21 Nisan 2016 tarihi itibariyle yazılı ve görsel medyada bir haber yayınlandı. Bu haber ile MHP milletvekilleri olan Ekmeleddin İhsanoğlu ve Mustafa Kalaycı‘nın “Osmanoğulları’na maaş bağlanması” meselesini gündeme alıp bu konuda TBMM Başkanlığı’na bir yasa teklifi sunduklarını öğrendik. Bu teklif ayrıntılı içeriği ile birlikte her platformda tartışılmaya başlandı. Biz de “ecdat yadigarına mutlaka sahip çıkılmalı” gibi ciddi bir slogan ile ortaya atılan bu teklifi gündemimize alıyor ve düşüncelerimizi açıklıyoruz.

Öncelikle, teklifin zamanlaması ve içeriği ile birlikte kendi seçmeninde dahi büyük şaşkınlık yaratan ve “Ne alaka?” sorusu sorduran MHP vekillerinin sürpriz anlayışını tebrik etmek gerekiyor. Gerçekten tebrikler. Ensar davasında aşağılık suçun tek kişiye odaklama yapılarak unutturulduğu, Yargıtay’ın Ergenekon adında bir örgütün olmadığına, aksine bu işin bir kumpas olduğuna hükmettiği bu günlerde daha alakasız bir teklif verilemezdi.

MHP milletvekillerinin amacı nedir?

Osmanoğlu ailesinin Türkiye’ye geri dönme ve vatandaş olma hakları çok önceden verilmesine rağmen, Türk milletinin bu aileye bir borcu kalmış mıdır?

Eğer kaldıysa, Türk milleti cebinden para vererek Osmanoğulları’na hangi borcunu ödeyecektir?

MHP milletvekilleri bu teklifleri ile bir ailenin, bir soyun milletin diğer aile ve soylarından farklı ve mağduriyetten(!) dolayı üstün olduğunu mu kabul etmiştir ve bunu mu kabul ettirmek istemektedir?

Teklifte maaşın verilmesi için bir nevi gerekçe gibi gösterilen cümlelerden bir tanesi de şu: “Türkiye aleyhine tek cümle etmemişler.”

Ailenin değişik ülkelerde yaşayan 77 üyesi var şu an, yurt dışında yaşarken ölenlerle birlikte daha kalabalık bir sayı çıkıyor karşımıza. Milletvekilleri ailenin tüm fertlerinin ağzından çıkanları kontrol edemeyeceklerine göre-ki bir kısmı Türkçe konuşamıyor, bu durumda milletvekillerinin iyi derecede yabancı dil bilmesi de gerekiyor-, sadece gönüllerinden geçeni nesnel bir tespitmiş gibi ortaya koyuyorlar. Diyelim ki hiç biri aleyhimize tek bir cümle etmedi. O zaman yetiyorsa samimiyetiniz bu ülkede ya da dışarıda yaşayan milyonlarca insana maaş bağlanması için sunun tekliflerinizi. Eğer yetmiyorsa dünyanın hiç bir yerinde gerekçe olamayacak bu şaka gibi cümleyi kaldırın teklifinizden.

Konu ile ilgili başlıkların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Deniliyor ki bir haberde: “Teklif; hanedandan geliri olmayan ya da aylık geliri Başbakanlık Müsteşarı’nın maaşının altında olanlara, başvurmaları halinde yaklaşık 10 bin lira dolayındaki bu tutara kadar maaş bağlanmasını düzenliyor. Hanedan üyelerinin sağlık- cenaze masraflarının karşılanması, çocuklarının Türkiye’de okumaları halinde, yurt ve burslardan faydalanması da düzenlemede yer aldı.”[1]

Dedik ya en başından “Ne alaka?” diye, hakikaten öyle… Şu haberin gerçekliği ile birlikte eşitsizliğe uğramışlığın ezikliğini yaşamayacak, yüreğinde acı ile isyan biriktirmeyecek olan kaç tane meslek grubu vardır ki ülkede? Bir elin parmağını geçer mi?

İntihara teşebbüs etmiş atama bekleyen öğretmen ne düşünür acaba bu teklif hakkında? Peki ya çatışmalarda kolunu, gözünü kaybetmiş ve bunun sonucunda bazı ameliyatlarında kendisinden ücret talep edilen gaziler?

Bu sözlerimi abartı olarak görecek bir takım çevreler olacaktır. Hatta ve aynı zamanda “Ne olacak ya, en fazla 20-30 kişiye para verecekler. Bu adamlar 600 yıl ülkeyi yönettiler. Ecdadımıza yakışır mı gavur ellerinde sürünmek? Amma Osmanlı düşmanısınız be.” diyerek demagoji yapıp meseleyi çarpıtanlar da olacaktır. Yanıtlıyoruz: Biz verilecek paraya odaklanmıyoruz, parayla birlikte verilecek olan kurumsal kimliğe, statüye, ayrıcalıklı kişi ve kurumların meşrulaşmasına, eşitliğin ve halkçılığın tecavüzüne odaklanıyoruz. Verilecek şeyin paradan ibaret kalmayacağını, devamının geleceğini haykırıyoruz. Bu gerekçelerle ifade edilen yardım yapıldığında artık bahsi geçen ailenin senin ailenden daha kıymetli olacağını söylüyoruz, tıpkı onlar 94 yıl önce bu ülkeden bir İngiliz zırhlısı ile ayrılırken aramızdaki statü farkındaki gibi. Bu yüzden bizim ecdadımız o dönem ülkeden ayrılan ya da ayrılmak zorunda kalanlar değil, kalıp savaşıp can verenlerdir.

***

Bizim gördüklerimizi kuşkusuz teklifi sunan milletvekilleri de görüyor. Yapmak istedikleri şey ciddi bir gündem değişikliği değil yalnızca, hanedanlık, tek adamlık tartışmasının etkisini de görmek istiyorlar. Pek çok siyasetçi sıkıştıklarında Osmanoğullarını gündeme getirerek yapıyor bunu. Algı operasyonuna dönüşüyor sonra ve Osmanoğlu ailesine tanınacak her türlü ayrıcalığa karşı çıkanlar Osmanlı Devleti düşmanı ve aile üyesi herkesi hain gören kişiler olarak nitelendiriliyor. Ardından da siyasal İslamcı, kirli oy avcısı sözlerle bu politika süsleniyor.

Bizim bu konudaki duruşumuz ve takibimiz nettir, süreklidir. 10 yaşında Türkçe bilmeyen çocukları (ailenin küçük üyeleri) hain olarak değerlendirmiyoruz elbet ama dedeleri hakkında söylenmiş esaslı bir sözü de aklımızdan hiç çıkarmıyoruz:

“Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır.

Osmanoğulları zorla Türk Milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı (zorla el koymuşlardı). Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir.

Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor.

Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır.

Burada içtima edenler (toplananlar) Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, 30.10.1922

Çağatay UNCU

22 Nisan 2016

Yararlanılan kaynak:
[1] http://www. haberturk. com/gundem/haber/1228031-mhpden-hanedana-maas- baglansin-onerisi

Önceki İçerikGenel Başkana Açık Mektup Yazanlara Açık Mektup – Hakkı GÜGEN
Sonraki İçerikAaa Hukuk!
Çağatay Uncu. 1992, Kütahya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. 4 yıl boyunca Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde lisans öğrenimi aldı. Mezuniyetine 1 yıl kala okulunu dondurarak, 2015 yılında, Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü'nde lisans öğrenimine başladı. Şu an bu öğrenimine devam etmektedir. Adana'da yaşadığı dönem boyunca 3 yıl süresince ÇÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeliği ve yöneticiliği yaptı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuk mücadelesine katıldı. İlgi alanları; bilim felsefesi ve tarihi, popüler bilim, tarih, spor

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.