Kilis, 10 Haziran 1995 yılında ticari ve kültürel potansiyeli nedeniyle Gaziantep’ten ayrılarak il olmuş bir kentimizdir. Şehir, stratejik konumu gereği Türkiye için kilit rol oynamaktadır. Kilis halkı, Suriye’de yükseltilen etnik ve mezhepsel tansiyonun etkilerini yakınen hissetmekte ve AKP iktidarının kontrolsüz mülteci politikasının cefasını çekmektedir. Kent, demografik açıdan büyük bir bozulma yaşamakta; Türk yurttaşlarından çok Suriyeli mültecilerin yaşadığı bir kent halini almaktadır.

Kilis’in demografik ve stratejik durumu böyleyken yaşadığı sıkıntılar da haliyle günbegün artıyor. Suriye’nin kuzeyindeki siyasal Kürtçü kantonlaşmalar, IŞİD’in hakimiyetindeki bölgeler Türkiye’nin Suriye sınırını, dolayısıyla Kilis’i tehdit ediyor.

Azez, Suriye’nin Kilis’e yaklaşık 16 kilometre uzaklıktaki bir kenti. Azez’in terör unsurlarından herhangi birinin hakimiyeti altında olması demek, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne büyük bir tehdit demektir. Kaldı ki Azez şu sıralar IŞİD terör örgütünün kontrolünde. Kilis, Azez, Halep kentleri aynı hat üzerinde ve önemli bir stratejik konuma sahip. Çünkü oluşturulmak istenen siyasal Kürtçü kanton bu hat üzerinden geçiyor.

Suriye’de kanlı süreç başlatıldığından beri Kilis’e düşen havan toplarına, roketlere kulağımız aşina. Kanlı sürecin başlarında, Kilis’e düşen bu toplar can ve mal kaybına sebep olmuyordu, fakat Türkiye’nin sınır güvenliği ve toprak bütünlüğü açısından tehlike adeta “geliyorum” mesajı içeriyordu.

Son 1 ayda Kilis’e yapılan saldırılarda hayatını kaybeden yurttaşlarımızın sayısı 10’u buldu, onlarca yurttaşımız da yaralandı. Birçok ev, okul, arsa, bahçe kullanılamaz hale geldi. Medya ısrarla roketleri “düştü” olarak servis etse de işin aslı öyle değil. Roketli saldırıları, IŞİD’in Türkiye’yi hedef alarak yaptığı alenen ortada.

Tüm bunlar yaşanırken siyasi iktidar Kilis’e sahip çıkmak için hiçbir adım atamadı. Orta Doğu’da ortak amaç güden odakların politikaları doğrultusunda Şam’da namaz kılacağız diyerek Esad’ı, dolayısıyla Suriye’nin toprak bütünlüğünü tanımayan AKP iktidarı, Türkiye’nin güvenliği için önemli olan bir mevziyi kaybetti. Kasım 2015’te Rus uçağının düşürülmesiyle (uçağı düşüren hangi odak olursa olsun) Türkiye’nin Suriye toprakları üzerinde –terör grupları hariç!- hiçbir müttefiki kalmadı.

Hâl böyle olunca 8 Mart 2016 tarihinde AKP’li Kilis Belediye Başkanı NTV canlı yayınında Kilis’e yapılan saldırıları kast ederek NATO’ya çağrıda bulundu: “NATO’ya sesleniyorum; eğer IŞİD’le mücadele varsa, angajman kuralları çerçevesinde bu sınır NATO sınırıysa, NATO’nun acil müdahale etmesi lazım.” dedi ve aslında siyasi iktidarın söyleyemediklerini belediye başkanı söylemiş oldu.

Dış politikada Türkiye’yi kilitleyen AKP hükümeti, geçtiğimiz günlerde incelemelerde bulunmaları için Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı Kilis’e gönderdi. Devletin en önemli kademelerinden üçünün Kilis’te yaptığı açıklamalarda angajman kuralları gereği IŞİD mevzisi olan 146 hedefe atış yapıldığı belirtildi. Atışların 3998 fırtına obüsüyle, 48 topla, 115 tankla, 187 zırhlı muharebe aracıyla, 17 havanla, 36 makinalı tüfekle ve 130 uçaksavarla yapıldığı, karşı tarafta 362 zayiat verildiği açıklandı. Verilen karşılığa bakacak olursak, sıradan ve güçsüz bir devletin, bir terör örgütüne yapabileceği en basit müdahalenin bu olduğunu görmek zor olmayacaktır.

Bunun sebebi şudur: Türkiye, siyasi iktidar yüzünden kendi sınırlarına sıkışıp kalmış ve ülke güvenliğini sağlayamaz hale gelmiştir.

Sadabat Paktıyla emperyalizme karşı ortak tavır koyan Orta Doğu ve Kemalist Türkiye’den, vatan toprağını korumak için NATO’ya çağrıda bulunan hatta Türkiye topraklarının NATO’nun da toprağı olduğunu ileri süren bir başbakanı -şimdiki cumhurbaşkanı- bulunan Türkiye’ye evrilme gerçekleşmiştir. Türkiye’nin, toprak bütünlüğünü güvence altına almak ve dış ilişkilerini iyileştirmek için Kemalizme tekrar dönmesi gerekmektedir. Aksi takdirde Türkiye Orta Doğu’da saplandığı yerden çıkamayacaktır.

Mehmet Anıl PARLAK
18 Nisan 2016

Paylaş
Önceki İçerikİhanete Uğrayan Milli Bayramlar
Sonraki İçerikGenel Başkana Açık Mektup Yazanlara Açık Mektup – Hakkı GÜGEN
23 Eylül 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğretimini tamamladıktan sonra lise öğrenimini İngilizce ağırlıklı bir lisede bitirdi. Çukurova Üniversitesi Matematik Bölümünü tamamladıktan sonra pedagojik formasyon alarak öğretmenlik hayatına başladı. Milli Mücadele döneminde kurulan Yeni Adana Gazetesinin Genç Yeni Adana bölümünde yazıları yayımlandı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. 2014 yılında yayın hayatına başlayan Üçüncü Yol'un kurucularındandır. Hayattaki en büyük hedefi, ulusuna bağlı nesiller yetiştirmek…

Bir Cevap Yazın