Önüne Türk bayrağına sarılı naaşı koydular. Bayrağı tanıyordu çocuk hem de çok iyi tanıyordu. Sonra tabutun önündeki fotoğrafı gördü, fotoğraf tanıdıktı.

O fotoğraftaki kahraman babasını bir daha hiç göremeyecek olan çocuk belki de bütün felaketlerden, acılardan, yıkılmışlıktan uzak çok sevdiği dağ gibi babasının fotoğrafını gördüğü için sevindi. Babasının fotoğrafını arkadaşına gösterdi “Bak bu benim babam” dedi.

O çocuk Şırnak Silopi’de teröristlerin kalleş saldırısında şehit düşen bir çocuk babası otuz üç yaşındaki Jandarma Astsubay Üstçavuş Kenan Yıldız’ın evladı, üç yaşındaki Melih’ti. Felaketin içinde oyun oynamaya başladı Melih, aynı savaşın ortasında, yıkılan binaların arasında, tozun dumanın birbirine karıştığı yerde boş mermi kovanlarını oyuncak yapıp oynayan çocuklar gibi.

Felaketlerin içindeki masumiyetti çocuklar.

O felaketi yaşayan Melih’in kahraman babasını, şehidimizi, çocuğun masumiyetini ve bir ailenin vatanı için, milleti için yaşadığı felaketi birkaç dakikaya sığdırıp geçiştirdi tüm medya ve belki de bir reklamdan daha az bir sürede.

Türk milletinin en büyük özelliklerinden bir tanesi vefa idi. O vefa yaşanılanların unutulmasına izin vermiyordu. Biz kahraman şehitlerimizi iki reklam arasından daha kısa bir süre gördükten sonra her şeyi unutur hale geldik.

Bu acı bir gerçektir, Türk milleti vatanı için, bayrağı için şehit düşmüş kahramanlarını unutuyor, sıradan bir olay gibi geçiştiriyor. Vicdanlarda en ufak bir hüzün kalmıyor.

Toplumun büyük çoğunluğu şehitlerimizin, kimlerin, hangi vatan hainlerinin karanlık politikaları yüzünden al bayrağa sarıldığını sorgulamıyor.

Bu soruyu en azından babasının naaşı etrafında oyun oynayan masum çocuklar için bile sormuyor.

Çözüm sürecini başlatarak Habur’da teröristleri davulla zurnayla karşılayanlar yüzlerce şehidimizin hesabını neden vermiyor?

Türk ulusu bunun hesabını neden sormuyor?

Bugün gelinen nokta o kadar vahim ki ihanetin ve sorumsuzluğun içine batmış siyasi partiler ülkeyi ve Türk ulusunu uçuruma sürüklüyor.

Artık şehitlerimiz için “ Tüm Türkiye’nin başı sağ olsun” cümleleri yetmiyor. Çünkü ulus olarak kendi başımızın çaresine bakmak zorundayız. Zaman geçiyor, vakit daralıyor. Unutulmasın uçurumun kenarına geldiğimizde yanımızda çocuklarımız, geleceğimiz, hep birlikte bu bedeli ödeyeceğiz. Şimdiye kadar şehit ailelerinin yaşadığı acıların en büyüğünü hep birlikte yaşayacağız. Yaşadığımız acılar ölümlerle de sınırlı kalmayabilir, bağımsızlığımızı ve vatanımızı kaybedebiliriz. Çok değil bundan yüzyıl önce aynı durumlarla karşılaştık.

Yüzyıl önce de düşman aynı düşmandı, hainler aynı hainlerdi.

Peki, o zaman sorulması gereken en önemli soru şu;
Yüzyıl önce bağımsızlığı için, vatanı için, bayrağı için, onuru, namusu, şerefi için son damla kanına kadar savaşan, asla yaşadıklarını ve ona yaşatılanları unutmayan Türk ulusu yüzyıl sonra yani günümüzde bu yaşamsal değerlerinin ne kadarına sahip?

Ben inanıyorum ki Türk ulusu özüne dönecek bu soruların cevabını tam bağımsızlık parolasıyla kendisi verecek ve bunun için mücadele edecek.

Melihler, Mehmetler, Ayşeler masum oyunlarıyla kirli oyunları yine bozacak.

Mustafa Boztepe

 

Bir Cevap Yazın