“Yurtta sulh, cihanda sulh.”

Mustafa Kemal’in barış anlayışının tek cümlelik özeti.
Sinan Meydan’ın dediği gibi tam anlamıyla bir ”İnsanlık Projesi”.

Peki bu projeyi ne zaman uygulamaya koymalı?
Hangi koşullarda?

Tarihçi yazar Sinan Meydan bu projenin aşamalarını net bir şekilde sıralamış:

1. Emperyalizme karşı kurtuluş savaşı.
2. Geri kalmışlığa karşı uygarlık savaşı.
3. Yurtta barış dünyada barış ilkesi.
4. Uluslararası bölgesel paktlar/ barış çemberleri.

Bu proje Kemalist Dönemde tıkır tıkır işlemişti. Çünkü ulusal bağımsızlık kazanılmış, tarihin emperyalizme karşı ilk başkaldırısı ve sırasıyla muasır medeniyetler seviyesine yükselmek için devrimler gerçekleşmişti.

Daha sonra proje aşamaya konmuş; komşu devletlerle paktlar ve anlaşmalar imzalanmaya başlanmıştı.

Barışsever bir politika için uygun ortam oluşmuştu. Fakat dikkat etmeli, barış anlaşmaları yalnızca ”devletler arası” yapılıyordu. Doğalı da buydu, anlaşmalar sadece ”iki devlet” arasında olurdu.

Ya bu koşullara sahip olmadan barışçı politikalara yönelseydik?
Başka ülkelerin pek barışçı(!) politikaları içinde kaybolurduk. Sömürgeleşmiş, geri kalmış bir ülke olarak yabancı projelerde kullanılmaktan başka şansımız kalmazdı.

Çok uzak değil, 1938 sonrası birçok olay bu teze misal.

1952 yılına giderek bu misallerden birini sizinle paylaşalım (Metin Aydoğan- Türkiye Üzerine Notlar kitabından):

Menderes NATO’ya girdiğimiz sıralarda Türk-Amerikan ilişkileri için ‘ölümsüz dostluk’ diye söz ediyordu. ABD Dışişleri Bakanı Dulles ise bu sözlere şöyle bir yanıt vermişti:
“Amerika’nın dostu yoktur çıkarı vardır.”

Kemalist Devrim hareketinin geri dönüş sürecinin üzerinden 14 yıl geçmişti ve bu geri dönüş kısa sürede kendini fazlasıyla göstermişti. Artık büyük bir devlet olarak görülmüyorduk. “Kayıtsız şartsız işbirliği”nden söz eden yöneticilerimiz olmuştu. NATO’ya girebilmek için 721 askerimizin canını düşünmeyen yöneticiler kazanmıştık.
Boyunduruk altına girmeye o zamandan başlamıştık bile, tekrar soruyoruz size dost mu olacaklardı -bizleri kullanmak yerine- bizimle?

Bir de yıllar sonra gelen AB süreci var bu konuda bahsedilmesi gereken; hazır boyunduruk demişken.
Sahi bizi ne zaman AB’ye alacaklar? AB’ye girmek için gözler daha ne kadar boyanacak, ülkemizin sömürülmesine göz yumulacak?
Bir de AB’ye girmek isteyen vatandaşlarımıza sorumuz var:
AB olmazsa medeni olamayacak mıyız?

Neyse konuyu daha fazla saptırmadan barış için yeni sorumuza geçelim:

Günümüz şartlarında bu barışçı politika izlenebilir mi?
Ülkemiz yarı sömürge durumunda ve her alanda geri kalmışlığı yaşıyor. Bunun yanında terör saldırılarıyla karşı karşıya ve sınır komşularıyla ilişkileri, uyguladıkları son derece etkili (!) dış politikalar sayesinde fazlasıyla bozuk.
(1910’lu dönemlere sizce de çok benzemiyor mu? O halde örgütlenmek için daha ne bekliyoruz? İstanbul’dan Samsun’a geçen birini mi? Bunu bilse ne kadar da üzülürdü…)

Peki burada kiminle, nasıl barış yapalım?
ABD, Avrupa deseniz bizi yutup Sevr’i tekrar uygulamak umuduyla yaşıyorlar.
Rusya ile ilişkilerden bahsetmeyelim isterseniz. (Çok isterseniz sıcak denizlere indirirsiniz.)
Peki ya Suriye?
Esad’ın kendisine yapılan ihaneti unutacağını/göz ardı edeceğini hiç sanmıyoruz.
Ha yoksa sizin bahsettiğiniz terör örgütleri mi?
Terörle barış anlaşması mı?
Söylemesi bile komik, trajik…

Öncelikle tekrar hatırlatalım -istediğiniz kadar da hatırlatabiliriz-:
”Anlaşma iki devlet arasında olur; terörle mücadele edilir.”
“Mücadele etmeyip barış yapsak ne olur? Belki analarımız, oradaki vatandaşlarımız ağlamaz” mı diyorsunuz?

Çok değil 8-9 ay öncesine gidelim, ”the süreç”e. Ne olmuştu?
Silah stoklarını kimler yapmıştı? Yoksa bu da bir barış anlayışı da biz mi bilmiyoruz?
Sonrasında ise onlarca şehit.
Eee barış yaptınız da ne oldu?
Kışlalı hocamızın da dediği gibi:
“Teröristin istemlerini kabul etmek, ‘şantaj’a boyun eğmek anlamına gelir ve yeni terörist eylemlerine özendirmekten başka bir işe yaramaz.”
Şunu da belirtelim, yurtta ve cihanda barış politikası uygulanırken de ülkeye terör saldırısında bulunanlar vakit geçmeden etkisiz hale getirilirdi. Yapılması gereken de buydu, çünkü devletini ve vatandaşlarını korumak onlar için bir görevdi.

Mustafa Kemal’in de dediği gibi:
“Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanların düşmanı olanların düşmanıyız.”

Terör insanlık dışıdır. (Belki şu anki meşrulaştırma ve duyarsızlaştırma politikalarıyla bunu kavramak pek kolay değil ama.) İnsanlar üzülmesin diye terörle masaya oturup (ki eminiz sizler üzülmeyiniz diye masaya oturuyorlardır!) istemlerini kabul etmek daha çok insanın üzülmesiyle ve bir devletin yıkılmasıyla yüzünüze tokat gibi çarpar.

Ülke gururu diye bir şey de vardır düşünülmesi, ona göre hareket edilmesi gereken.

Son olarak Atatürk’ün bir sözü ile diyoruz ki:
“Onlarda zulüm hissi yaşadıkça bizde de intikam hissi devam edecektir.”

Semra Taşdurmazlı
22 Mart 2016

Paylaş
Önceki İçerikNUSAYBİN’DEN KARA HABER: 5 ŞEHİT!
Sonraki İçerikTerör Girdabı

1999, Adana doğumlu. ÇEAŞ Anadolu Lisesi’nde 3. sınıf öğrencisi. ÇEAŞ Anadolu Lisesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nün başkanlığını yapmakta. Muay Thai spor branşında milli sporcu.

Bir Cevap Yazın