Son haftalarda ajanslara düşen önemli bir haber vardı. Paris’te, ABD Savunma Bakanı ile Avrupalı mevkidaşlarının IŞİD’le mücadeleyi ele aldığı toplantıya, Suriye ile 871 Km sınırı olan Türkiye çağrılmamıştı.

Ortadoğu uzmanı olduğu bilinen ve Washington Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunda çalışan Türk asıllı Soner Çağaptay, “… Büyük resme baktığınızda, modern zamanlarda Türkiye’nin kendi bölgesiyle ilgili hiç bu kadar izole olmadığını görürsünüz” dedi.

Çağaptay, Türkiye’nin dört kilit komşusu olan Rusya, İran, Irak ve Suriye’nin Ankara’ya karşı tarihi ve yeni bir eksen oluşturduğunun altını çizdi. Ayrıca, ABD’nin Türkiye’nin tek ve gerçek müttefiki olduğunu vurgulamayı da ihmal etmemişti.

Türkiye, IŞİD’le mücadelede “güvenilir müttefikleri” tarafından dışlanırken; bu arada PYD lideri Salih Müslim, “Türkiye’nin IŞİD ile sıkı fıkı ilişkileri var” dedi.

PYD demişken, Cenevre’de yapılacak ve Suriye’de siyasi geçiş sürecinin başlatılması için tarafları bir araya getirecek toplantıya, Davutoğlu’nun “katılamazlar” dediği PYD, doğrudan davet edilmese de dolaylı olarak Demokratik Suriye Meclisi çatısı altında davet edildi. Türkiye’nin itirazı dikkate alınmadı.

Süreç içerisinde IŞİD, Türkiye’de üç ayrı canlı bomba saldırısı yaptı ve bu saldırılarda 150 insan hayatını kaybetti.

Geçtiğimiz hafta Cizre’de yapılan operasyonlarda, PKK’nın elinde bulunan ABD yapımı İHA (İnsansız Hava Aracı) ele geçirildi.

ABD askerlerinin, Suriye’deki PKK’nın kolu PYD ile aynı mevziilerde görüntüleri yayınlandı. Belli ki ABD mesaj gönderiyordu. Bunlar olurken ABD’nin Ortadoğu’daki politikalarına karşı farklı bir duruş sergileyen Rusya’nın, Ayn el Arap’a (Kobani) PYD’lilere sözde eğitim vermek amacıyla yüz asker gönderdiği ifade edildi.

Bugünlerde söz konusu bu gelişmeler olurken; dün, Türkiye “çözüm süreci”ne zorlanarak PKK’nın güçlenmesinin önü açılmış, örgütün, artık Türkiye’ye karşı şehir savaşına girecek kadar kendini yeterli hissetmesine sebep olunmuştur.

PKK, şu anda başta Sur, Cizre ve Silopi olmak üzere, pek çok yerleşim biriminde ciddi bir direniş sergilemektedir. Halen buralarda kısmen kontrol sağlansa da, şiddetli çatışmalar devam etmektedir.

Yeni bir gelişme de İran’a yıllardır uygulanan ambargonun kaldırılmasıdır.
Ne diyor Çağaptay, “ABD, Türkiye’nin tek ve gerçek müttefikidir.”

ABD hem bizle müttefik, hem “etkili müttefik” dediği PYD üzerinden PKK ile müttefik.
Rusya ise son uçak olayından sonra ABD müttefiki PYD ile dolayısıyla PKK ile çok sıcak, anlayan beri gelsin!

Irak, sanki orada bir gücü varmış gibi, Musul’un kuzeyindeki Başika kampında bulunan sınırlı sayıdaki Türk askeri varlığından rahatsızlığını dile getiriyor. Ötesi Türkiye’nin her türlü politikasına sert tepki veriyor.

Barzani durur mu? Geçtiğimiz haftalarda o da, “Artık Kürt devletini kurma aşamasına geldiklerini, Türkiye’nin buna karşı çıkmayacağını düşündüğünü” belirtmiş.

10 Ocak 2016 tarihli, azımsanmayacak sayıda akademisyenin imzaladığı; Türk devletinin olabilecek en temiz ve meşru şekilde yürüttüğü PKK ile mücadelesini “soykırım” olarak niteleyen kabulü mümkün olmayan bir bildiriyle, “kale surlarında gedik” açılıyordu.

Bu arada hemen hemen her gün “sıvasız ve yıkık evlerin çocuklarının” şehit haberleri geliyordu Güneydoğu’dan.

Bunlar olurken, Atatürk’ün kurduğu CHP’nin 16 Ocak günü kurultayı yapıldı ve sonuç bildirgesinde, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın kabul edileceği” ifade edildi.
Ayrıca “Kürt Sorununun, ‘eşit vatandaşlık’ temelinde çözüleceği” görüşüne yer verildi.

Hâlbuki TC vatandaşlarının eşit olduğuyla ilgili tanım, Anayasa’nın 10. Maddesinde herkesin anlayacağı biçimde ortaya konulmuştu.

Bu gelişmeler sırasında önce ABD Genelkurmay Başkanı, sonra da akademisyenlerin bildirisini hararetle destekleyen Başkan yardımcısı Joe Biden Türkiye’ye geldi.

Joe Biden, önce çeşitli siyasi partilerden milletvekilleriyle görüştü…

MHP’lilerin bulunmadığı toplantıya katılan AKP, CHP ve HDP’li milletvekillerinin ortak özelliği; biri hariç, hepsinin kendini Kürt olarak tanımlayanlardan oluşmasıydı (AKP’den Galip Ensarioğlu, Orhan Miroğlu; CHP’den Sezgin Tanrıkulu; HDP’den Leyla Zana ve Ayhan Bilgen).

Konu haliyle “Kürt Sorunu” üzerineydi.

Dün Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirmişlerdi. Şimdi Biden dolaşıyor; belli ki, başımıza bidon geçirmenin ciddi planları yapılmaktadır…

Görüldüğü gibi, bir “süreç” var ve çok hızlı bir şekilde seyrediyor. Tüm bunlara karşın, Türk halkı yılgın, bezgin, umutsuz ve örgütsüz…

Dün ne diyordu Namık Kemal; “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini / Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini?”

Evet, bu dizelerdeki soru bugün de geçerlidir. Türk halkı bir “kurtarıcı” arıyor. Onu heyecanlandıracak bir ses duymak istiyor. Çıkar mı? İnanıyoruz…

Emekli Albay Mustafa ÖNSEL
14 Şubat 2016

(Bu yazı ilk kez Üçüncü Yol’da yayınlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.)

Bir Cevap Yazın