Kahramanmaraş’ta yine şehit var… Tıpkı Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi…

Cumartesi günü yine o cenazedeydim… Gözden damla damla düşen yaşlar, ağır ağır çekilen nefesler, yanan kavrulan içler ve düşünceli zihinler…

Ne olduğunu anlamaya çalışan bakışlar…

Hiç şaşmıyor biliyor musunuz? Hepsinde ortak bu duygular…

Peki geride kalanlar? Aylık bebekler, daha 3-4 yaşını doldurmamış küçük yavrularımız? Bu kadar mı unutkan ve umursamaz olduk? Bu kadar mı amaçsız, boş, sıradan ve hissiz insanlar haline geldik?

Oysa dilimizde değişmez, sorgulanmaz bir slogan… “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.”

Ülkenin bilimyurtları bir bir terör yuvası haline getirilirken, HDP adında bir parti kurdurulup terörlü barış pompası yaptırılırken, teröre ve teröriste olmadık güzelleme yasayı bir gecede geçirmeyi kendine başarı atfeden başbakan yardımcısı ve hükümet varken hangi yiğit ölmeyecek? Hangi vatan bölünmeyecek?

Peki soralım ahaliye;

Kötünün iyisi diyerek seçtiğiniz meclisteki armutlardan bir elma mı çıkacak? Bu zihinleri öpülesi muhteremler mi değiştirecekler bir şeyleri? Terörün girdiği bir meclis ne kadar milletin yani senin meclisindir?

Ve sen ne yapıyorsun o şehitlerin ölmemesi için? Ölenlerin geride bıraktıklarının acılarına ne kadar ortak oluyorsun? Bir tekbir bir fatiha iş tamam mı diyorsun?

Ama kolay olan budur değil mi? Slogan atmak veya klavye başında vatan kurtarmak…

O zaman gelin zor olanı başaralım artık, bunu düşünüp, bu yolda çaba harcayalım. Bırakın artık kişisel dünyanızı, daha da geç olmadan, ortak bir dünya kuralım. Bir nebze olsun yangınlara su serpme onurunu yaşayalım.

Burak KETMEN

22 Şubat 2016