Attilâ İlhan aramızdan ayrılalı tam 10 yıl oldu. Hayatta olsa idi bu yıl 90 yaşına basacaktı. Sözüyle, şiiriyle, romanıyla, kitabıyla, Tanzimat aydınlarına eleştirileriyle, Cumhuriyet’e ilişkin yorumlarıyla, emperyalizm değerlendirmeleriyle koca bir kültür mirası bıraktı.

Diyordu ki: “Ne yapabilir gençler? Benim düşüncem, şimdi Türkiye’de şu veya bu şekildeki nüanslarını, ayrılıklarını tartışma mevzu yapıp bölünmesinler. Türkiye’de şimdi iki tür insan var, aynen 1919-1920’de olduğu gibi. Bağımsız ve özgür Türkiye’den yana olanlarla tam tersine Batı’nın yarı sömürgesi hâlindeki, onların uydusu bir Türkiye’den yana olanlar. Yani İstanbul Hükûmeti ile Ankara Hükûmeti… Şimdi bu defa İstanbul Hükûmeti Ankara’da. Bütün yapılacak şey, bu kişilerin heyet-i umûmiyesinin bir platformda bir araya gelmesi. O platform da Müdafaa-i Hukuk platformudur. Değiştirmeye hiç gerek yoktur. Çünkü Müdafaa-i Hukuk çok sağlam bilinçli ve ilerici bir platformdur. Tamamı ile Fransız Devrimi’nin en ilerici tezlerini almış 1920’lerdeki ‘mazlum milletler’ tezleriyle iç içe geçirmiştir.”

Attilâ İlhan’ın bir kavgası vardı: Yabancılarla emperyalist bir ilişki kurmanın sonu mutlaka çöküş demektir ve Türkiye çökmemek için bu emperyalist-yarı sömürge ilişkisini bitirip tam bağımsız bir cumhuriyet olmalıdır! Bunun için yaşadı ve farklı eğilimler taşıyabilen “millî” aydınları bu amaç için bir araya getiren bir çatı oldu.

“Herkes bir araya gelecek ve bakacaksın mesele ne? Bu iş ciddi, vahim. O zaman nasıl Ankara’ya bakıyordun; Mehmet Âkif orada, yanında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura da orada. Mustafa Suphi de oraya geliyor, Baytar Salih de orada. O zaman hepsi bir aradaydılar. Solcusu, sağcısı, Müslümanı, hepsi bir arada. Niye? Bir lâf var ‘Çünkü vatan tehlikede!’, bu lâf söyleniyordu. ‘Çünkü vatan tehlikede!’, bu yetiyordu. Bunu söylediğin zaman herkes aman ve herkes cephede.

Yusuf Akçura’nın siz cephede savaştığını bilir misiniz? Cephedeydi, o zaman gençti. Hatta Kuvâ-yı Milliye Ankara’sında evlenmiştir. O kadar genç bir adamdır o zamanlar. Şimdi böyle bir espri içinde İstiklâl Marşı’nı Âkif’e yazdırıyorlar. Kimse gocunmuyor. Niye? Çünkü Âkif de vatan için orada.

Türkiye’de şimdi Kemalist olmak yeterli. Başka şey olmaya gerek yok.”

Attilâ İlhan, toplumsal kaygıları olan ve bu kaygılar etrafında -toplum içinde- kavgasını veren bir aydındı. Edebi görüşü de bu kaygılarından bağımsız değildi; toplumla ilgilenen ve gerçekçi bir edebiyatı savunan görüşleriyle ortaya çıkmıştı. Ve şöyle diyordu:

“Türk toplumcu gerçekçiliği, ne Rusya’dakiyle, ne de başka bir ülkedekiyle benzeşir; özünü, gelişmesini, kapsamını artık gittikçe yoğunlaşan ulusal varlığından çıkarmaktadır.”

Bugünün “aydın”larını tanıdıkça, bunların Türk halkını hangi uçurumlara sürüklemeye çalıştıklarını, nerelerden ziftlendiklerini fark ettikçe “Ne aydınlar gördüm, zaten yoktular!” demekten kendimizi alamıyoruz. Cumhuriyet tarihimizin en önemli aydınlarından Attilâ İlhan’ı ölümünün 10. yılında saygı ve minnetle anıyoruz.

Simge KALYAN

Üçüncü Yol Dönem Sözcüsü

Bir Cevap Yazın