Ankara’da patlamanın ikinci günü…
Başkent tam orta yerinden vurulmuştu
Bir ay öncekinin hemen yakınlarıydı…

Evde yakalanmıştık patlamaya
Donup kalmıştık
Çakılmıştık oturduğumuz koltuklara
Elimizden bir şey gelmedikçe
Hayatta kaldığımıza isyan ediyorduk
Bir insan bir kere ölürdü halbuki
Bizi bin kez
Bir ayda iki kez öldürmüşlerdi…

Bugün bi cesaret indik
Cebeci yokuşunun tepesindeki evimizden
Kısılıp kalmıştık dört duvarın arasında günlerdir
Etimiz kaskatı kesilmişti
Sanki gökyüzüne hasrettik
Zincirlerimizi kırmış gibi çıktık
Fidyemiz ödenmiş serbest kalmış gibi…

Yürüdük ağır ağır
Güneş yok, hava buz kesmişti
O kadar alışmıştık ki
Evin kasvetine, karanlığına
Yaşıyor olmanın şaşkınlığı akıyordu gözlerimizden

Sokaktaki herkesin yüzünde “Mecburen dışarıdayız” ifadesi…
Karşımızdan gelenler, yanımızdan geçenler
Ankara’da ölmeyenlerdi…

Yoldan geçen otobüslere takıldı gözümüz
Yine tıklım tıklım
Mecburiyetten
Ekmek parası, gelecek kaygısı…
Hepsinin aklında eve, sevdiklerine kavuşmak
İki durak arası hayatta kalma mücadelesi…
Cama yaslanmış yüzler
Yanlarına yaklaşan lüks araçları kesiyor
Otobüsün motorundan gelen seslere bile ürküyorlardı belki
Kim bilir
Ya da ani bir frende “Ne oldu, yine mi öldük” kaygısı…

Yürüyoruz…
Dizlerimizin bağı boşalmış
Kalabalık yerde dolaşmayın uyarılarıyla dolmuştu kulağımız
Düpedüz korkuyorduk
Ölmekten değil
Bir travma daha yaşamamalıydı bu koca şehir
Bir daha nasıl kalkardık altından?

Kızılay’a doğru yaklaştıkça insanlar azalıyordu sokakta
Hafta içi mesai ve okul çıkışı saatlerini
Bilen bilir
Metrosundan, çarşısından, sokaklarından insan fışkıran Kızılay
Cami avlusuna bırakılmış gibiydi…

Gitgide bombanın patladığı yere yaklaşıyorduk
Burnumuz yanık kokusuyla sızlamaya başlıyordu inceden
İki günde caddeler temizlenmiş
Trafiğe açılmıştı
Etraftaki iş yerlerinin camları onarılıyor
Otobüsler hiçbir şey olmamış gibi yanaşıyordu
Yenilenmiş duraklara
Hayat yine en nankör haliyle karşımızdaydı
Ne olursa olsun güneş doğmak zorundaydı…

Az daha ilerledik
Bombanın patladığı noktayı aradı gözlerimiz
Yerde yanan birkaç muma ve karanfile rastladık
Kaybettiğimiz canların fotoğrafları yapıştırılmış karanfillere
Yanan mumların önünde başını öne eğmiş insanlar…

Öylesine sert bir Ankara ayazının tokadı yetmiyormuş gibi
Gerçekler çarpıyordu yüzümüze
Onlarca can sadece orada olduğu için yok olmuşlardı
Bizim fotoğrafımızın yapıştırıldığı karanfillerin önünde
Başını öne eğenler onlar olabilirdi
Terör o kadar ki ayırt etmiyordu
Kimin öleceğine karar verirken…

Dakikalarca o mumların önünde durduk
Buz kestik
Kafamızı yerden kaldırıp
Birbirimize bakamadık
Ama artık dönmek zorundaydık…

Dakikalar sonra ilk sözler dökülüyordu dilimizden
Söz veriyorduk birbirimize:

Öyle bir patlayacağız ki küf tutmuş karanlık zihinlerde
Mustafa Kemal’in aydınlığını yakacağız yeniden
Ne durak ne otobüs ne başkentin göbeği
Tüm yurttan duyulacak sesi
Parça tesirli umutlar saçacağız
Kurtuluşu bekleyen analara, atalara, gardaşlara…

 

Mehmet Anıl Parlak
Yol arkadaşım Mehmet Aman’la…
15 Mart 2016
-Ankara-

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.