Uğur Mumcu’nun ömrünü fedâ ettiği değerler vardı. Onu Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında bağımsızlık mücadelesinin, kendi deyimiyle Türk halkının insanca yaşama mücadelesinin öncüsü yapan fikirleri vardı; kafa patlattığı, zaman harcadığı, gözlük derecesini yükselten, uğruna bin bir emek, çaba ve işkence verilen değerler…

1993 24 Ocak’ının buz gibi soğuğunda al kanını beyaz karlara döken yalnız bir ölümlünün bedeni değil; bir fikir, bir hareket, bir nâmus ve onur düşüncesi, yüksek bir ülküydü.

Bunlar öyle değerlerdi ki, onu “düşüncelerinden dolayı öldürülen aydınlar” diye basit bir sınıflandırma ile yaşamı boyunca kirli, sapkın düşünceleri yaymış kişilerle bir kefeye koymaya kalktığınız zaman yakanıza yapışırlar!

Uğur Mumcu’nun değerlerine düşman olan, kirli çıkar ilişkilerinin köşe başlarını tutmuş olanlar onun ölüsünü çok sevdiler ve tepe tepe kullanmaktan geri durmadılar. Onların saygısı Uğur Mumcu’nun ölüsünedir; bugün yeni Uğur Mumcular, Uğur Mumcu’nun bayraktarlığını yaptığı düşünceleri savunanlar onlar için tehlikedir, dinozorluktur, çağ dışılıktır…

Yani Uğur Mumcu o kahpe saldırıya kurban gitmeseydi ona türlü iftiralarla saldıracak olanlar, ölmüş bedeni üzerinden demokrasi dersleri veriyor, onu liberal demokrasinin pazarlamasında kullanıyor.

Emperyalizme karşı olmayan, teröre karşı net ve sert bir tavır takınmayan, ABD’nin, Almanya’nın, Suud’un, İran’ın kirli operasyonlarını, iktisadî ilişkilerini ifşâ etmeyen, yobazlığın düşmanı olmayan, yalnızca “özgürlükçü”, “demokrat” Uğur Mumcu… “Özgürlük” kavramı küreselleşmecilerin her türlü zararlı düşünceyi “özgürce” doldurabildikleri bir çuval olduğundan dolayı onlar için böyle bir Uğur Mumcu makbûl olan…

Maddî mirasçılarının ne yaptığı umrumuzda değil, belki vasiyetine uymayan çocuklardan hesabı bir gün babaları sorar, bize düşmez, beklentimiz de olmaz. Ama mânevî mirasçıları olarak biz sakıncalı piyâdenin bütün sakıncalarını hiç sakınmadan ortaya koyacağız…

1970’li yıllara gidelim… Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim dergisinin ikinci sayfasında Uğur Mumcu’nun yazıları yayınlanıyor. İşte o yazılardan bir seçki… Unutturulan, “Bu devirde de bunlardan bahsedilir mi?” diye burun kıvırılan, burjuvazisi, medyası, siyaseti, “sivil toplum”u ile yok edilmek istenen değerler… (Yazım kurallarına dokunmadık.)

Kemalizm, bağımsızlık savaşlarının ulusal bilincidir. Uluslararası kapitalizme ilk kez isyan eden Anadolu İhtilâlcileri, Sultan Vahdettin, Damat Ferit ve Kuvayı İnzibatiye ile değil, Emperyalizm ile savaşıyorlardı. Padişahlığın, halifeliğin arkasında, Anadoluyu sömürmek isteyen Batı sermayesi vardı. (…) Devlet, uluslararası sermaye tarafından teslim alınmıştı. Emperyalizmin aracıydı ve antidemokratikti.

Devlet bugün de Türk halkının yaşama savaşına sırtını çevirmiştir. Çünkü partilerin arkasında yabancı sermaye ve toprak ağalığı vardır. (…) Bunun adı «demokratik hukuk devleti» değildir. Yabancı sermaye ve yerli işbirlikçilerinin hizmetindeki bir devlet, antidemokratiktir. (…) Anayasanın demokratik devleti, öyle görünür ki, Kemalist yoldan kurulacaktır.

Demokratik ve sosyal hukuk devletine inananlar, Kemalizm bayrağı altında toplanmalıdırlar.

Devrim, 34. sayı, 9.6.1970

Yeraltı kaynaklarımız yabancıların egemenliğindedir. Maliyenizde büyük ekonomiler söz sahibidir. Yurt topraklarının bir kısmı Amerikan egemenliği altındadır. Devletin en önemli örgütlerinde Amerikan uzmanları görevlidir. Bu ne tür bağımsız devlettir?… Bu ne çeşit «milli» devlettir?… Bir ülkenin işgal edilebilmesi için, mutlaka, işgal kuvvetlerinin çıkarma yapması, başkentte gösterilerle resmi daireleri işgal etmesi mi gerekir?… Üslerimize sahip değilsek petrollerimize sahip değilsek, paramıza sahip değilsek, nerede kalır bizim Mustafa Kemal Paşanın, temellerine kan ve alın teri dökerek kurduğu Tam Bağımsız Türkiyemiz?…

Devrim, 79. sayı, 27.4.1970

Türkiye Cumhuriyeti, ulusçu, halkı ve Kemalist olmak zorundadır. Ve olacaktır. Bugünkü düzen, uluslararası sermaye ve toprak ağalığına dayalıdır. Demirelin savunduğu düzen, Anayasanın, demokratik, sosyal, hukuk devletinin «milli» Cumhuriyeti değildir. Biz Kemalist devletin Cumhuriyetini savunuyoruz. Cumhuriyet öncesi Damat Ferit yönetimi neyse, bugünkü Demirel yönetimi de oldur. Devrimcilerin ilk ulusal görevleri bu Kemalist Cumhuriyeti korumaktır.

Mustafa Kemal Cumhuriyetçileri görev başına…

Devrim, 71. sayı, 2.3.1971

Amacımız Türk halkına insanca yaşama olanağı sağlamak ve «Bağımsız Türkiye» yi kurmaktır. Kardeşimiz, damadımız, oğlumuz, halkın sırtından milyonlar kazanmadı ki korkalım. Mustafa Kemal, İzmirde Emperyalizmi denize döktüğü gün, İstanbul Hükümetinin idam fermanını boynunda taşıyordu. Bugün de Mustafa Kemalcilerin Damat Feritlerin’den ne korkuları olabilir?…

Devrimciler ölür: devrimciler sürer. Hodri meydan!…

Devrim, 63. sayı, 29.12.1970

Anayasa «Türkiye Cumhuriyeti millidir» der. Topraklarında yabancı üslerin kurulduğu, maliyesinde son sözün yabancılarca söylendiği bir ülkede hangi milliyetçilik? Anayasa «Türkiye Cumhuriyeti sosyaldir» der. Köylerinde yol, ışık bulunmayan bir ülkede, yasa «Türkiye Cumhuriyeti demokratiktir» der. Yüce mahkeme kararlarının dahi paspas gibi çiğnendiği bir ülkede hangi demokratik? Anayasa «Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir» der. İnsanların av hayvanı gibi kovalandığı bir ülkede hangi hukuk devleti? İşte siyaset demirbaşlarının «Demokratik düzendir» diye savundukları düzen, böyle bir düzensizliktir.

Devrim, 67. sayı, 26.1.1971

Bugün 10 Kasım.. Yine törenler düzenlenecek. Yine şeref defterine Atatürk izindeyiz diye yazılacak. Atatürk’ün karşısına ancak sanık olarak çıkacaklar, Anıtkabirin mermer salonlarında, iğreti bir matem gösterisi içinde Atatürk’ün manevi huzurunda saygı duruşunda bulunanlar bilsinler ki, bu defter, ancak halkımızın davasına inanmış tam bağımsızlıktan yana devrimcilerin imzaları ile şereflenir. Türkiyeyi, yeniden bir uçuruma sürüklemiş olan politikacıların imzaları Atatürk’ün şeref defterini kirletmektedir…

Devrim, 56. sayı, 10.11.1970

Saygı ve minnet ile anıyoruz…

İnsanların niçin hapis yattığını, niçin acı çektiğini, Ziverbey Köşklerinden, Otağ-ı Hümâyûn denen işkence karagâhlarından niçin geçtiğini bilincimizden çıkarmayarak, daha iyi bir dünya düşüyle…

 

Erhan SANDIKÇI

24 Ocak 2016