabilecek kelimelere indirgeniyor ve insanların zihni derinlemesine düşünmekten aciz bir duruma getiriliyor. Zincirleme gelişen bu olaylarla duyarsızlaşan toplum, dışarıdan kolayca müdahale edilebilen itibarsızlaşmış bir devlete dönüşüyor.

Uçurum kenarına geldiğimizin farkına varılmalı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ulusuyla ve bölünmez bütünlüğüyle birlikte onurunu geri kazanma savaşı vermelidir artık.

Zeynep Nur GÖZÜTOK

25 Eylül 2015

Haberler için:

http://milliyet.com.tr/nato-genel-sekreteri-nden-pkk/dunya/detay/2121304/default.htm

http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/der-spiegel-pkk-ile-gorustu-940235/

http://www.haberturk.com/dunya/haber/1131455-abd-ypgyi-terorist-orgut-olarak-gormuyoruz

Bir Cevap Yazın