“Hürriyet düşmanlarına hürriyet verilmez”
Saint Just

“Hürriyet gericilerin elinde oyuncak değildir. Özgürlükler, gericilerin eline bırakılamaz, gericilerin oyuncağı yapılamaz.”
Mahmut Esat Bozkurt

***

23 Aralık 1930

Şeyh Esat’ın Manisa’da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirilen Laz İbrahim tarafından yönlendirilen gericiler, sabah namazından sonra camiden alıp sopaya geçirdikleri yeşil sancağı yol ortasına dikerek kalabalık toplamaya başladı. Bunun için silahlarını da ikna yöntemi olarak kullandılar. Derviş Mehmet kendisini camii ahalisine “Mehdi” olarak ilan ederek, dini korumaya geldiklerini iddia etti.

Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söyleyerek halkı korkutmaya çalıştılar.

Bu olay üzerine Alay Komutanı, Yedeksubay Kubilay’ı olay yerine gönderdi. Bir manga askerle olay yerine gelen Kubilay, karşı gruba teslim ol çağrısında bulundu. Bu sırada karşıdan sıkılan kurşunla Kubilay yaralandı. Bunun üzerine askerler de tüfeklerine davrandı fakat tüfeklerinde öldürücü etkisi olmayan manevra fişekleri vardı. Derviş Mehmet “Bana kurşun işlemiyor” diyerek durumu kendi lehine kullanmaya kalktı.

“Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşi sıra geldiler. Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı Asteğmen Kubilay’ın başını kesti.
Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalıştılar ancak başaramadılar. Birisi ip getirdi ve Kubilay’ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlandı. Olay yerine yetişen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaraladı. Ancak açılan ateş sonucu o da öldü. Arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki de açılan ateş sonucu öldü.”

Devletin gericiliğe karşı tepkisi, “Devletin gericiliğe karşı tepkisi nasıl olmalı?” sorusunun yanıtıydı:

General Mustafa Muğlalı başkanlığındaki Divan Harp Mahkemesi, birisi ölmüş 37 kişinin idamına karar verdi. Buna rağmen 6 kişinin cezası, yaşlarından ötürü ağır hapse çevrilirken, 67 kişi beraat etti.

***

23 Aralık 2015.

Bir meselelerin adını en doğru, en objektif biçimiyle tarih koyar.

Bu mesele, ilerici-gerici meselesi, ilerici-gerici kavgasıdır. Sırtını dogmalara, teslimiyete ve kimlik siyasetine dayayan gericilik, düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirildiği sürece, ilk önce kendisine bu özgürlüğü verenleri yok eder.

Her zaman yok ettiği gibi bugün de etmektedir!

Peki gericiliğe karşı ne yapmalı?

Gericilikle müzakere edilmez, mücadele edilir. Bu unsurları halka yayanlar ile halk itinayla birbirinden ayrıştırılır. Sonra bu unsurların kökü kazınır.

Gericiliğin iyisi kötüsü olmaz. Gericiliğin “bizden”i, “sizden”i de olmaz.

Bu toprakların son yüzyılına baktığınızda gerici kanatın temsilcisi olarak karşımıza Hürriyet ve İtilaf Partisi çıkar. Bu parti gerici tavrından ödün vermezken bu partinin karşısında “ilerici” şekilde konumlanan İttihat ve Terakki Partisi “ilerici” tavırla bağdaşmayacak yaklaşımlarla çizgisinden ödün verir. Halk kanadında antipati yaratır yanlış tercihleriyle.

Cumhuriyetle beraber Cumhuriyet Halk Fırkası vardır, Kemalist Devrimin partisi olarak. İlerici pozisyonda konumlanır. Karşısında önce Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, sonrasında da Demokrat Parti vardır. Bu partiler de “gericiliğin” çekim merkezi haline gelirler, gericiliğin “esas” partisi olarak. Atatürk sonrasında CHP, başka kaygılarla çizgisinden ödün vermeye başlar, gericileşir.

Demokrat Parti isim ve cisim değiştirerek bugünlere Adalet ve Kalkınma Partisi olarak gelir.
(Tabi bunun yanında kökleri gerici Kürt Teali Cemiyeti’ne uzanan Halkların Demokratik Partisi vardır. Fakat burada vurgulanan partiler, düşüncenin öncüsü olan partilerdir. Aynı şekilde, sonrasında gericilerin odağı haline gelen Serbest Cumhuriyet Fırkası da kurucularının ve kuruluş amacının sayılan partilerden farklı olmasından ötürü sürecin dışında bırakılmıştır.)

Gericilik bu topraklarda hep vardır. Devrim yarım kaldığı, devrimi devam ettirmesi gerekenlerin de “devrimci” tavırdan vazgeçtikleri için kökü kazınamaz bu yüzden.

Fakat daha büyük tehlike, gericiliğin karşısında olan partilerin açık ya da gizli şekilde gericileşmesidir.

Günümüz Türkiye’sinde mesele sağ-sol meselesi değil, ilerici-gerici meselesidir.

Mustafa Kemal Atatürk‘ün de, Kemalizmin de, Kemalistlerin de bu konuda tavrı nettir. Çünkü gericiliğin net tavır görmediği yerde yaptıklarının bedelinin ağırlığını yaşayarak görmüşlerdir, görmektelerdir.

Kendisini Sosyal Demokrat, hatta Sosyalist olarak tanımlayan büyük bir grup bile, toplumu gericileştiren tüm unsurlara karşı toptan cephe al(a)mamaktadır. Hatta bireysel çıkarlar uğruna bu unsurlarla uzlaşmakta, yetkilerini paylaşmakta, gericileşmektedir.

Etnik ve mezhepsel siyasete çanak tutmak gericiliktir.
Gayri Milli sermayenin taşeronu olmak gericiliktir.
Dini tarikat ve cemaatlerin siyasileşmesini meşrulaştırmak gericiliktir.
Feodalizmin karşısında duramamak gericiliktir.
Laikliğe karşı yapılan saldırılara sessiz kalmak gericiliktir.

Bu sayılan ya da sayılmayan unsurlardan birisine bile sessiz kalmak yine insanı ilerici yapmaz, yapamaz!

Bulunduğu durumun farkına varmak adına bir adım geri çekilip de resmin bütününe bakanlar, bu kesimden olmayan insanlar için çemberin daraldığını, hatta yaşam alanlarının kısıtlandığını görür.

Buna rağmen hala demagojik söylemlerle Kemalizmi-ki gericiliğe karşı bu tavır artık sadece Kemalistlerin değil, insanca yaşamak isteyen herkesin yaşamsal zorunluluğu haline gelmiştir- gericiliğe olan tutumundan ötürü eleştirmeye kalkıp, 40 farklı kulaktan değişe değişe gelen anıları belge diye pazarlamaya kalkan “güdümlü öbeklerin” söylemleriyle devrimin “karşı”sında konumlanmak;
intihardır, ama nihayetinde bireysel tercihtir.

Laiklik, ilericiliğin süngüsüdür.

Tarih, laikliği karşısına alanı da, “laikliği tehdit altında görmeyeni” de objektif bir şekilde yazacaktır. Fakat gericiliğe karşı mücadele, ancak sahte ilerici ve uzlaşmacıların ayıklanması ile başarıya ulaşacaktır.

Bugün herkes bu gerçekle yüzleşmek, ona göre kendisini konumlamak ve sonuçlarına katlanmak, bedelini ödemek zorundadır.

Çünkü Kubilay gibi neferler, tam da bu kutsal kavga uğruna “İnandılar, dövüştüler, öldüler”

Kubilayların bize bıraktığı miras asla sahipsiz kalmayacaktır. Gericiliğin doğal müttefikleri, yeniden ihtiyaç duydukları bozgunla uğurlanacaklardır tarihin çöplüğüne!

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
23 ARALIK 2015

Paylaş
Önceki İçerikMENEMEN OLAYI VE ŞEHİT ASTEĞMEN KUBİLAY
Sonraki İçerikYeni Türkiye’nin Asteğmen Kubilayları – Ali TÜRKŞEN

Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nin her kademesinde görev aldı.

Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte “Kemalizm”in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T’ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi
Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı.

2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu.

Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı.

Milli Mücadele döneminde kurulan ve “Kemalizmin İleri Karakolu” unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana’daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti.

Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu’nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı.

Genç Yeni Adana’daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol’u kurdu.

Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı’nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta.

Milli İrade Birliği’nin “Milli İrade Nedir?” ve Mustafa Mutlu’nun “Dön Kardeşim” kitaplarında yazıları yayınlandı.

Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın