Duygulu Ortam

   15 Ekim 1927 Cuma günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Toplantı Salonu’nda, tarihî bir gün yaşanıyordu. Ülkenin her yerinden, dört yüz Cumhuriyet Halk Fırkası delegesi, İkinci Fırka Kongresi’ne katılmak için, Ankara’ya gelmişti. Ancak, delegeler yalnızca bir parti kongresine katılmış olmayacaklar, ondan çok daha önemli olmak üzere, Mustafa Kemal’in vereceği Büyük Nutuk’u dinleyeceklerdi.
Yoğun bir çalışmayla hazırlanan Nutuk’ta, 1918-1927 arasındaki dokuz yıllık olağanüstü dönem ele alınacak; döneme öncülük eden önder, gerçekleştirdiği bu büyük devrim dönemini, belgeleriyle birlikte tarihe mal edecekti. Delegeler, tarihsel bir olaya tanık olmanın, o ise, yüklendiği sorumluluğu yerine getirmenin heyecanı içindeydi. Salonda, anlamlı ve duygulu bir hava vardı.
Saat 10’da, alkışlar arasında kürsüye geldi ve uzun süren alkışların dinmesini bekledi. Alkışlar durduktan sonra, kısa bir süre sessiz kaldı. Heyecanı duruşuna yansıyor ve bu durum delegeleri dolaysız etkiliyordu. Nutuk’a başlamadan önce yapacağı işin niteliğini açıklayan kısa bir konuşma yaptı ve şunları söyledi: “Geleceğe yönelik önlemler konusunda düşüncelerimi söylemeden önce, geçmişte kalan olaylar konusunda bilgi vermek ve yıllar süren davranış ve yöntemlerimizin hesabını milletimize vermek, ödevim olmuştur. Olaylarla dolu, dokuz yıllık bir döneme değinecek söylevim, uzun sürecektir. Yerine getirilmesi gereken bu iş, güç bir görev olduğu için, sözü uzatırsam, beni hoş karşılayacağınızı ve bağışlayacağınızı umarım”.1

Konuşma Maratonu

    15 Ekim saat onda başladığı Nutuk’u, günde 6 saat okumak üzere, altı günde bitirdi. Toplam olarak, 36 saat 31 dakika konuşmuş; ana bölümleri kendisi, belgeleri Ruşen Eşref (Ünaydın) Bey okumuştu. Yabancıların “Six-day Speech” (Altı Günlük Konuşma), “Marathon Speech” (Maraton Konuşma) ya da “hayret verici söylev”2 dediği bu uzun konuşma; “Türk ulusunun kurtuluş savaşımını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu, tarihsel akışı içinde” ve “belgeleriyle birlikte” ortaya koyuyordu.3
Nutuk, İzmir Suikastı yargılanmalarından yaklaşık bir yıl sonra okunmuştu. Devrim karşıtı eylemler durdurulmuş, genel seçim yapılarak Meclis yenilenmişti. Ülke, devrimlerin süreceği, ekonomik atılımlarla toplumsal gönencin yükseltileceği, yeni bir döneme girmişti.
Kurtuluş Savaşı’yla başlayıp, Saltanat ve Hilafetin kaldırılmasından İzmir Suikastı’na dek geçen dönem; tutucu tepkiler, beklenmedik karşıtlıklar ve sert çatışmalarla dolu, gerilimli bir dönemdi. Değişmez sanılan kurum ve değerler yıkılıyor, en az Kurtuluş Savaşı kadar sıradışı bir toplumsal dönüşüm gerçekleştiriliyordu. Dönüşümdeki yoğunluğun, olayların gerçek boyutunu örterek yanlış kanı ve düşüncelerin doğmasına neden olmaması için, Samsun’da başlayan İzmir Suikastı’yla biten bu hızlı dönemin, belgeleriyle birlikte anlatılması gerekiyordu.
Onur ve sorumluluğuyla dokuz yılın hesabı, Türk milletine ve tarihe karşı verilmeli; olaylar, nedenleri ve gerçek boyutuyla ortaya koyulmalıydı. İzmir Suikastı yargılamalarının sonuçlanıp, saldırgan karşıtlığın dağıtılmasından sonra, bu konuda çalışma yapılmasının zamanının geldiğine karar verdi. Nutuk, bu çalışmanın ürünü olarak ortaya çıktı.

Nasıl Yazıldı

   Çankaya’daki eski köşkün üst katındaki küçük odada, sürekli ve yoğun bir çalışma içine girdi. Söylevine temel oluşturacak belirlemeleri, uzun saatler boyunca, “ayakta dolaşarak” yazdırıyor, yazıcılar uyumak için evlerine gittiklerinde, “banyo alıp giyiniyor” ve “çağırdığı konuklarına o günkü taslaktan okuyup tartışmak için” aşağıya, “sofra”ya iniliyordu.4
Afet İnan’ın “tarihi, tarih yapanlardan öğreniyordum” dediği5 uzun söyleşiler bittikten sonra, kısa bir uykuyla yetiniyor ve yeni günle birlikte, aynı yoğun çalışmaya dönüyordi. Bir keresinde, hiç uyumadan aralıksız 27 saat çalışmıştı.6
Sözlerini kağıda geçiren yazıcılar, çalışma yoğunluğuna çoğu kez dayanamıyor, yorgunluktan bayılıyordu. O ise, sıradışı bir dirilik içindeydi. Yazıcılar gittikten sonra masasına oturuyor, “bütün bir gün, gece yarılarına, bazen şafak sökene dek”7 çalışıyordu. Ankara’daki çalışmaları sırasında, “aşırı yorgunluk nedeniyle kalp krizi geçirmiş”8; havası iyi gelir gerekçesiyle, çalışmalarını İstanbul’da sürdürmüştü.

Yeniden Yaşamak

   30 Haziran 1927’de geldiği İstanbul’da, üç aylık son bir çalışmayla Nutuk’u 30 Eylül’de bitirdi. Kimi konuları ele alırken, o günkü koşulları adeta yeniden yaşıyor, çekilen acıların anımsanması nedeniyle oluşan duygulu ortamda, hem kendisinin hem de arkadaşlarının gözleri sıkça yaşarıyordu.
Örneğin, İzmitli Kuvayı Milliye önderi Yahya Kaptan’ın şehit oluşunu, “bir yiğidin ölümünü, resmi bir üslup içinde öyle duygulu anlatmıştı ki”, kendisiyle birlikte bölümü okuyan Tevfik (Bıyıkoğlu) Bey’in de gözleri yaşarmıştı.
Prof.Afet İnan, Nutuk’un son bölümünün ilk kez okunduğu geceyi ve orada yaşanan ortamı şöyle aktarır: “Sıcak bir yaz gecesi, çevresinde kalabalık bir aydınlar topluluğu vardı. Arkadaşlarına adeta bir sürpriz hazırlamanın sevinci içinde; ‘oturunuz ve dinleyiniz’ dedi. Dinleyenlerin nefes dahi almadıklarını sanmıştım. Çünkü ben kendimi öyle hissediyor ve milli bir heyecanın etkisi altında yaşıyordum. Metin okunup bittiği zaman, derin bir nefes almış, fakat iki damla gözyaşını bizden gizleyememişti. Bu bölüm, yani Gençliğe Hitabe, 1927 yılının yaz aylarında sürekli okundu. Atatürk, yeni gelen her konuğuna, önce kendisi okuyor, sonra bir başkasına okutuyor ve üzerinde konuşuyordu”.9

Nutuk’un Niteliği

   Yakın geçmişi inceleyen Nutuk, içeriği bakımından “siyasi bir belge ve tarihsel kaynaktır”10, ancak başlıbaşına bir tarih yapıtı değildir. Okunmak üzere hazırlanan ve “Türk hitabet sanatının erişilmesi güç en güzel örneğini” 11 oluşturan, sözel bir yapıttır. Aynı zamanda temel bir kaynak kitaptır. Nutuk’a bir anı kitabı da denilebilir. Ancak Nutuk, “yolun sonuna gelmiş” bir devlet adamının yazdığı bir “hatırat” değildir. Kırk altı yaşındaki devrimci bir önderin, “yolun ortasından ve yüksek bir noktadan”12 geçmişle geleceğe bakışı ve ulusuna yaptığı uyarıdır.
Nutuk, düşüngüsel (ideolojik) bir ağırlığa sahiptir, ancak “bir parti liderinin, toplumun tümüne benimsetmeğe çalıştığı, resmi bir ideoloji değildir”.13 Nutuk’taki düşüngü, ezilen ulusların bağımsızlık savaşımını temsil eder, bu nedenle örneğin, Hitler’in “Kavgam”ı gibi kitaplara benzemez14; gerçeği ve kitlelerin özgürlük istemini yansıtır.
Nutuk, başarılı bir komutanın, savaşla ilgili görüşlerini açıkladığı, yalnızca bir belge değildir. Bu özelliği vardır. Ancak, Nutuk esas olarak, “strateji yapıcısı”15 bir önderin, devlet ve siyaset adamı olarak, ülkenin kurtuluşunu ortaya koyduğu bir ulusal yapıttır. Belli bölümleriyle, savaşım içinde, parçalar biçiminde önceden açıklanmış görüşlerin, bütün durumuna getirilerek, Devrim’in geleceği için yeniden yorumlanmasıdır. Yeni devletin nasıl kurulduğundan yola çıkılarak nasıl korunacağını gösteren bir tarih belgesidir.
Kendisinin ve hükümetlerin kalıcı olmadığını, Devrim’e karşı saldırıların süreceğini bilerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin korunmasını ve bu amaç için izlenecek yolu belirlemeye çalışmıştı.
O günün cumhuriyetçilerini ve gelecek kuşakları, yaptığı ya da yapamadıkları konusunda açıkça eleştiriye çağırıyor; us (akıl) ve bilim yolundan gidilerek, Türk toplumunun gönence kavuşturulmasını istiyordu. “Gelecek kuşaklara yol göstermek, onlara tarih bilincine dayalı yön duygusu”16 vermek, belki de en temel amacıydı.

“Millete Yadigar”

   Devrim içindeki birliktelikleri, aymazlıkları ve ihanete varan karşıtlıkları, ayrıntılı biçimde ele aldı; gelecek kuşakların bunlardan ders çıkarmasını istedi. “Türk milletine yadigarımdır”17 diye tanımladığı Nutuk için, “tarihi yaşadığımız gibi yazdık; fakat geleceği, Cumhuriyet’e inananlarla onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet edeceğiz” diyordu.
Gelecek ise, kuşkusuz gençlik demektir. Bu nedenle gençliği, Devrim’in ve onu anlatan Nutuk’un “gerçek ve sürekli muhatabı”18 saydı. Devrim’i “yalnızca 1927 yılı gençliğine değil, bütün zamanların Türk gençliğine emanet etti”.19

Gençliğe Sesleniş

   Sözcük seçimine gösterdiği özeni, Gençliğe Sesleniş bölümünde üst düzeye çıkarmıştı. Az sözcükle çok şey anlatmak, bunu yaparken ilerde yanlış anlaşılmamak için, Seslenişle çok uğraştı; onu, haftalar süren irdelemelerle olgunlaştırdı.
Metin, kısa ancak çok etkiliydi ve gerçekten çok şey anlatıyordu. Geçmişten ders çıkararak gelecek için yapılan ve sonraki olaylarla kanıtlanan saptamalar, şaşırtıcı bir yerindelik ve biliciliğe (kehanete) varan öngörüler durumundaydı.
“Dahili ve harici bedhahlardan”, “cebir ve hileyle zaptedilen kalelerden”, “girilen tersanelerden” ya da “iktidar sahiplerinin ihanetinden” söz edilebilmesi, bir “bilicilik” göstergesi değil, dünyayı ve Türkiye’yi tanımaya dayanan, yüksek bilinç ürünüydü.

Toplumbilim Ustası

   Olayları nedenleriyle ele alıp, geleceğe dönük sonuç çıkarmada ustaydı. Batının Türkiye politikasını, emperyalizmi, ekonomik tutsaklığı ve işbirlikçi alışkanlıkları biliyordu. Özgür ve güçlü olmak için, askerî başarının yeterli olmayacağını, kendi kendine yeten bir ülke yaratmadan ulusal bağımsızlığın korunamayacağını söylüyor; Türk ulusunu, savaşla kovulan düşmanın para ve politikayla geri gelerek işbirlikçilerini yeniden yönetime getirebileceği yönünde sürekli uyarıyordu. Gençliğe Sesleniş, bu uyarının en çarpıcı ve en özlü anlatımıydı.

Neden Gençlik

   Uyarı ve önerilerini doğrudan gençliğe yapıyordu. “Gaflet, dalalet ve hatta ihanet” içinde olanların iktidara gelmesini, kendi döneminde olanaksız kıldığı için, uyarılarını kendisinden sonraki kuşaklara, yani gençliğe yapmak zorundaydı. Devrim’i gençler sürdürebilir, Cumhuriyet’i onlar koruyabilirdi. Gençlik; bir sınıf, bir örgüt ya da siyasi bir kadro değildi, ancak ulusun en devimsel (dinamik) kesimini oluşturan büyük bir güçtü ve geleceği o temsil ediyordu.
Gençliğe yönelttiği açık ileti, Cumhuriyet’e sahip çıkarken “her ortam ve koşulda” yalnızca kendi gücüne dayanması ve savaşım için gerekli özgüvene sahip olmasıydı. Ulus ve yurt bilinciyle donanmış; öğrenci, işçi, köylü ya da asker gençlik; gereksinim duyacağı özgüveni, Türk toplumuna özgü törelerde ve özgürlükçü geleneklerde bulacaktı. “Damarlardaki soylu kanda” var olduğunu söylediği ana güç, bu geleneklerin biçim verdiği özyapının (karakter) anlatımından başka bir şey değildi.

Tanımlamalar

   Özgün nitelikleri nedeniyle benzeri olmayan Nutuk, değişik biçimlerde tanımlanmıştır. Kimi yorumcular için “bir tarih kitabı”, kimileri için “belgesel araştırma”, kimileri için de uzun bir “kişisel söylevdir”. “Yeni bir yazın türü”, “eşsiz bir sanat eseri”20 “siyasi tartışma (polemik) yapıtı” ya da “ulusal kurtuluşun görkemli anlatımı” olarak değerlendirenler de vardır. Tanımlar tek tek ele alındığında, yanlış değildir ancak yeterli de değildir. Doğru değerlendirme herhalde, Nutuk’un bu tanımların tümünü belli ölçüde içeriyor olmasıdır.
Mustafa Kemal Palaoğlu, Nutuk için, “geçmişi doğru anlayarak güne ve geleceğe bilinçle bakmamıza olanak sağlıyor. Dinamik ve güncel. Ele aldığı tarih, geçmişten ibaret değil, bir süreç. Nutuk’un tarihselliği budur. Nutuk yaşayan bir belge. Yalnızca bir anı, bir tarih, bir yorum değil, bunların hepsi” der.21 İsmail Arar için Nutuk, “Türk hitabet sanatının en güzel örneği”22; Prof.Afet İnan için ise, “bir devlet kurucusunun, milletine, tarihte örneği az bulunan bir hesap verme biçimidir”.23
Prof.Tarık Zafer Tunaya, Nutuk için, “bir tarih kitabı olmamasına” karşın, “tarihsel önemi büyük bir yapıt” değerlendirmesini yapar ve “siyasi strateji yapıcısı olarak Gazi, bir hesap verme eylemi olan yapıtında, sorunları Nutuk’tan olaylara değil, olaylardan Nutuk’a giderek ele alır. Bu nedenle, Nutuk peşin yargılara değil, gerçeklere dayalıdır… Atatürk, gelecek kuşakları, kendilerinin yaptıkları ya da yapmadıkları, söyledikleri ve söylemedikleri her şey için eleştiriye çağırmıştır” der.24
İsmail Akçura, “özgün ve görkemli bir uslupla” yazıldığını söylediği Nutuk’u, “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin temel kaynağı” olarak tanımlar.25 Necati Cumalı, “takrar tekrar okunacak, ezberlenecek, hiçbir zaman unutulmayacak değerde ve şiirle yüklü bir söylev, ulus yaratmanın kitabı” olduğunu ileri sürer.26 Sebahattin Selek için; “Atatürk ‘savcı’, Nutuk ‘iddianame’, Halk Fırkası Kongresi ‘jüri’, ülke ve dünya kamuoyu da ‘dinleyici’ dir”.27 Prof.Emre Kongar, Nutuk’un; “Kurtuluş Savaşı ideolojisi, yalnız bir önderin, çevresiyle hesaplaşması ve inanılmaz başarılarına inanmayanlardan hesap sorması” olduğunu söyler.28 Hikmet Bila ise şu değerlendirmeyi yapar: “Nutuk, emperyalizme karşı, tarihin ilk kurtuluş savaşının belgesidir. Askeriyle, siviliyle bir halkın, işgale ve sömürgeciliğe karşı nasıl direndiğini, bağımsızlığına nasıl ulaştığını anlatan kitaptır… Asıl ileti geleceğedir. Nutuk, bittiği sayfada, Gençliğe Sesleniş ile yeniden başlar”.29

Coşku ve Bilimsellik

   Anlatımda, doğruluktan ve haklılıktan kaynaklanan duru bir yalınlık, güçlü bir özgüven vardır. Türk ulusunun acı çektiği çileli bir dönem, dönemin aşılmasını sağlayan önderin içten ve coşkulu duygularıyla anlatılmıştır. Coşku ve içtenlik belgelerle dengelenmiş ve ortaya bilimsel değeri olan olgun ve nesnel bir yapıt çıkmıştır. Nutuk’u Türkler için etkileyici ve duygulandırıcı kılan bir başka neden budur. Etkili anlatımının yanısıra, anlatılan olayların Türk ulusu için taşıdığı önem, Nutuk’u yalnızca okunduğu dönemde değil, benzer olaylar aşılmadığı sürece, daha sonra da önemli kılmış ve kılmaktadır.
Nutuk’u yazma amacını açıkladığı son bölüm ve hemen ardından okuduğu Gençliğe Sesleniş, duygululuğun, en yüksek düzeye çıktığı andır. Bu bölümü okurken, kendisi ve dört yüz delege ağlıyordu. Nutuk’u şöyle bitirmişti: “Muhterem Efendiler, sizi günlerce işgal eden, uzun ve ayrıntılı sözlerim, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikayesidir. Bunda, milletim için, gelecekteki evlatlarımız için, dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları gösterebilmişsem, kendimi bahtiyar sayacağım. Söylevimde, milli hayatı son bulmuş kabul edilen büyük bir milletin, istiklalini nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan, milli ve çağdaş bir devleti, nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanmanın ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum. Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin yegâne temeli budur…”30

DİPNOTLAR

1. “Bugünkü Diliyle Atatürk’ün Söylevleri”, Türk Dil Kurumu Yay., Ank-1968, sf.173; ak. Prof.Metin Özata, “Mustafa . Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite” Umay Yay., İzmir-2005, sf.276

2. “Büyük Nutuk’un Kapsamı, Niteliği, Amacı” İsmail Arar, Büyük Söyev’in 50.Yılı Semineri, TTK, Ank-1980, sf.119; ak. a.g.e. sf.272
3. “Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük” Prof.Tarık Zafer Tunaya, Arba Yay., 3.Baskı, İst.-1994, sf.117 4. a.g.e. sf.273
5. “Mustafa Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite” Prof.Metin Özata, Umay Yay., İzmir-2005, sf.275

6.a.g.e. sf.274

7.“Hatıralar Yorulmak Bilmez Atatürk” Y.K.Karaosmanoğlu, Ulus, 13.07.1961; ak. Prof.Metin Özata, a.g.e. sf.274

8. “Mustafa Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite” Prof.Metin Özata, Umay Yay., İzmir-2005, sf.273

9.“Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler” Afet İnan, Ank.-1959, sf.52; ak. Prof. Metin Özata, “Mustafa Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite” Umay Yay., İzmir-2005, sf.275

10. “Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük” Prof. T.Z. Tunaya, Arba Yay., 3.Baskı, İst.-1994, sf.118

11.“Büyük Nutuk’un Kapsamı Niteliği, Amacı” İsmail Arar, 50.Yıl Semineri, TKK, 1980, sf.178; ak. Prof.Metin Özata, a.g.e. sf.278
12.“Mudafaa-i Hukuk Saati” M.K.Palaoğlu, Bilgi Yay., Ank.-1998, sf.258
13.“Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük” Prof. T.Z.Tunaya, Arba Yay., 3.Baskı, İst.-1994, sf.121

14. a.g.e. sf.121

15. a.g.e. sf.118
16. “Mudafaa-i Hukuk Saati” M.K.Palaoğlu, Bilgi Yay., Ank.-1998, sf.259
17.“Atatürk’te Gençlik Kavramı ve Atatürkçü Gençliğin Nitelikleri” U.Kocatürk, Atatürk Araş.Der., Cilt:2, Sayı:4 Ank.-1985; ak. Prof. Metin Özata “Mustafa Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite”, Umay Yay., İzmir-2005, sf.277

18. “Mudafaa-i Hukuk Saati” M.K.Palaoğlu, Bilgi Yay., Ank.-1998, sf.259

19. a.g.e. sf.259

20. “Mustafa Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite” Prof.Metin Özata, Umay Yay., İzmir-2005, sf.278
21.“Mudafaa-i Hukuk Saati” M.K.Palaoğlu, Bilgi Yay., Ank.-1998, sf.258

22.“Nutuk’un Kapsamı, Niteliği, Amacı” İsmail Arar, 50.Yıl Semineri, TTK Ank.-1980 sf.178; ak. Prof.Metin Özata, “Mustafa Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite” Umay Yay., İzm.-2005, sf.278

23. “Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler” Prof.Afet İnan, Ank.-1959, sf. 33-38; ak. Prof.Metin Özata, a.g.e. sf.278

24. “Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük” Prof. T.Z. Tunaya, Arba Yay., 3.Baskı, İst.-1994, sf.119, 121, 122

25. “Mustafa Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite” Prof.Metin Özata, Umay Yay., İzmir-2005, sf.278

26. “Ulus Olmak”, Necati Cumali, Çağdaş Yay., İst.-1995, sf.7; ak.Prof. Metin Özata, a.g.e. sf.280

27. “Mustafa Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite” Prof. Metin Özata, Umay Yay. İzmir-2005, sf.280

28.“Atatürk Üzerine” Prof.Emre Kongar, Remzi Kit. 5.Basım, İst.-2000, sf.5. ak. Prof.Metin Özata, a.g.e. sf.281

29. “Nutuk” Hikmet Bila, Cumhuriyet, 15.10.2003; ak. Prof.Metin Özata, a.g.e. sf.281-282

30. “Nutuk” Mustafa Kemal Atatürk, II.Cilt, TTK, 4.Basım, Ank.-1999, sf.

Bu yazı Metin Aydoğan’ın “Kuramsal Aktarım” bloğundan alınmıştır.

http://kuramsalaktarim.blogspot.com.tr/2015/10/nutuk.html

Bir Cevap Yazın