13 yıl önce evinin önünde uğradığı silâhlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Kemâlist aydınlarımızdan Doç. Necip Hablemitoğlu’nu saygı ve özlemle anıyoruz.

O, bağımsız, üniter ve laik Türkiye’yi savunan aydınları hedef alan karanlık ellerin son kurbanıydı.

Korkusuz bir aydın nasıl olur sorusunun yanıtıydı. ABD’sini de eleştirdi. Sovyetler’ini de yazdı. Almanların içimizdeki kollarını tek tek gösterdi; Fetullahçıların ve -aralarında radikal militanları olanlar da var olan- diğer din kullanıcısı örgütlenmelerin etkinliklerinin oluşturduğu tehlikelere dikkat çekti; PKK, TİKKO, DHKP-C gibi “özgürlük”ten bahseden kimi sol örgütlerin birer terörist çeteden ibaret olduklarını hiç çekincesiz yazdı; sahte milliyetçilerin ipliğini pazara çıkardı.

Rahatsız ettiği o kadar çok kirli odak vardı ki Hablemitoğlu’nun…
Ölümünden önce, kendisine gelen tehditlerden bahsediyordu. Hakkında sahte belgelerle kasıtlı haberler uydurularak gün yüzüne çıkardığı gerçekleri itibarsızlaştırmak istediler. O hiç geri adım atmaksızın bildiği yoldan ilerledi ve bedelini hayatıyla ödedi.
Borçluyuz ona, çok şey borçluyuz.

O, Kemâlist mücadelede olmanın bedelini canıyla ödediyse biz de onun ölümünün zayıflattığı mücadeleyi yeniden güçlendirmek, -onun kadar olamasak da- korkusuz, -onun kadar olamasak da- çalışkan, -onun kadar olamasak da- üretken olmak zorundayız. Borcumuzu belki biraz olsun böyle ödeyebiliriz…

Türkiye için, Türklük için değer mi? Değmez mi?

Kendisinin yanıtı bu olmuştu:

“Sizler, bu satırları okuduğunuzda, eminim ki, hakkımda bugüne kadar açılmış yüz milyarlarca liralık manevi tazminat davalarına, yenileri eklenecektir. Her zaman olduğu gibi kimi siyasiler devreye girerek Üniversite Rektörü’nü hakkımda yasal işlem yapmaya zorlayacaktır. Tehditler ve hakaretler hız kesmeyecek, aileme de yönelecektir. Peş peşe gıyabımda kesilen trafik cezaları gelecektir. Gelen duyumlara göre, Emniyet ve MİT bünyesinde, gerektiğinde aleyhimde kullanılmak üzere dezenformasyon çalışmaları kapsamında olumsuz bilgi notları ve olumsuz dosyalar hazırlanmıştır. Telefonlarım bir şekilde dinlenmeye devam edecektir. Büyük bir olasılıkla, hakkımda imzalı-imzasız suç duyurusu yapılacak; TBMM’de aleyhimde soru önergeleri verilecek; bütün bunları dikkate alan savcılık evimde arama yaptıracak; en azından “İçişleri Bakanlığı’nı ya da Emniyet güçlerini tahkir ve tezyiften” veya hiç ilgisiz bir iftira ile hakkımda Ağır Ceza Mahkemesi’nde ya da DGM’de dava açılacaktır. Hâlen, İzmir, Ankara, Burhaniye, İstanbul gibi merkezlerde yürüyen davalara, yurdun farklı yerlerinde açılacak yeni davalar da eklenince, maddi-manevi darbenin yanı sıra, mücadeleye zaman yetiştirememe gibi bir durum da ortaya çıkacaktır. Sonuçta, belki de ödeyemediğim tazminat hükümlerinden dolayı evime haciz gelecektir. Almanlardan Fethullahçılara, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. ÇÜNKÜ TÜRKÜM VE BAŞKA TÜRKİYE YOK!..”

Hocamızı büyük bir özlem, minnet ve saygıyla anıyoruz.

(Bu yanıt, katledilmeden önce üzerinde çalıştığı “Köstebek” adlı kitabının son sözüydü. Metnin son cümlesi, pek çok yerde “Almanlardan Fethullahçılara” kısmı alınmayarak kullanıldı.)

Bir Cevap Yazın