“…
Dağlar taşlar güzel kuşlar
Ya bu insanlar insanlar
Güneş ufuktan bir gün doğar
Yürüyelim arkadaşlar…”

Selim Sırrı Tarcan tarafından notaları geliştirilen, Ali Ulvi Elöve tarafından Türkçeleştirilen, aslı İsveç folkloruna ait bu marş namı diğer “dağ başını duman almış” Gençlik Marşı
*

Mustafa Kemal Atatürk’ün gençlere verdiği önemi ve değeri bilmeyen yoktur. Gençliğe Hitabe ve Bursa Nutku en belirgin, gençliğe verilen değeri en net gösteren metinlerdir.
Ankara’da öğrenimde bulunan Bursalı gençlerin düzenledikleri Uludağ gecesinde Mustafa Kemal bir konuşma yapar. Bundan sonra gençler ‘Dağ Başını Duman Almış’ marşını söylerler… Neydi o gençleri heyecanlandıran, ayrıca bugüne de ışık tutan o konuşma:
“Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlâtları, yorulsanız bile beni takip edeceksiniz. Ben bu akşam buraya yalnız bunu size anlatmak için gelmiş bulunuyorum. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği amaca, bizim yüksek idealimize, durmadan yorulmadan yürüyecektir.”
Yürüyeceğiz Paşam, yürüyeceğiz. Yürüyeceğiz yürümesine, amma… Memleket yine dört koldan kan emicilerle kuşatılmış, onlara karşı mücadele vermeye çalışırken, içimizdenmiş gibi görünenlerle daha çok uğraş vermekteyiz. Bir çift sözümüz var…
*
“Gençler toy!”
“Gençler cahil!”
“Gençler çok heyecanlı…”
“Gençler apolitik!”
“Gençler çok sert!”
“Gençler; siz büyüyün, bir iş hayatına atılın…”
“Gençler şöyle..”
“Gençler böyle…”
“Gençler şu!”
“Gençler bu!”
Bu sözleri duymaktan bıktık. Ne balık yedirirsiniz, ne de balık tutmayı öğretirsiniz.
Gençler iş yapar, beğenmezsiniz. Beğenmezsiniz bir de laf üretirsiniz. “Vay efendim şu şöyle olsaydı da böyle olsaydı, şu olurdu, daha iyi olurdu.” dersiniz. Ama bunu da yüzümüze söyleme mertliğini göstermezsiniz. Arkamızdan atıp tutar, sosyal medyada etmedik laf bırakmazsınız; ama bir ortamda karşılaşınca da bizden iyisi olmaz. En iyi biz oluruz, en birinci biz…
Evet biz genç bireyleriz. Boyumuzdan büyük işlere kalkışıyor olabiliriz. Hiçbir şahsi menfaat gözetmeksizin ülkenin ve ülke vatandaşlarının yarınını; sahip çıkmamız, yaşatmamız ve geleceğe aktarmak istediğimiz değerlerimizi; yarınlarımızı düşünerek görevimizi yapıyoruz. Bağımsızca.
Nedir canınızı sıkan?
“Arkadaşlar, bakın bu işin oluru budur, gelin düzeltelim.” dediniz de biz mi saygısızlık ettik? Gençler hata yapar, doğaldır. Hatamızı samimiyetle, mertçe, doğru yolu bulmak için yüzümüze söylediniz de biz “Hadi ordan!” mı dedik küstahça?
Hata yapan genç bireye yardım etmek mi, yoksa iğneleyici, büyük büyük laflarla bir tekme atmak mı var sizin kitabınızda?

Kimi zaman kardeş, kimi zaman evlat yerine koyuluyoruz…(!) Abilik, ablalık hatta anne babalık bunu mu gerektiriyor sizin dünyanızda? Böyle mi yaparsınız siz öz evlatlarınıza?
Ne saygımızdan ödün veririz, ne de bildiğimiz, inandığımız yoldan cayarız.

Biz bir şey biliriz: GÖREV.
Biz üzerimize düşeni yapmak, tarihin bize yüklediği görevlerimizi layığıyla tamamlamak için gayret ediyoruz, edeceğiz…
Mustafa Kemal yine şunu söylüyor, bizden adı gibi emin bir şekilde:
“Eminim ki gençler yalnız nazariyatla meşgul değillerdir. Sanatın, ziraatin, ticaretin ne oldugunu anlayan ve bunları fiilen tatbik eden gençlerdir.”
Lütfen; enerjimizi çalmayın, kurtarılacak bir vatan var!
Mehmet AMAN

Bir Cevap Yazın