İzmir’in işgâlinden ve Mustafa Kemal Paşa’nın milli başkaldırıyı başlatmak için Samsun’a doğru yola çıkmasından yaklaşık bir ay önce, 10 Nisan 1919 tarihinde idama mahkum olur Türk vatanseverliği… Ve idam edilir Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey.

O dakikadan sonraki tarihin akışı, işte bu İngiliz fetvalı idama karşı girişilen mücadelenin kar topu misali büyümesi ve işgalcilerin beyninde patlamasıyla ilerleyecektir. Türk vatanseverliğine yaşatılan bu acı olay milletin direniş azmine bir kırbaç olacak ve mücadele bu haksız idama ve sonrasında gelen sürgünlere bir tepki olarak büyüyecektir. Hiç şüphesiz, tarihteki bu konumuyla bir kırılma noktasıdır Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey’in idamı.

Tarihteki kırılma noktalarımızı iyi tanıdığımız müddetçe, tekerrürün yarattığı koşullara göğüs gerebilir ve bilincimizle benzer karakteri inşâ edebiliriz. Öyleyse tanıyacağız; İstanbul ve İzmir’in işgâlini bildiğimiz, Sarıkamış’ı hiç unutmadığımız gibi.

Bizim 10 Nisan 1919’da gördüğümüz olay neydi?

Birinci Dünya Savaşı’ndaki ırkçı bir Osmanlı hükümeti olan İttihat ve Terakki’nin Ermeni vatandaşlarına karşı giriştiği bilinçli ve sistematik bir kıyıma karşı verilen bir ceza mıdır, yoksa Türk milleti için utançtan başka getirisi olmayan Mondros Ateşkes Antlaşması’na ve onun getirdiği işgallere karşı doğan direnişin belini kırma harekatı mıdır?

Yorumlayalım.

Birinci iddayı savunanları hatırladığım kadarıyla sıralıyorum: Ülkeyi işgâl eden İngilizler, ülkeyi işgâl eden Fransızlar, Padişah Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit, idama fetva veren Şeyhülislam Mustafa Sabri-Mustafa Kemal Paşa’nın idamına da fetva vermiştir-, İngiliz Muhipleri Cemiyeti başkanı Sait Molla, gazeteci(!) Ali Kemal, Ermeni Taşnak Partisi, Avrupa’daki Ermeni lobileri; günümüzde “hepimiz Ermeniyiz” diyenlerin büyük kısmı, Ayşe Hür, Mustafa Armağan vb.

İkinci iddayı savunanlar: Kaymakam Mehmed Kemal Bey’i “şehid-i milli” ilan eden Büyük Millet Meclisi ve meclisin temsil ettiği halk, Mehmed Kemal Bey’in çocuklarını evlatlık edinmek için rahmetli Kaymakam’ın babasına teklif götüren Gazi Mustafa Kemal Paşa, Kaymakam’ın zamanında yoldaşlık ettiği bir çok vatansever İttihatçı ve günümüzün Kuvayi Milliyecileri.

Tarihi, bir harita misali hafifçe araladığımızda karşımıza çıkan manzara bizi derin ayrıntıları bulmaya zorlamıyor. Her şey açık. Evet, Kaymakam Mehmed Kemal Bey günümüzün Çadır Mahkemesi, Özel Yetkili Mahkeme diye tabir ettiğimize benzer bir tiyatro sahnesinde yargılanıyor. Sanık lehine tanıkların dinlenmeyip dikkate alınmadığı, aleyhine tanıkların ise söylediklerini araştırmaya gerek dahi duymadan kabul eden bir tiyatro. Sanık dışında kimsenin gerçek karakter olmadığı iğrenç bir kumpas. Ne kadar tanıdık değil mi?

Yargılama esnasında Mehmed Kemal Bey hiçbir katliam girişiminde bulunmadığını bilakis bu durumun doğmasını engelleyecek çabalara giriştiğini anlatmaya çalıştı. Ama ne fayda… Bölgesindeki zorunlu göçü organize etmekle görevli bir devlet memuru olarak tehcir kararının ve tehcir sırasında gerçekleşen her ölümün şahsında yargılandığı bir vatansever oldu. Osmanlı Devleti onu idam ederek Ermeni lobisine ve onun ağababası Avrupalı işgâlcilere teslim oldu. İşte bu teslimiyet ile birlikte, tarihin akışına uygun bir şekilde Türk başkaldırısı başladı.

Hatta hemen, vatansever kaymakamın cenaze yürüyüşünde başladı, tıbbiye öğrencilerinin pankartlarında yükseldi: “Türklerin Büyük Şehidi Kemal Beğ”…

Osmanlı Devleti masum bir memurunun son sözlerinde onurunu da geri kalan varlığını da kaybediyor ve artık farklı bir dönem doğuyordu:

“Ben bir Türk memuruyum… Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet.”

Çağatay UNCU

10 Nisan 2016

Dipçe:
Yeniçağ gazetesinin aynı gün yayınlamış olduğu “Milli Şehit Mehmed Kemal Bey ‘Fertler ölür, millet yaşar'” yazısından yararlanılmıştır. (Yeniçağ / Selcan Taşçı)

Önceki İçerikKuramsal Aktarım ve Metin Aydoğan: VATAN İÇİN HERKESİN YAPABİLECEĞİ BİR ŞEY VARDIR
Sonraki İçerikYanlış Hesap “Pekin”den de Dönmeli
Çağatay Uncu. 1992, Kütahya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. 4 yıl boyunca Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde lisans öğrenimi aldı. Mezuniyetine 1 yıl kala okulunu dondurarak, 2015 yılında, Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü'nde lisans öğrenimine başladı. Şu an bu öğrenimine devam etmektedir. Adana'da yaşadığı dönem boyunca 3 yıl süresince ÇÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeliği ve yöneticiliği yaptı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuk mücadelesine katıldı. İlgi alanları; bilim felsefesi ve tarihi, popüler bilim, tarih, spor

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.