Hanımlar beyler!

Dün ülke, spor düzeyinde iki olay yaşadı. Birincisinin mutluluğu tarif edilemezdi. WTA’da (Women’s Tennis Association/Kadınlar Tenis Birliği) ilk kez bir Türk, şampiyon oldu. Teniste bu büyük bir başarı! Çağla‘nın ayak sesleri çoook öncelerden duyuluyordu. Azim ve kararlılığıyla hem kendisi hem de Türk sporu altın değerinde bir başarı kazandı. Çağla’yı kutluyor, hem olimpiyat düzeyinde hem de grand slamlerde başarısının devamını diliyorum.

*

Dün akşam, Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu’nun 30. haftasının en önemli mücadelesi olan Trabzonspor-Fenerbahçe maçı vardı.

Maçın önemi oldukça büyüktü. Fenerbahçe kazanırsa Beşiktaş’ın puan kaybettiği hafta şampiyonluk mücadelesinde liderle olan puan farkını 3’e indirecekti ve büyük avantaj sağlayacaktı. Trabzonspor içinse bir prestij mücadelesiydi.

Trabzonspor ve Fenerbahçe arasında 2011’den beri süre gelen sıkıntı malum. Maç öncesi yine herkesin aklının bir köşesinde “acaba”lar vardı. Nitekim acabalar bir bir gerçekleşti…

Maç orta karar ilerlerken, kaleci Volkan Demirel’e ayakkabı atıldığını gördük. Aslında orada ilk sinyal verilmişti. O tribün, hava şartlarının üzerinde bir sıcaklıkta seyrediyordu maçı… Hiçbir anons, hiçbir anons yapılmadı. Maç devam etti. Nani’nin attığı gol sonrası maçın sunucuları “Trabzonspor taraftarlarının Nani’yi alkışladığını” söylüyorlardı. Televizyondan izleyenler olarak bizler alkış duymuyorduk. Sanırım münferit birkaç kişi alkışlamıştı. Aslında bu da büyük bir olay ülkenin şu şartlarında. Artık başarıdan dolayı kimsenin kimseyi tebrik etmeyi aklından geçirmediği bir iklimdeyiz… Hep bir çıkar, hep bir menfaat!

Sonra Robin v. Persie’nin golü geldi, Trabzonspor’un kalecisi Onur hatalıydı…

Nani oyundan çıktı, bir Trabzonlu Nani’nin yanına indi, Nani’den formasını istedi, Nani verdi…

İşte olayların fitilini ateşleyen en büyük etkenlerden birisi buydu. “Tribünde Fenerli istemiyoruz” tezahüratları eşliğinde, formayı alan vatandaş linç edilmekten zorla kurtarıldı, dışarı çıkarıldı. Forma Nani’ye geri döndü, şaşkındı…

Nani o Nani. Anlatmaya gerek yok. Nani yani. Hangi takımı tutarsa tutsun, o Nani’nin formasıydı, büyük bir hatıraydı alacak kişi için. Belki çocuğuna götürecekti, kim bilir… Ama alamadı vatandaş. Sığ fanatizme kurban gitti!

Bu sıralarda, ilk yarıda Volkan’a ayakkabı atılan tribün tabiri caizse iyice azdı. Maç devam ediyorken, tedbir amaçlı asılan fileleri tutan devasa direkler devrildi. Fileler yırtıldı. Bir şeyler oluyordu, hem de çok kötü şeyler. Mehmet Anıl Parlak’la izliyoruz, döndüm ve “Kardeş büyük sıkıntı.” dedim, başıyla onayladı. Biz bir şeyleri öngördük, hakem Bülent Yıldırım’ın bunu görmezlikten gelip maçı devam ettirmesi büyük şanssızlıktı. Mehmet Anıl Parlak bana döndü, “Yahu anons manons bir şeyler de yaptırmıyor, böyle olmaz!” dedi, ben de onu onayladım. İşler iyice kötüye gidiyordu, tedbir amaçlı konulan fileler yırtılmıştı. Bunun bir tık ötesi sahaya inmekti. Hakem Bülent Yıldırım neyi bekliyordu? Sahaya koltuklar, çakmaklar ve bilumum “yabancı madde” yağdıktan sonra Bülent Yıldırım maçı durdurmayı akıl etti. İki dakika sonra maç kaldığı yerden devam etti. Allah allah… “Adamlar durmuyor, başka bir şey lazım Bülent!” diyoruz, ama duymuyor… Sahaya yine koltuklar atılırken, top toplayıcı çocuk o koltukları toplamak için sahaya gitmişken maç devam ediyordu! İşte o sırada olan oldu…

Yüksekliği kaç metre olduğunu bilmediğim bir yerden, bir çocuk sahaya atladı. Çizgi hakemi Volkan Bayarslan’a arkadan saldırdı. Hakem savunmasız yakalandığı bu saldırıda yere yığıldı. Dehşete kapıldık! Göz göre göre geldi her şey… Hakemi zor aldılar elinden gözü dönmüşün!

Neyse ki Bülent Yıldırım yaklaşık 10 dakika önce yapması gerekeni yaptı. Herkesi soyunma odasına gönderdi.. Maç tatil edildi.

*

Bunun suçlusu kim?

Sadece Trabzonsporlu mu?

Sadece Fenerbahçeli mi?

Sadece Galatasaraylı mı?

Sadece Beşiktaşlı mı?

Yaşananların sorumlusu tek başına bir kısım değil, hepimiziz.

Bir Galatasaray-Fenerbahçe maçının “sulu derbi” adıyla kayıtlara geçmesini sağlayan ve o olayı destekleyen Galatasaraylılardır.

Bir Beşiktaş-Galatasaray maçında sahaya atlayıp Eboue’ye saldıran ve onu destekleyen Beşiktaşlılardır.

Galatasaray’ın şampiyon olduğu Fenerbahçe-Galatasaray maçında, Galatasarayın kupa kaldırmaması için elinden geleni yapan Fenerbahçeli yöneticiler ve onlara destek veren Fenerbahçelilerdir.

2010-2011 sezonuna istinaden dile getirilen “şike” iddialarının gölgesinde şampiyon olan, “Yahu arkadaş, o kadar iddia o kadar şaibe varken, ben bu şampiyonluğa sevinemem.” diyemeyen, aksine 2011’den bu yana yönetiminin tutarsız açıklamalarına destek olan ve o sezonun güllük gülistanlık olduğunu ısrarla dile getiren Fenerbahçelilerdir.

2010-2011 sezonunda Fenerbahçe’nin şike yaptığını iddia ederek, o sezon ikinci olan ve şampiyonluk hakkının kendilerinde olduğunu söyleyen, bu haklarını ilk başlarda doğal ve yasal yollarla dile getiren ama sonradan işin cılkını çıkaran Trabzonsporlulardır.

Hırs ile çirkefliği ayıramayan tüm takım taraftarlarınındır.

Trabzonspor-Galatasaray maçında hakeme kırmızı kart gösteren Salih Dursun ve onu kahraman ilan edenlerdir suçlu…

TFF’dir suçlu…

Hükümetin ve çevresinin rant amaçlı ortaya attıkları elektronik bilet sistemini damdan düşer gibi uygulamaya geçirten TFF suçlu.

Yıllardır TFF’nin tutarsız kurallarını destekleyen kulüp yöneticileridir suçlu.

Artık her olaydan sonra, “Bu işte provokasyon var.” kolaycılığına kaçan başkanlardır suçlu…

Hükümettir suçlu…

Geçen yıl Fenerbahçe Futbol Takımının Trabzonspor maçından geri dönüş yolunda silahlı saldırıya uğramaları, adeta ölümden dönmelerinin ardından hala faillerini bulamayan, belli ki çaba sarf etmeyen, hatta unutturan hükümettir suçlu.

Mahkemedeki hakimdir suçlu…

Resmen insan öldürmeye kast etmiş birisini “tutuksuz yargılamak üzere serbest bırakan” hakimdir suçlu…

Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair çıkarılan kanun (6222) ve onu uygulamayan savcılardır suçlu.

Sadece bu maçta değil, her maçta yüzlerce kişinin “Passolig” kartı olmadığı halde girdiği aşikarken, başkasının “Passolig”i ile girenlerin sayısı hayli fazlayken nedense sahaya giren bu iki kişinin “Passolig’siz” olduğu tespit edilmiş. Vallahi bravo! En azından tespit edilebilmiş… Sahaya girmese sanırım o da olmayacaktı!

Hanımlar beyler…

Bu sabah Mehmet Demirkol’un da dediği gibi…

“Herkes kendi bahçesinin önünü temizlemeli!”

Herkes dönüp aynaya bakmalı…

Herkes ama herkes, özellikle aklı selim sahibi davranmaya çalışanlar, özellikle ve özellikle 21. yüzyılın aydın boşluğunu doldurmayı görev edinmiş bizler, çeki düzen vermenin bir zamanı gelmedi mi artık?

Yazıyı yine yeni yeniden şu alıntıyla bitireceğim…

“Gençler, kaldırımlarında sağdan yürünen, yaya geçidinde yayaya saygı gösterilen bir ülke istiyorsanız… Kırmızı ışıkta durulan, markette sıraya girmeyi becerebilen bir kent hayal ediyorsanız, deplase olunuz lütfen… Yani yer değiştiriniz… Şu anda hayatta bulunduğunuz yeri bir sorgulayınız: Gerçekten de şu fani hayatta en önemli şey, Beşiktaşlılık, Fenerbahçelilik, Galatasaraylılık olabilir mi?”

Unutmadan…

Birbirimizi futbol takımları yüzünden yemeye devam edersek, elimizdeki futbol takımı, o futbol takımını rahatça izleyip destekleyeceğimiz “kahve” ve o kahvenin var olabileceği “vatan”; elimizden kayar gider…

Mehmet AMAN

25 Nisan 2016


 

Bu yazı ilk olarak yazarın internet sitesinde yayınlanmıştır: http://www.mehmetaman.com.tr/kim-suclu.html

Paylaş
Önceki İçerikPeki Ya Ruh? Onu Nasıl Sileceksin(iz)? – Çağdaş BAYRAKTAR
Sonraki İçerikAsıl Bu Kafa Olmayacak!
31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir. İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema. Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

Bir Cevap Yazın