Gündeme bomba gibi düştü. Herkes Profesör Celâl Şengör’ün Armağan Çağlayan’a verdiği röportajda söylediği sözleri konuşuyor. Nasıl konuşulmasın ki? Uzun yıllar unutulmayacak, Celâl Şengör deyince akla ilk gelecek, bazıları anonimleşip artık bir zihniyetin simgesi olarak anılacak sözler bunlar. Bu vesileyle biz de ne zamandır dilimizin ucunda duran iki çift sözümüzü söylemiş olalım.

Münir Özkul’un yâni Yaşar Ustanın Bizim Aile filmindeki efsâne konuşması nasıl başlıyordu? “Bak beyim, sana iki çift lâfım var.”

Bak Celâl Bey, sana iki çift lâfım var. Koskoca profesörsün; ABD Bilimler Akademisi’ne, Rusya Bilimler Akademisi’ne girmiş, uzmanlık alanı olan Jeoloji dışında Tarih, evrim gibi konularda da konuşurken insanları hayran bırakan bir adamsın. Timur’dan girip Charles Darwin’den çıkıyorsun. Yakışır mı sana 12 Eylül’ü savunmak? Yakışır mı sana halk düşmanı bir kafayla “aydın”lık satmak?

Hem ülkede doğru düzgün bir bilim anlayışının olmamasından yakınıyorsunuz, üniversite yok, diyorsunuz, hem de üniversitelerin yapısını baştan başa değiştiren, YÖK’ü getiren 12 Eylül’ü savunuyorsunuz. Daha önce sorduklarında “Bu işten kim anlar diye İhsan Doğramacı’yı bulmuşlar, o da mahvetmiş üniversiteleri.” demiştiniz. Yâhu bu kadar kolay mı bir insanın veya bir yönetimin üzerindeki sorumluluğu yok etmek. O zaman neden 12 Eylül döneminde yapılan her şeyi istisnasız onaylıyorum, diyorsunuz? Bu onayladıklarınız arasında lisenin sonuna kadar din dersini zorunlu kılan 1982 Anayasası (24. madde) da var mı? Veya 12 Eylül yönetiminin açtığı imam-hatipler… Veya Millî Eğitim Temel Kânunu’nun meâlen “Lise mezunları, sâdece yetiştirildikleri yönde üniversiteye girebilir.” diyen 31. maddesinin değiştirilmesi ve imam-hatip mezunlarının her bölüme girip devlet içinde örgütlenmesine fırsat verilmesi… Bunları sizin her şeyine kefil olduğunuz Kenan Evren, telefonda konuşurken ayağa kalktığınız Tahsin Şahinkaya “generaliniz” ve diğerleri yaptı.

Atatürk’ten bahsediyorsunuz ya… Onun kurduğu Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nu başbakanlığa bağlı birer daire hâline dönüştüren yine bunlardı. Bu iki kurumun 12 Eylül’e kadarki çabaları ile 12 Eylül’den sonra siyasî iktidarın elinde, siyasî iktidarın memurlarının yönettiği dönemde yaptıkları birbirinden çok farklı şeyler.

12 Eylül gibi tamamen özgürlükleri kısıtlayan, çok ağır bir baskı rejiminde yapılan işkenceleri “Kenan Evren’in, Millî Güvenlik Konseyi üyelerinin bundan haberi yokmuş… İşkenceciler kendileri yapmış.” diye açıklamanız bilim adamı kimliğinize yakışıyor mu? Uçan kuştan haberi olan, öğrenci evlerini “sakıncalı” kitaplar var mı? diye didik didik eden bir yönetim, ülkenin en büyük hapishânelerindeki olaylardan habersiz mi olacak? İdam edilen gençlerden de mi haberleri yoktu? Erdal Eren’i de gardiyanın biri kimseye sormadan darağacına mı çıkarmıştı? İnternette, katıldığınız TV programlarının videoları var. 2012 tarihli bir tânesinde diyorsunuz ki “YÖK beni üniversiteden atmaya çalıştı. Bundan cumhurbaşkanının haberinin olmaması mümkün mü?” (Video: https://www.youtube.com/watch?v=qgVyot4Aml8&t=1777 – 29.37) TBMM’nin seçtiği Abdullah Gül’ün olan bitenden haberi oluyor da darbeyle devlet başkanı, 1982 referandumu ile cumhurbaşkanı olan Kenan Evren’in haberi olmuyor mu?

12 Eylül’ü yapan aşağılık kuklaları haklı çıkarmak için “Bokun tadı bal gibi aslında, sidikte de biraz fazla amonyak var sâdece.” diye şaka mı gerçek mi ne olduğu anlaşılmayan saçma sapan sözler etmenin âcizliğini ne ABD Bilimler Akademisi üyeliği kurtarır ne başka bir şey. Kemâl Sunal’a yakıştırdığınız “zavallılık”, sizin bu hâlinize çok yakışıyor. Nesnelliğinizi o kadar kaybetmişsiniz ki 12 Eylül’ü savunurken “insanların düşündüklerini özgürce söyleyebildikleri bir düzen”den bahsediyorsunuz. Bunun şakasına bile gülünmüyor artık.

Süleyman Demirel’in DPT’ye (Devlet Plânlama Teşkilatı) soktuğu Turgut Özal 24 Ocak kararlarını hazırlamamış gibi, sonra 12 Eylül’ün başbakanlığa getirdiği Bülend Ulusu’nun yardımcılığına Özal getirilmemiş gibi, KİT’leri, millî ekonomiyi, yerli ürünü korumayı, üreticiyi desteklemeyi tamamen terk ediş anlamına gelen bu 24 Ocak kararları işçilerin, köylülerin ve aydınların direnişi olmadan 12 Eylül sopası ile rahatça uygulanmamış gibi, Özal iktidarında bu ekonomi politikası aynen devam etmemiş gibi Demirel-Evren-Özal üçlüsünü birbirinden ayırmanız gülünç…

Atatürk’ten bahsediyorsunuz. Cumhuriyet bayramında bir TV programının özel konuğu olacak kadar özel birisiniz demek ki Cumhuriyet tarihi konusunda. Dahi Diktatör diye bir kitap yazdınız. Kitabın daha başında diyorsunuz ki, şimdiye dek yazılmış en iyi Atatürk biyografisi Harold Courtenay Armstrong’un Bozkurt (Grey Wolf) kitabıdır. Bunu birkaç kez daha yinelediniz. Abbas Güçlü’nün programında da söylediniz. Bunu söylemenin iyi niyetli açıklaması câhilliktir, kötü niyetli açıklaması, birileri tarafından Atatürk düşmanlığı yapmak için görevlendirilmiş olmaktır. Okurlar soracak şimdi; neden? diye. Birincisi, Bozkurt, Atatürk’ün komutanlığının övüldüğü, ama bundan başka her şeyinin yerin dibine sokulduğu bir kitaptır. Bu kitaba göre Atatürk kimsenin görüşlerini hiçbir zaman dikkate almayan, kendi burnunun dikine giden, ayrıca gençliğinden beri kadınlar tarafından beğenilmeyen, güzel sözler söylemesini beceremeyen, çirkin, kaba, yönetimi ele aldıktan sonra ceberut, zorba bir adam olan birisi. Kitabın sansürsüz hâlini okumuş değilim, Celâl Bey bu kadar övüyorsa mutlaka okumuştur. Mahkemenin sansürlediği kısımlarda neler yazıyor bilmiyorum ama sansürlemediği kısımlarda cinsel konular dâhil olmak üzere akla gelebilecek her konuda tam bir Atatürk düşmanlığı var. Kitabın kapağındaki Atatürk resmi bile başka bir yerde göremeyeceğiniz korkunç bir tip! İkincisi, bu kitap 1932 yılında yazılmıştır. 1932 yılının bilgiye ulaşma şartları, kaynakları, iletişim olanakları son derece sınırlıdır. Ayrıca 1932-1938 arasında ciltlerce kitap yazılacak kadar olay olmuştur, bunlar da doğal olarak Bozkurt’ta yer almaz. Yâni bu kadar eksik bir kitabı diğer bütün Atatürk eserlerinin önünde görmek akıl işi değil. Üstelik uluslararası saygın bir tarihçi de değil, eski bir istihbarat subayının yazdığı bir kitap bu. Üçüncüsü, bu kitap yayınlandıktan sonra Atatürk, Akşam gazetesinin kurucusu Necmeddin Sadık’a dikte ettirerek bu kitabın içindeki yalan, uydurma, palavra iddiaları tek tek açıklamıştır ve Akşam gazetesi tam 12 gün boyunca birinci sayfada bu düzeltmeleri yayınlamıştır. Bu eleştiri yazılarından birinde “Bu kitap, Gâzi vasıtasiyle Türk milletine hücum için yazılmıştır.” denir. İşte Atatürk’ün böyle tanımladığı bir kitabı Türk milletine övüyorsunuz.

Yakışıyor mu sizin gibi Cumhuriyetçi, laiklik yanlısı, Atatürk âşığı bir bilim adamına böyle saçma sapan, bilimsel niteliği olmayan bir kitabı “en iyi Atatürk biyografisi” diye tanıtmak?

Neresinden tutalım, neresini düzeltelim bilemiyoruz… Meselâ Fatih Altaylı çok değerli bir gazeteciymiş, hiç yalakalık yapmamış. Buna kargalar güler! “Alo Fatih” konuşmalarında ne gördük? O zaman genel yayın yönetmeni olduğu gazetede yayınlanacak bir seçim anketinin sonucunu iktidardan gelen emir üzerine değiştirip “ondan şu kadar puan alıp buna koyalım” diyor. İyi ki yalaka değilmiş! Başka? Benim anımsadığım Fatih Altaylı, PKK’ya çok sayıda şehit verdiğimiz bir gün Haberturk’un yayınına bağlanıp son derece metin ve kendinden emin bir şekilde “Nasıl çözülecek bu sorun? Bir kere vatandaşlık tanımı kesin değişecek, o belli.” diye Türk milletine akıl veren bir adam! Deli gibi savunduğunuz Türk ordusunun emekli ve muvazzaf subayları zindanlara atıldığında bu “değerli” gazeteci arkadaşın yönettiği gazete ne tepki verdi? Biliyor musunuz?

Celâl Bey, sizin çok sevdiğiniz ve sürekli kullandığınız o sözcükle anlatayım: Bunlar zırva. Zırrrva!

Türkiye’yi, Türk milletini, Atatürk’ü, Cumhuriyet’i seviyorsanız yakın tarihimizle ilgili düşüncelerinizi gözden geçirin. Bilimsel düşünce sorgulamayı, gözden geçirmeyi, savların doğruluğunu sınamayı gerektirir mâlûm. Gerçi sizin Türk milletini sevip sevmediğiniz konusunda bir fikrimiz var. 35 yıldır halkın arasına karışmamakla övündüğünüze göre sizden bu millete bir faydanızın dokunmasını beklemek zor. Müzik dinlemek için daha sık Viyana’ya gitmenizi öneririz. Lütfen daha çok Viyana’ya gidip opera dinleyin. Yeter ki daha fazla konuşmayın.

Bir duyuru da, röportajdan sonra hemen Twitter’da, şurada burada “İşte Kemâlistler bu kafada bakın, işte Kemâlist zihniyet!” diye konuşmaya başlayanlara: Biz böyle bir Kemâlizm tanımayız, bilmeyiz. Bunun adı “12 Eylül Atatürkçülüğü”dür, bunun adı 12 Eylülcülüktür, Kenan Evrenciliktir. Bizim düşüncemizde 12 Eylül, Atatürk adını kullanarak Atatürk’ü öldürmeye çalışmaktır. Soran olursa, Celâl Şengör bizden değildir!

Erhan SANDIKÇI

24 Kasım 2015