#‎BenimİçinUğurMumcu‬

İzmir’de büyüdüğüm ortamın niteliği, zihnimi her ne kadar zorlasam da, Uğur Mumcu ismini ilk ne zaman duyduğumu hatırlayamayacağım kadar eskiyi işaret ediyor.

Kendimi bildim bileli bu isim ve alçakça katledilişi zihnimde. İsmi her ifade edildiğinde, cenaze sahibi ev sakini şekline bürünen aile bireyleri, öğretmenler, esnaflar ve büyükler… Belliydi, herkesin akrabasıydı. Her evden çıkan bir cenazeydi. Küçük yaşlarda izlediğim bu tablo başka bir yorum imkanı bırakmamıştı bana.

Tüm bu yıl dönümü kareleri gözlerimin önünden akarken, bırakmıyorum ilk ciddi buluşmanın peşini. Ve yakalıyorum bir sahneyi:

Hiç kimsenin zorlaması ile olmadan, hazır olda bağırarak “Andımız”ı okuduğumuz bir sabah…Birinci yahut ikinci sınıftayım. Üşüyerek titremenin anlamlı geldiği dakikalar… Şimdilerde bir 24 Ocak sabahı olduğunu anımsadığım o gün, anmıştık Uğur Mumcu’yu. Kimi hocalarımızın getirdiği siyah kurdeleler, kısıtlı olduğu için yalnızca ön sıradaki arkadaşlarımızın göğsünde. Bizim dönemler neyi anladığını bilmiyordu ama üzüntülüydük, hatırlıyorum. Genelde sıkıcı gelen müdür konuşmaları o gün etkilemişti. Okula girdik, ısınmaya çalışırken panoların öğretmenler ve üst sınıflar eliyle düzenlendiğini görmüştük. Şaşkınlığın ifadesi olarak parmağımız ağızlarımızda, meraklı gözlerle izledik duvarları. Aklımda kalan, geniş çerçeveli gözlükleri altında sıcacık gülümseyen bir adam ve heceleyerek okuduğum “Kemalizm”, “Tam bağımsızlık”, “Uğurlar olsun”… Sonra hiç unutmadım bunları.

***

Yıllar sonra, lisenin ilk yılları, fikirler biraz olgunlaştı. Sonuçta Nutuk’u bir kere okumuştum. Dava adamlığına, adanmışlığa, onurlu bir yaşam için bir ideale milleti ortak edebilmeye dair heyecanlar oluştu. Heyecanı diri tutan en önemli etmen belki de aynı çağı paylaştığımız devrim şehitleriydi, bedel ödeyenlerdi. Sokağa dair ilk heyecanları duymaya başladığımız o dönemlerde gündem Cumhuriyet mitingleri, Cumhurbaşkanlığı makamı için ortaya atılan “dindar” provokasyonu, iktidar eliyle körüklenen sistem değişikliği ve kutuplaşmaydı.

Sokağa dökülen halk, devlette gerçekleştirilen gayri hukuki ve gayri ahlaki dinci kadrolaşmaya karşı haykırıyordu.Belgeler, iddialar havada uçuşuyordu. Daha sonradan AKP’ye açılan kapatma davasının haklı delillerini oluşturan ciddi belgelerdi gördüklerimiz. Türk bayrağı ile sokağa çıkmanın ırkçılık olarak nitelenmediği o dönem biz de yerimizi almıştık. Meydanlarda Fethullahçı ahlaksız örgütlenmeye karşı dikkat çekilirken, yaşları daha büyük olan kimilerimiz ellerinde bir kitapla fısıldıyordu bizlere: “Uğur Mumcu, rahmetli, bunları çok önceden gördü, çok önceden yazdı. Çok önceden…” Kitabı aldım elime, ismi “Rabıta”ydı. İsmi, Türkçesi “Dünya İslam Birliği” olan “Rabıtat-al-Alam-al-İslami” örgütünden geliyordu. Kitaptaki isimler ve dönem benim için çok eskiyi ifade etse de, dikkat çekilen yöntem bugün karşımıza çıkanlar ile aynıydı.

Amerika güdümlü Suud-i petrol şirketleri tarafından finanse edilen bir örgüt, Türkiye’ye şeriat ihraç etmeye çalışıyordu, diğer pek çok ülkeye yaptığı gibi. Bunu, bugün sıkça gündemimize gelen bürokrasi içerisinde kadrolaşma yöntemi ile yapıyorlardı. Siyasi kanat temsilciliğini elbetteki bazı Erbakancı vekiller üstleniyordu. İşin ilginci, bu örgütün en çok aşama kaydettiği dönem ise kimi kesimlerin Kemalizm düşmanlığı yaparken birincil veri olarak kullandığı 12 Eylül sonrası cunta yapılanması dönemi. 1987 yılında çıkan bir kitabın yakaladığı bu gerçek, herkesin 12 Eylül’e küfrettiği dönemimizde dahi oldukça şaşırtıcı. Bu yapılanlar Uğur Mumcu’nun ifade ettiği gibi “Kenanizm” idi. Ilımlı İslam’ın sert geçişle sızdığı dönemler…

Her hali ile karşı devrimin ipliğini pazara çıkartan bu kitap, Cumhuriyet’i için mücadele eden insanlara karanlıkta saklanan düşmanları gösteren fener olmuştu. Baş yapıt olarak kalacak.

Yolumuzu gerçeklerle donattığı kitapları ile aydınlatan Uğur Mumcu ise her parçasından kendisini aşacak yiğitleri bekliyor.

Ruhu şâd olsun.

Çağatay UNCU

Paylaş
Önceki İçerik“Milliyetçilik A.Ş.”
Sonraki İçerikMAHKEME DUYURUSU

Çağatay Uncu. 1992, Kütahya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de tamamladı. 4 yıl boyunca Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde lisans öğrenimi aldı. Mezuniyetine 1 yıl kala okulunu dondurarak, 2015 yılında, Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü’nde lisans öğrenimine başladı. Şu an bu öğrenimine devam etmektedir.
Adana’da yaşadığı dönem boyunca 3 yıl süresince ÇÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeliği ve yöneticiliği yaptı.
2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte “Vardiya Bizde Adana”nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuk mücadelesine katıldı.
İlgi alanları; bilim felsefesi ve tarihi, popüler bilim, tarih, spor

Bir Cevap Yazın