Temyize götürülen Ergenekon davasında Yargıtay kararı dün (21.04.2016) hakimler tarafından açıklandı. Hakimler, bu dava ile ilgili Yargıtay kararını bizzat sanıkların yüzüne okumak istediğini kendilerine iletmişlerdi.

Öncelikle şunu belirtelim.

Yargıtay, kendisine gelen davalarla ilgili 3 işlem hakkına sahiptir:

1- Kararı bozmak.
2- Kararı onaylamak.
3- Kararı düzelterek onaylamak.

Kurul adına konuşan hakim de bunlar dışında karar veremeyeceklerinin altını çizerek başladı konuşmaya.

İstatistiki bilgilerle devam etti konuşmasına…

Dile kolay…

Tek iddianamede birleştirilmiş 23 “ayrı” dava…

620 oturum.

2270 sayfa mütalaa.

3868 klasör.

208 kitap.

92 cilt iddianame.

16798 sayfa karar.

Dinlenen 157 tanık

Ve 275 sanık…

***

Yargıtay’ca bir kararın usule yönünden bozulması demek, CMK’ya uymayacak şekilde davranışlarda bulunması demek.

Bunları tek tek saymaya başladı hakim ve en başında da bunun başlıcaları olduğunu, usulen ve esasen bozulma gerekçelerinin tamamının 231 sayfalık karar metninde açıklanacağını da ekledi.

Nelerdi ihlallerin başlıcaları?

-Suçlamaların görevde olduğu dönemi kapsamasından ötürü Yüce Divan’da yargılanması gereken İlker Başbuğ’un usulsüz yargılaması.

– Birbirleri ile ilişkilerine yönelik somut delil olmamasına rağmen davanın Danıştay saldırısı davası ile birleştirilmesi.

– Sanıkların ifadesinin sağlıksız ve hukuki olmayan şartlarda alınması.

– Belki de dünyada örneği olmayan şekilde savunma sürelerinin kısıtlanması.

– Danıştay saldırısı kapsamında tutuklanması gereken kişilerin beraat ettirilmiş olması. (Bunlardan birisi de davanın savcısı Zekeriya Öz’ün “Osmanım” dediği “Osman Yıldırım”. Evet, davada Atatürk için “gay”, “piç” diyen Osman Yıldırım.)

– Sadece mahkemenin inceleyebileceği devlet sırrı niteliğindeki delillerin kolluk kuvvetleri tarafından incelenmesi. Avukatların bürolarında usulsüz arama yapılması.

– Yine aynı şekilde askeri bölgelerde usulsüz aramalar yapılması.

– Normalde bir kopyasının arama yapılan kişiye verilmesi gereken –sözde- delillerin kopyalarının(imaj) sahiplerine verilmemesi.

– Dijital verilerde sonradan yapılan oynamaların onlarca bilirkişi tarafından tespit edilmesi.

– İtirazların reddedilmesi, reddedilme gerekçesi sunulmaması.

– Yasak olmasına rağmen avukat ve müdahiller arasındaki konuşmaların dinlenmesi. (Hatta davalar sırasında verilen molalarda yukarıdan aşağıya doğru uzatılan mikrofonlarla bu davayı yürütenlere anında servis edilmesi. Hatta bu duyduklarına göre hakimlerin davaya yön vermesi.)

– Ergenekon Terör Örgütü iddiası kapsamında, bu iddia edilen örgüte dair hiyerarşik yapının bulunamaması, bu iddianameden önce MİT, Genelkurmay ve Emniyet’te bu örgüt ile ilgili hiçbir belgeye, bilgiye rastlanmamış olması.

– Diğer terör örgütlerini yönettiğine dair hiçbir belgenin olmaması.

***

Bu kararlar açıklanırken oradaydım. Bedel ödeyen insanlardan hayatta kalabilenlerin önemli bir kısmı da oradaydı.

Hakim de oradaydı. Oradaydı derken, yani kararı insanların yüzüne açıklayabildi. Açıkladıysa da sonrasında kaçmak zorunda kalmadı. İnsanlarla göz göze gelebildi, çünkü gözünü kaçırması gereken bir durum söz konusu değildi.

O salonda bugün, kendilerine yapılan gayri hukuki saldırıları hukuki gerekçelerle püskürtmüş, özellikle AKP – FETÖ kavgasından sonra da masumiyetlerini daha geniş kapsamlı kanıtlamış insanlar vardı.

Okunan her maddenin en az birisinden mağdur olmuşlardı. Maddeler okundukça insanların inceden söylenmeleri , desibel rekoru kıracak haykırışlardan bile daha etkileyiciydi duymak isteyene. Zaten o mırıldanmalar yılların haykırışlarını taşımıyor muydu?

Peki ya haklı olduklarını görmeye ömrü yetmeyenler?

Bizzat bu davaların kurgucuları tarafından ÖLDÜRÜLENLER?

Bir şeyi söylemekten anlatmaktan ve yorulmaktan yorulmayacağız:

Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk ulusunun bu davalarla ne kadar ağır bedel ödediğini şu an için kestirmek imkansız. Enkaz, Cumhuriyet’in tüm birikimlerini enkaz diye nitelendirebilenler tarafından yönetilme şartlarını kuvvetlendirecek kadar büyük.

Kaybımız çok büyük.

Acımız da.

Öfkemiz de.

Ve her şey, herkesin gözlerinin önünde oldu.

Cinayeti sadece kör bir kayıkçı görmedi.

Uğur Mumcu’nun dediği gibi:

“Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu.”

Bu sürecin normalleştirilmesinde başrolü oynayan ekranların Karagöz ve Hacivatları, şimdi hiç utanmadan, sıkılmadan ekranlarında “duyar kasıyorlar”.

***

Dava çıkışında etrafında bariyerler yoktu alanın. Polis yoğun güvenlik önlemi almamıştı.

Ki bu önlemler, mahkeme denen tiyatrolarda hukuk görünümüyle öldürülen kişilerin diri diri gömülmesi, öldüğünün belli olmaması içindi.

İstediler ki insanlar üzülemesinler, tepkilerini dile getiremesinler.

Herkes yaşanmışlık kokuyordu. Herkesin gözlerinde ayrı bir uzun metrajlı film vardı. Dün hakimlerin bakamadıkları o gözlere bugün bizler bakamıyorduk, ağır geliyordu yaşanmışlıkların bilançosu.

Ergenekon davası çöktü mü? Çöktü denilebilir.

Peki her şey bitti mi? Başlamadı ki!

Mesele ne zaman biter, bunun yanıtı yine bir kumpas şehidi olan Cem Aziz Çakmak’ın sözlerinde:

“Hainlik ve ihanetin odağı olan, dış mihraklara uşaklık eden şerefsizlere sesleniyorum. Bu salondaki koltuklara oturacaksınız ve vatana ihanet ile yargılanacaksınız. Bundan kaçışınız asla mümkün değildir.”

***

2009’da dediğimiz gibi:

“Ergenekon çamur da olsa kir tutmaz ki aydınlar”.

Şimdi bizim zamanımız başlıyor.

Biz canımızdan çok daha değerli şeyler kaybettik.

Artık başkaları (onlar) düşünsün.

Daha fazla şeyler de söylenir de şimdilik olası değil.

Önce çözülsün bir yıllardır kursağımızda duran yumruk.

Sonrası elbet daha gür şekilde gelecektir, gelir.

Çağdaş BAYRAKTAR
21 Nisan 2016

Paylaş
Önceki İçerikNe Alaka?
Sonraki İçerik21’inci Yüzyılda Egemenlik Devrine Bakış
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın