Hadise malum. 23 Aralık 1930 günü İzmir’in Menemen ilçesinde askerliğini yedek subay olarak yapan Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki Beylerin şeriat isteyen bir grup tarafından öldürülmesiyle başlayan olaylar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir yeri olan ve Menemen Olayı olarak bilinen hadise.

Aradan yıllar geçer. Sene 2009. Temmuz’un 17’si, günlerden Cuma. Bu kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “Amirallere Suikast” olarak hatırlanacak olay baş gösterir. Sonraları ortakların arası açılınca bir ortağın ötekini; “Bunlar Milli Orduya kumpas kurdu, bizi de aldattılar” denilerek sütten çıkmış ak kaşık pozisyonu alınacak olaylar zinciri. İsterseniz gelin hep birlikte hatırlayalım.

   15 Temmuz 2009 tarihinde “uyuşturucu” konulu bir elektronik ihbar İstanbul Emniyetine gönderilir. O dönemin karar merciinde olup şu anda bir kısmı cezaevlerini dolduran bir çoğu da  yurt dışına kaçan/kaçırılan Emniyet mensupları ile hakim/savcıları ihbarı çok ciddiye alırlar. Çünkü ihbarda; uyuşturucu ve seks batağına batmış bir kısım genç Bahriye teğmeninin amirallerine suikast hazırlığı içinde oldukları yazılıdır. Olayı süratle değerlendiren Emniyet mensupları 17 Temmuz 2009 Cuma akşamı zaman kaybetmeksizin isimleri belirlenmiş, arama emirleri çıkarılmış genç Deniz Teğmenlerinin evlerinde arama yapmaya başlarlar. Gecenin sonunda hasılat “beklendiği” gibidir. Önceden evlere girilip yerleştirildiği sonraları anlaşılacak bir kısım dijital veri, uyuşturucu, mermi ve güya suikast notu; buzdolabı arkası, dolap üstü, yatak altı gibi çeşit çeşit yerde bulunur.

Adalet tarihinin garip eksenli bu davasına bir kasap bir de albayın dahil edilmesiyle 17 Deniz Teğmeninin çoğu cezaevlerine doldurulur. Cezaevinde evlenmek zorunda bırakılan, hayatının baharında devletlerine, adalete ve en önemlisi bağlı oldukları kuruma itimatları sarsılmaya çalışılan bu insanların çoğu 6 ay ila 2,5 yıl arasında cezaevlerinde istirahat ettirilir, rütbe terfileri bekletilir.

hasdal_askeri_cezaevinde_teğmen_düğünü-1024x754

Kendilerine daha önceden “kumpas” kurulan büyüklerinin kendilerini karşıladığı cezaevlerinde bir süre sonra ev sahibi durumuna da düşerler. “Kumpas” durmamacasına sürmekte, açılan yeni davalarla genç Deniz Teğmenlerine ileri yaşındaki amiraller dahi eşlik etmektedir. Aman Yarabbim işte beklenen olmuş ve Türkiye “bağırsaklarını temizleme” fırsatı bulmuştur.

Aradan yıllar geçer. Uğradığı ihaneti içine sindiremeyen Ali Tatar’lar kendini karanlığa ışık olmaya adarken, kahrından kanser olan Cem Aziz Çakmak’lar gönüllerdeki tahtlarına kurulurlar. Artık ortakların arası “bir nedenle” iyice açılınca, “kumpasın kumpas olduğunu” ispatlama zamanı da gelmiştir. Dün üzerlerine türlü hakaret yağdırılan Teğmeninden Amiraline Türk Askerleri birer birer bütün davalarından aklanıp beraat etmeye başlarken olan olmuş, ölen öldüğüyle kalmıştır. Zaten tutuklamalar döneminde kahraman olarak anılan bir savcının da dediği gibi; “Türklerde hapis yatmak erkekliğin şanındandır.” Ölüm de Allah’ı emri.

Fıkra malum. Kısa halini yazalım. Temel yazar olmak üzere akıl danıştığı bir yazardan şu tavsiyeyi alır: “Bu ülkede yazacaksan, yazdığının içinde din de olsun, cinsellik de, merak da uyandırsın, asil de dursun.” Temel tüm bu öğeleri içinde barındıracak romanına ismi bulur: “Allah Allah, kim öptü bu kontesi?”

   Şimdi herkes merakla soruyor: Allah Allah, ne ara ülkenin Güneydoğu’su Suriye’den beter savaş manzaralarına sahne oldu? Neden ülkemiz insanı bir parça huzura hasret her gün yeni şehit cenazelerinin ardında safta duruyor? Ve neden o küçücük bebeler okul okumak yerine anaları ve babalarıyla canlarının derdine düşüyor?

Lafı uzatmayalım. “Amirallere Suikast” davasının 17 genç Deniz Teğmeni Yeni Türkiye’nin Asteğmen Kubilaylarıdır. Dün şehit Kubilay’ın kestikleri başını kazığa geçirmeye çalışanların çağa ayak uyduran torunları Türk Ordusunun başını kesmiş, bir tek kestikleri başı kazığa geçirmedikleri kalmıştır. Dün o kazığa omuz verenlerin bugün kendilerini aklama çabaları da anca düşünmeyen, görmeyen, duymayan yığınları kandırmaya yeter. İçine düştüğümüz günümüz durumu, teğmeninin hakkını aramayan, aramaya kalkanları da suçlu durumuna düşürenlerin eseridir. Lafı uzatmayalım dedik, lafı evirip çevirmeye de gerek yok:

Bir ülkenin değerlerini böylesi ayaklar altına alırsanız, ülkede ne adalet ne hukuk bırakırsanız, ne hitabetiniz durumu kurtarmaya yeter ne de güya devlet ciddiyeti taşıyan (!) nursuz suratlarınız.

Ve hala bu “kumpaslar zincirinin” Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki uzantılarını bulmuyor/bulamıyor/bulmak istemiyorsanız, “bunlar daha iyi günlerimiz” demekten başka bir şey gelmiyor elden. Şimdilerde yurt dışına kaçan celladına kravat hediye eden Bay Murat’ların (bir dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli denizci asker), sözünün eri olamayan Bay Necdet’lerin (bir dönemin Genelkurmay Başkanı emekli karacı asker), vaziyeti idare edenlerin, haksızlıkla, hukuksuzlukla yüreğiyle savaşmak yerine, günlük işleri idare edenlerin ülkenin bugünlerine olan yadsınamaz katkısıyla maalesef hiçbir şeye şaşıramıyor, üzülüyor ve yine de kararlılıkla bildiğimizi tekrarlıyoruz:

Yüce Türk Milletinin bir ferdi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin her bir vatandaşı Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda gününden ve geleceğinden emin yaşayana dek, gericilikle, “kumpasla”, kumpası düzenleyen ve ortaklık edenlerle, Yeni Türkiye masalıyla yeni Kubilaylar yaratmak isteyenlerle mücadelemiz sürecek. Dün üniformayla, bugün üniformamız olmadan. Ama hep aynı yürek, sarsılmaz inanç ve azimle…

beraat_ettikleri_gün_Kartal_adliyesinde_teğmenler-1024x768

Önemli Not: Bay Necdet, artık sen de emeklisin ben de. Ama sen orduevlerinden dışarı çıkamıyorsun, bense koydurduğun yasak sayesinde orduevlerine giremiyorum. Belli ki seninle bir daha karşılaşmak pek mümkün olmayacak. Kaldı ki sözünü tutmayan bir adamdan bana dost olmaz. Bundan sonra beynimin herhangi bir hücresine eziyet etmemek adına sana dair her şeyi unutmak istesem de senin ülkene yaptıklarının nesiller boyu hep hatırlanmasını diliyorum. Hadi kal sağlıcakla…

 

ALİ TÜRKŞEN
Emekli Deniz Kurmay Albay

23 Aralık 2015

Bir Cevap Yazın