TBMM Başkanı İsmail Kahraman, İstanbul Üniversitesi’nde katıldığı bir konferansta “Laiklik yeni anayasada olmamalıdır.” buyurdu.

“Dünyada üç anayasada laiklik var. Fransa, İrlanda, bir de Türkiye’de var. Târifi de yok. İsteyen istediği gibi bunu yorumluyor. Böyle bir şey olmamalıdır. Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım. Dini olarak bahsetmesi lazım. (…) Peki niye biz Müslüman bir ülke olarak, dinden kendimizi arındırma, geri çekme durumunda olacağız? Niye? İslam İşbirliği Örgütü’ne kayıtlıyız, üyesiyiz, kurucusuyuz. İslam Kalkınma Bankası’nda varız. Bir İslam ülkesiyiz. Nedir yani? Neden? Ladinilik olmamalı yeni anayasada ve dindar bir anayasa olmalı.”

1 Kasım (2015) seçimleriyle meclise girip başkan seçilen İ. Kahraman görevine başladığı günden beri, bu konuda yoğun faaliyet yürütmüş olan Cemil Çiçek’ten bayrağı devralıp yeni anayasa konusunda önemle duruyor. Yeni anayasa ile Türkiye’ye kurulmak istenen tuzağı başından beri Türk milletine anlatmaya çalışan ve yeni anayasacıların tezlerine esaslı karşılıklar veren Birgül Ayman Güler, 2 ay kadar önce mevcut Meclis Başkanı İ. Kahraman’ın vekil olmadan önce başında bulunduğu Birlik Vakfı’nın Nisan 2012’de TBMM’ye sunduğu “anayasa teklifi”nden bahsetmiş ve yeni anayasa çalışmalarının hangi “kafa” tarafından yönetildiğini göstermişti.

İnternette http://www.birlikvakfi.org.tr/fileSource/ANAYASA-TEKLIFI.pdf adresinden okuyabileceğiniz bu anayasa örneğinde İ. Kahraman’ın laiklikle olan derdinin yeni başlamadığını görebilirsiniz. Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti gibi İslâmcıların önemli merkezlerinden biri olan ve kurucuları arasında Tayyip Erdoğan, Cemil Çiçek, Ömer Dinçer gibi “tanıdık” şahısların yer aldığı Birlik Vakfı’nın bu teklifinde laikliğin “çok muğlâk ve tartışmalı bir kavram” olduğu, 1982 Anayasası ve yasalarda laikliğin târif edilmediği, böylece keyfî bir şekilde anlamdırılan laikliğin “düşünce hürriyetine pranga vurma aracı” olarak kullanıldığı için yeni anayasada yer almaması gerektiği söyleniyor. Ayrıca laiklik yalnızca üç ülkenin, Türkiye, Fransa ve Küba’nın anayasalarında yer alıyormuş. (Dünkü konferansta Küba yerine İrlanda zikrediliyor.)

Bu anayasa taslağında ayrıca başkanlık sistemi yer almakla birlikte Atatürk ilkelerine atıf yapan giriş bölümü ve diğer maddelerdeki hükümler, başkentin Ankara olduğunu belirten hüküm, mevcut ilk üç maddenin değiştirilemezliğini ifâde eden mevcut dördüncü madde yer almıyor. Bu arada vatandaşlık tanımı değiştirilerek Türk vatandaşlığı yerine “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” getirilmiş. “Allah lafzı”nın neden Anayasa’ya girmesi gerektiğinin açıklandığı metinde Türklüğün silinmesi, bu zihniyetin neyi yok etmek için neyi araç olarak kullandığının en açık göstergesi. İ. Kahraman’ın hadsizce sözleri, eski başkanı ve kurucusu olduğu vakfın anayasa teklifi ile birlikte ele alınmalı.

Şu cümlenin acziyetine, insanın aklıyla alay etmeye kalkan düşük zekâsına bakar mısınız: “Laikliğin târifi yok. Bu yüzden anayasada yer almamalı.” Derdiniz anayasal kavramların net bir şekilde tanımlanmaması ve keyfî olarak kullanılması ise buyurun, siz tanımlayın laikliği. Anayasa hukukçularından, siyaset bilimcilerinden ricada bulunun. Laiklik nedir, ne değildir ortaya çıksın. Bağımsızlık Savaşı’nı yönetmiş, Türk Devrimi’ni gerçekleştirmiş bir makamı işgâl eden kişinin kötü niyetli olduğuna kuşku duyulmamasının yanında böyle sakat, çocukça, mantıksız sözler söylemesi ne büyük tâlihsizlik. Laikliğin doğrudan tanımı yapılmamış ise buyurun gösterin Anayasa’da, yasalarda demokrasinin tanımını, cumhuriyetin tanımını, özgürlüğün tanımını da biz de “Tamam, laikliğin tanımı eksik kalmış…” diyelim. Laikliği Anayasa tanımlamaz, Anayasa ansiklopedi değildir, Anayasa siyaset bilimine giriş kitabı değildir. Anayasa ve yasalar laiklik kavramının içeriğini oluşturan hükümleri içerirler.

Tabiî bu satırları okuyanlar elbette amacın ne olduğunun farkında. “Dindar bir anayasa olmalı.” cümlesiyle ifâde edilen niyetin Cumhuriyet’i tasfiye süreci olduğu herkesin mâlûmu. Anayasa kitabını Kâbe’nin etrâfında döndürüp her yıl kırkta birini koparıp atamayacağımıza göre “dindar anayasa” diye bir şey olmaz zira. Tüm aydınlık değerlerin terk edildiği bir dönemden sonra artık iktidarın siyasî nüfûzunu ve çıkarlarını temin edecek gerici hamlelerin Anayasal, yasal engellerden tamamen kurtarılmak istendiği açık. Hâl-i hazırda laiklik karşıtı uygulamaları yasaklayan her türlü yasal hükümlere rağmen hukuk kurumlarının bağımsız ve tarafız olmamasından dolayı laikliğe karşı pek çok eylemi hayata geçirenler toplumu yeni bir sürece, laikliğin Anayasa’dan dahi çıkarıldığı bir döneme hazırlamak istiyor. Hatırlayın, bu laikliğin doğru düzgün târif edilmediği şeklindeki sözleri 1990’larda da Tayyip Erdoğan söylüyordu. “Bir kere bunun tanımını yap, diyorsun, tanımlayamıyorlar. Nedir bu laiklik, yenir mi içilir mi?” filân diyordu. Tıpkı Erdoğan gibi hemşehrim olmakla beni onurlandıran(!) Meclis Başkanı, Rize’ye ne gibi bir kültürel katkısının olduğunu anlamadığım ama şehrin en büyük kültür merkezine adı verilen bu zât-ı muhterem bu eski lâkırdıyı tekrarlıyor sâdece. İslâmcıların laiklikle tanım, târif, mevzuat eksikliği üzerinden kavga etmesi gerçekten basit ve çürük argümanlara dayanan yanıltıcı ve korkak bir taktik…

Laiklik yeni anayasada yer almamalı, diyen İ. Kahraman’a yanıtımız bellidir: Asıl bu kafa, bu zihniyet Türkiye’nin geleceğinde olmayacaktır. Türkiye her türlü din sömürüsünün, tecâvüze kadar varan aşağılık istismarların yaşandığı bir ülke hâline gelmişken, dinci politikalar üzerinden fişleme, baskı, tasfiye, kadrolaşma, tâyin vs. yapılırken, Orta Doğu’da mezhep savaşları yaşanırken, dünya dine dayandırılan terör hareketleriyle boğuşurken laikliğin ne kadar önemli olduğu, bu gerçeğin henüz farkında olmayanlar tarafından dahi anlaşılmaktadır. Bugüne dek tek parti devrine küfredenlerin içinde bile “Atatürk büyük adammış, biz anlayamamışız.” diye nedâmet getirenler görülmektedir. Laiklik konusunda hassas davranılmazsa ne gibi sonuçlarla karşı karşıya kalınacağını görenler, neredeyse biz Kemâlistlerden çok laiklik savunucusu olacaklar. Böyle bir ortamda hâlâ laikliğe saldıranların Türkiye’nin, Türk halkının üzerinde yetki ve güç sahibi olması, ulu makamlarda yer edinmiş olması bugün en büyük sorunumuzdur. Türkiye’nin aydınlık, huzur dolu, barış ve özgürlük içinde bir geleceği olacaksa, şu dönemde battığımız karanlıktan çıkacaksak, Türkiye’de yer almayacak olan şey laiklik değil İsmail Kahraman ve onun gibilerdir.

Bir noktaya ayrıca dikkat buyurun: “Hayır, laiklik yeni anayasada kesinlikle yer almalı!” demiyoruz. Çünkü yeni anayasa projesi başlı başına laik Cumhuriyet’i, Türk milletinin egemenliğini, Türk ulusal kimliğini, mevcut kısıtlı demokratik yapıyı ve özgürlükleri tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir suikast girişimidir. Bu haddini aşan cümlenin yalnızca “laiklik olmayacak” kısmına değil, “yeni anayasa” kısmına da karşıyız!

Laikliğe ve ulusal devlete yönelik saldırılar bu kadar üst perdeden gerçekleşirken keşke ana muhalefet partisi ve Cumhuriyet’i kuran parti niteliğini taşıyan parti de bu girişimlerle mücadele etse ve bu karanlık zihniyete karşı tarihî görevini yerine getirmiş olsa… Fakat bunlara bu cesâreti verenler “Laiklik tehlikededir, diyemem.” diye konuşan bir CHP lideri, Fetullah’a “bilge” diyecek düzeyde gerici CHP yöneticileri, “Her CHP’li evden çıkarken besmele çeker.” diyerek AKP’nin istediği politik zemine oturan CHP’li vekillerdir, bunu biliyoruz. “Yetmez ama evet”çi liberallerin, anti-Kemâlist cümle fraksiyonların yarım akıllarıyla “Laiklik ve milliyetçilikten vazgeçerseniz, Halk Fırkası’nın tarihî mirasını reddederseniz oylarınız artar.” diye verdiği gazlara kapılıp muhalefeti ilkesel ve ideolojik mücadele yerine sayısal üstünlük mücadelesi olarak algılamaya başlarsanız onların koyduğu kuralları kabûl etmiş olursunuz ve “Laikliği Anayasa’dan çıkaralım.” diye yeni kurallar koymalarına engel olamazsınız. Hâlâ delik deşik olmuş 1982 Anayasası’nı –sanki bugüne kadar değişmeden kalmış gibi- değiştirip yeni bir anayasa yapmaktan, “darbe hukuku”ndan kurtulmaktan söz edip yeni anayasacılık oynuyorsanız karşı tarafın oyuna daha çok kural eklemesine râzısınız veya olan biteni göremeyecek kadar siyasî akıl yoksunusunuz demektir.

Sözün özü, Türkiye’nin geleceğinde laiklik değil, asıl bu kafa olmamalıdır! Kimsenin bu kafaya teslim olma gibi bir niyeti yok. Teslim olanlar, Cumhuriyet’in, özgürlüğün, demokrasinin, insan haklarının, ulusal kimliğin teminatı olan laikliği bu tür saldırılardan koruma görevini ihmâl etmiş olanlardır ve onların “hesabı” da ayrıdır.

Laikliğin, aydınlanmanın bu topraklardaki kökü cılız bir fidan gibi dayanıksız değil asırlık bir çınar gibi derindedir. Dalları budamakla tükenmeyecek kadar çoktur. Karşınıza dikilirler elbet!

Erhan SANDIKÇI
26 Nisan 2016