#BenimİçinUğurMumcu

Tarikat – Siyaset – Ticaret…

Bu üç kelimeyi yan yana getirmek ve üçü arasında geçmişe dayalı bağlantıyı kurmak ve gelecekte nasıl şekilleneceğini öne sürmek… Bunu ancak geçmişi her yönüyle iyi bilen, Dünya’yı iyi tanıyan Kemalist gerçek bir aydın başarabilirdi. Başardı da o Cumhuriyeti ve Devrimlerini damarlarında hisseden bütün yurttaşlara, gençlere ışık oldu.

O kişi bugün acısını yüreğimizin en derinlerinde hissettiğimiz Uğur Mumcu’ydu.

Hani hep denir Atatürk’ü sevmekten öte onun fikirlerini anlayıp sahip çıkabilmek her şeyden en önemlisidir. İşte Uğur Mumcu’nun fikir kökleri o kadar Mustafa Kemal ki o kadar yol gösterici ki onu anlamak ve fikirlerine sahip çıkmak Cumhuriyete ve devrimlerine sahip çıkmak demektir.

Bugün ülkemizde, dünyayı yöneten sömürgeci, kana susamış emperyalistlerin en büyük kozu tarikat- siyaset ve ticaret bu üç başlığa baktığımızda hepsi onların eline geçmiş durumda ve istedikleri gibi yönetiyorlar. Bağımsızlığımızı zincirleyen bu üç ana başlık rastgele yana yana gelmiş değil.

Uğur Mumcu yıllar öncesinden “birader vakıflarından” bahsederken bugünün TÜRGEV’ini daha iyi anlayalım diye ışık tutuyor.

Cumhuriyet devrimlerinin hepsine olduğu gibi Laik eğitime de nasıl karşı devrimle zincir vurulmak istendiğini taa yıllar öncesinden açıklıyor. Bu tür Suudi sermayeli vakıfların ekonomik desteğiyle eğitimi “imam -hatipleştirme “ yöntemiyle Türkiye’nin geleceği olan genç beyinleri çocuk yaştan Cumhuriye’te nasıl düşman yetiştirildiğini anlatıyor.

“Tevhid-i Tedrisat kanunu çiğnenerek İmam-Hatip Lisesi mezunları din adamı olacaklarına, devlet bürokrasisine yerleştiriliyor. Devlet, bundan sonra istediği kadar laik eğitim vermeye çalışsın!.. Nasıl olsa bu çevrelere Suudi sermayeli ve dinsel amaçlı birader vakıfları siyasal ve mali destek sağlıyor… Ve nasıl olsa laik devlet bu İslamcı kadroların eline geçiyor. Türban aslında yalnızca genç kızlarımızın başlarını örtmüyor; bu çokuluslu İslamcı düzenin apaçık görülmesini engellemek için -belki de- kimilerinin gözlerini örtmeye yarıyor”.

Bugün ulus olarak çok acı şekilde tecrübe edindiklerimizi Uğur Mumcu yıllar öncesinden kaleme alıyor.

Paranın, tablonun, altının, gümüşün sahtesi olduğu gibi dinin ve ideolojilerin de sahtesi olduğundan bahsediyor. Toplum sahte ile gerçek olanı ayrıştırmaz ise hangi felaketlerle karşılaşılacağını tek tek yazıyor ve uyarıyordu.

“Her şeyin sahtesi var… Paranın sahtesi var… Tablonun sahtesi var… Altının, gümüşün, elmasın sahtesi var… Var oğlu var!.. Peki dinin ve ideolojilerin de sahteleri yok mu? Olmaz olur mu hiç? Var. Dinin sahtesi siyasete karışmış olanıdır. Din duygularının ve dince kutsal kavramların siyaset adına kullanılması ile din, din olmaktan çıkar siyasetin aracı olur. Bir üçgen bu… Ticaret, Tarikat ve siyaset üçgeni… Bunlar dindarın sahtecileridir. Zavallı yoksul Müslüman yurttaşların kanlarını emenler de bunlardır. İnanç sömürücüleridir bunlar…”

Terörü oluşturan bütün unsurları tek tek ele alıyor ve hepsini kanıtlayarak büyük bir titizlikle karanlığa ışık tutuyordu. Tarikatların ve siyasetin ülkenin bölünmesi için birleştiğini, iç içe olduğunu Cumhuriyetin temelini oluşturan Atatürk devrimlerinin ve ilkelerinin karşı devrimle nasıl yok edilmeye çalışıldığını en açık dille korkusuzca Türk ulusuna anlatmaya çalışıyordu.

“Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesi yok oldu. Devletçilik yok edilmek üzeredir. Milliyetçilik, ‘ümmetçilik’ ile yer değiştirdi. Halkçılık derseniz ondan hiç söz etmeyin. Halkçılığın yerini, ‘holdingcilik’ aldı. Laik devlet önce, 12 Eylül yönetimince konulan zorunlu din dersleri ile çiğnendi; tarikat şeyhlerinin cenaze törenleri için Bakanlar Kurulu kararnameleri çıkarılarak iyice yok edildi. Anayasal kurumlardan zorla çekip alınan ‘özerklik’ neredeyse siyasal partilerle iç içe yaşayan tarikatlar için geçer akçe oldu…”

Uğur Mumcu’yu daha fazla okutabilseydik, ülkenin geleceği olan genç zihinleri bu aydın fikirlere yönlendirebilseydik belki de bugün TÜRGEV’in kurulması bu kadar kolay kurulmuş, laik eğitim bu kadar zarar görmüş olmayacaktı.

Tarikatı, siyaseti ve terörü Türk ulusunu köklerinden uzaklaştırmak ve yok etmek için kullananlar karşılarında Kemalist devrimi irdelemiş, anlamış yaşamlarında eylemselliğe dönüştürmüş, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı gibi ışığı asla sönmeyecek aydınlardan öğütlerini almış dinamik genç nesilleri bulacaktı.

Ancak hiçbir şey için geç kalınmış değil. Mücadele etmeye başlamanın zamanı yok erken davranın önemi çok. Hiç şüphe yok ki Uğur Mumcu’ nun meşalesini taşımak onu okuyanların, anlayanların ve fikirlerini benimseyenlerin elinde.

“Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi”

Unutmak yok Uğur abi,

daha çok çalışmak, mücadele etmek var.

Seni ve senin gibi hayatını ulusunu aydınlatmaya adayan ve bunu en iyi şekilde yapan aydınlarımızı daha iyi anlamak ve anladıklarımızı hayata geçirmek için gecemizi gündüzümüze katmak var.

Yorulmak yok Uğur abi,

Bağımsızlık için,

Vatan için,

Cumhuriyetimiz için,

Geçmişimiz ve geleceğimiz için mücadele etmek var.

Bedeli ne olursa olsun dönmek yok.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda hiç durmadan koşmak var.

Sonsuz saygı, sevgi ve özlemle…

Mustafa BOZTEPE
24 Ocak 2016

#MeşalenBizde

Bir Cevap Yazın