“…

Yoksul aile çocuklarıydınız

Orta halli, belki zengin.

Soyluydu sizden anneniz babanız,

Sade yurttaşları Cumhuriyet’in.

Siz hangi piç köklerden türediniz,

Kimsiniz, neden böylesiniz

Nasıl boğuldunuz içinde ihanetin.

Ne çok hain.

…”1

 

Ot, Kafa, Fil’in başını çekmekte olduğu günümüz edebiyat dergilerini az çok hepimiz takip ediyoruz. Dergileri almasak bile, sosyal medyada muhakkak karşımıza çıkıyor.

Geçen ay Ot dergisinde Mehmet Efe imzasıyla Zulmün Yapıcı Eleştirisi Olmaz2 başlıklı bir yazı yayımlanmıştı. Son paragraf çok dikkat çekiyordu: “Devlete yapıcı eleştiri olmaz. Çünkü devlet hata yapmaz. Çünkü devlet hata kabul etmez. Devlet ya herkes için güvenlik içinde hukuku uygular ya da zulmeder. Zulmeden devlet eleştirilmez. Devlete isyan edilir. Elle, dille, hiç olmazsa buğzla. Eleştiriyle değil. Hele yapıcı eleştiri, asla.” Bunu okuyan, azıcık ezilmiş, kendini sol-sosyalist tarafa yakın gören bir genç ne düşünür? Bu gri propaganda karşısında ne yapmasını bekliyoruz insanların? Bunun gibi birçok yazı hem Ot’da hem Kafa’da hem de diğerlerinde görebilirsiniz.

Mehmet Efe kimdir, nedir diye sosyal medyaya baktığımızda, sosyal medyadan da devlet ve Kemalizm düşmanlığını açık bir şekilde ifade ettiğini görüyoruz. Öz geçmişine baktığımızda da Zaman ve Yeni Şafak gibi gazetelerde boy gösterdiğini gözümüze çarpıyor… Mehmet Efe, günümüzde kahraman olan hainlerin gölgesinde kalmış, kahraman olamamış, bir yerlerde sessiz sedasız devlet düşmanlığına devam etmiş. Bunu kendisi açıkça dile getiriyor.

Bir yazısında AKP Hükümeti’nin izlediği politikaları Yeni Kemalizm3 diye yutturmaya çalışmış takipçilerine. Aynı yazısında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni 80 yıldır, Kürtleri asimile etmekle, Kürtlere katliam yapmakla suçluyor. Onlara devletin ihanet ettiğini söylüyor… Yetmiyor; “Siz aslında Kürtleri hiç duymadınız ki!” 4başlıklı yazısında küçüklüğünden beri Mustafa Kemal düşmanlığı ile büyüdüğünü itiraf ediyor. “Ertesi gün okula gittim. Onu izleyen gün de. Nevide Hanım o günden sonra beni tahtaya hiç kaldırmadı. Andımız törenlerinde askeri nizam dizilmiş akranlarımın önüne çıkıp and içirme sıram hiç gelmedi. İyi de oldu. Bana bakan bir öğretmen görünce ağzımı oynattım ama Ey bu günümüzü yaratan Ulu Atatürk cümlesini asla söylemedim, varlığımı Türk varlığına armağan etmektense, bahçedeki Atatürk büstünün burnunu ve yakasını taşlayarak kıranlardan oldum. Kimse bilmedi kimin kırdığını, eylemi üstlenenler bile oldu. Sınıfın okuma yazmayı en önce öğrenen, okulunsa en çok kitap okuyan ve Türkçesi en güzel öğrencisi oldum. Sevdiğim ilk Türkçe şarkı Neşeli ol diye başlıyordu. Ortaokul ve lise yıllarım boyunca da bütün öğretmenlerinin dikkatini en çok çeken, ilke ve inkılaplarla en çok alay eden, zavallı öğretmenlerine her türlü zorluğu çıkaran, öğretmenlerce ukala, bir sen misin akıllı, saygısız diye etiketlenen, en belalı öğrencilerden biri oldum.” diyor… Yazıdan cımbızla çekip almadım bazı şeyleri, tamamını okusanız bile devlet ve millet düşmanlığını açıkça göreceksiniz. Ve yazının tümünde kıvrak zeka-demagoji ikilisinin ne kadar yerinde konuşlandırıldığını göreceksiniz.

Son olarak Mehmet Efe, Salı günü (12.01.2016) bir tweet attı. 1100 akademisyenin ortak imzasıyla açıklanan Bu Suça Ortak Olmayacağız5 bildirisine tepki olarak açılan SözdeAkademisyen ÖzdeHainler etiketiyle attığı tweette Kemalizmi, Faşizm ile, Siyonizm ile ve Stalinizm ile aynı kefeye koyuyor!

2016-01-13 19-54-38 Ekran görüntüsü

“Kemalizm ne alaka Efe’ndi?” diye sorduğumuzda yanıt alamıyoruz. Bir başkası “İmzalanan bildirinin teröre destek olmadığını söyleyebiliyor musunuz?” diyor soruyor, ona “Bildirinin bir pozisyonu var: ‘Tüm ölümlerden (asker ve polis ölümleri dahil) devlet sorumludur’diyor. Tartışılması gereken bu.” Efe’ndiye göre PKK tertemiz… Ha süt, ha PKK. Süt diye iç PKK’yı… O derece temiz… Bazı yazılarında PKK eleştirisi var ama bu konuya genel yaklaşımının yanında eriyip gidiyor.

 

Mehmet Efe’ye birkaç sözümüz olacak elbet. O Kemalizmi 80-90’ların hâkim güçlerinin ağızlarına pelesenk ettiği Atatürkçülükten ibaret görüyor. Tüm mağduriyetini Kemalizmden bu yönde çıkarıyor. Ama Efe’ndinin görmek istemediği yerden birkaç alıntı ile Kemalizmin ne olduğunu söyleyelim ona: Aslında biz ne diyoruz?


Anadolu’da yaşayan ve Türk ulusunu oluşturan tüm unsurların, birbirlerine yurttaşlık bağıyla bağlı, eşit ve özgür bireyler olduklarının kabul ve ilanı, ‘günün gereği olarak’ ortaya sürülen siyasi bir davranış değildir. Özellikle Türk ve Kürtlerin birbirlerinden ayrılmaları; gerek kültürel ve tarihsel oluşum, gerekse yaşadıkları coğrafya nedeniyle olanaksızdır. Kemalizmin konuyla ilgili saptamaları içtendir, bilimsel ve toplumsal gerçeklere dayalıdır.

Mustafa Kemal Türk ulusunun tanımını; “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” biçiminde yapmıştır. Burada kullanılan ‘Türkiye Halkı’ tanımı, bilinçli olarak seçilmiştir ve ulusu oluşturan, değişik etnik kökenden unsurları kapsamaktadır.

Belirleyici olan unsurun, ulusa adını ve dilini vermesi ise olağan bir sonuçtur. Önemli olan, ulus bireylerinin her yönden eşit olmaları ve bu eşitliğin, gerek devletin ve gerekse toplumun bütün birimlerinde gerçek anlamda yaşama geçirilmesidir.

Fransız Ulusunun adını Franklar verdi ancak Fransa Franklardan başka, Normanlar, Basklar, Brötonlar, Provensaller vb. gibi birçok etnik yapı ve ırkların karışımından meydana geldi. İtalyan Ulusu ise adını aldığı İtalyot’lardan başka Romalılar, Germenler, Etrüskler ve Yunanlılardan oluştu. Türk Ulusu ise bunlardan çok daha zengin bir etnik yapı üzerine oturmuştur. Sümerler, Hititler, Lidyalılar, İyonlar’dan geçerek ve her çeşit Türk boyuyla birleşerek, Çerkezler, Arnavutlar, Kürtler, Türkmenler, Lazlar’dan oluşmuştur. Türk ulusunun asal unsuru kuşkusuz ki Türlerdir.

Metin Aydoğan, Yeni Dünya Düzeni – Kemalizm ve Türkiye, syf 346

Son yıllarda, Atatürk adı Atatürk düşmanlarının ellerine geçti. Uluslararası kapitalizmin sürüngenleri, tespihli – takunyalı gericiler, tabancalı- bıçaklı saldırganlar, hep Atatürk’ün adını kullana kullana devleti işgal ettiler.

-Atatürkçü görüşle…

Bir zamanlar bu sözle başlamayan demeç ve konuşma duyamaz olmuştuk, ne yapılırsa, Atatürk ve Atatürkçülük adınaydı. Muhtıra ile hükümet devirirler, Atatürkçülük adına, hazırol emri ile hükümet kurarlar. Atatürkçülük adına, reform isterler, Atatürkçülük adına, Cumhurbaşkanlığına aday olurlar, Atatürkçülük adına, cunta kurarlar. Atatürkçülük adına…

Uğur Mumcu, Bir Pulsuz Dilekçe-Atatürkçülük Adına, syf 310

Atatürk, ulusal ile evrenselliğin, ulusalcılık ile insancıllığın buluştuğu bir devrimci. Amacı Türkiye’nin “kendi kimliği ile” çağdaş dünyada yerini alması.

Hem köklerinden kopmamış… hem evrenselle bütünleşmiş.

Her geri kalmış ülke devrimi, bir çağdaşlaşma modelidir. Ve Atatürk’ün çağdaşlaşma modelini üstün ve kalıcı kılan iki önemli özelliği vardır.

Birincisi, Atatürk’ün çağdaşlaşma süreci ile demokrasiyi birbirinden ayrı düşünmemesi. İkincisi ise, ulusal birliği farklılıkların değil, benzerliklerin kurumsallaştırılmasında, kalıcı kılınmasında araması.

Lenin’in çağdaşlaşma modeli, demokrasiyi önemsemediği, ertelediği için çıkmaza girdi. Tito’nun Yugoslavya’sı, etnik farklılıklar üzerine kurulduğu için çöktü.

Atatürk’ü çağdaşlaşma modeli ise…

Demokrasi temeli üzerine kurulduğu için, yurttaşlık bağlarına dayalı bir ulus yaratmayı hedeflediği için… Hâlâ güncel ve ayakta.

Hem de son yarım yüzyıllık tüm sapmalara, yanılgılara, aymazlıklara ve hatta hıyanetlere karşın!

Ahmet Taner KIŞLALI – Akılsız dostlar mı, yoksa akıllı düşmanlar mı?
Cumhuriyet, 3 Temmuz 1998

Bu örnekler uzar gider… Uzatırız. Uzatmaya da hazırız. Anlatmaya mı? Dünden razıyız…Yeter ki siz isteyin. Yeter ki edebiyat dergilerindeki, edebiyatı kullanarak terör örgütü ve destekçilerinin izlediği yolu meşrulaştırmak isteyen bu maskeli balo misafirlerinin maskelerini düşürebilelim. 70’ler, 80’ler, 90’lar eleştirisini dönemin hâkim güçleri yerine Kemalizm üzerinden yaptığınız ve gerçek Kemalizme, dolayısıyla Kemalistlere çamur atmaya çalıştığınız sürece bizlerin sesi çok daha gür çıkacak.

1100 akademisyenin (En son baktığımızda 1290 olmuştu, internet siteleri şu an kullanım dışı) imzaladığı bildiriye gelince; bildiride yazılanlar yenilir yutulur cinsten değildir. Terör örgütünün hiçbir suçunun olmadığını iddia eden, PKK’yı allayıp pullayan bu bildiri kabul edilemez. Ataol Behramoğlu’nun şiirinin şu kısmı ile yazımı bitirmek istiyorum:

“…

Aynı arsız kibir suratlarınızda

Erkeğinizin dişinizin.

İçim bulanıyor karşıma çıktıkça

Ekranlarında TV’lerin.

Kiminiz yeni yetme faşist çığırtkan

Kiminiz kaşarlanmış sırtlan,

Sanırsın kardeşi vampirin.

Ne çok hain.

…”1

Not: CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Bu Suça Ortak Olmayacağız bildirisine imza atan akademisyenlerin yanlarında olduklarını söylemiş. Hemen ardından CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç da “Hayır efendim parti olarak biz bu bildirgenin arkasında değiliz.” demiş. Haber başlığında da belirtildiği gibi; kafalar karışık…6

Mehmet AMAN
15.01.2016


 

Kaynakça:

  1. http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/371678/Ne_Cok_Hain__.html
  2. http://mehmetefe.com/elestiri/
  3. http://mehmetefe.com/kurtler-bilir/
  4. http://mehmetefe.com/anadil/?fb_ref=Default
  5. http://barisicinakademisyenler.net/node/62
  6. http://www.diken.com.tr/chpde-tanrikulu-akademisyenlere-destek-verdi-koc-yalanladi-arkasinda-degiliz/

 

Paylaş
Önceki İçerik“Toros” Unutulmayacak!
Sonraki İçerikSİNAN MEYDAN’IN ACI GÜNÜ….
31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir. İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema. Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

Bir Cevap Yazın