Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın Laiklik ile ilgili açıklamalarına değinmeden önce kaseti biraz geriye saralım.

14 Mart 2008.

Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AKP’nin “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle, partinin kapatılması ve ilgili dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle hazırladığı iddianameyi Anayasa Mahkemesine sundu.

31 Mart 2008.

Anayasa Mahkemesi, sunulan iddianameyi kabul etti.

16 Haziran 2008.

AKP, esas hakkında savunmasını verdi.

30 Temmuz 2008.

Anayasa Mahkemesi, AKP’nin “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği”ni kabul etmekle beraber, partinin kapatılması 6’ya karşı 5 oyla reddedildi. Partinin hazine yardımının kesintiye uğraması ise 11 üyeden 10’unun onayı ile kabul edildi.

Oy dağılımı:

Haşim Kılıç (Anayasa Mahkemesi Başkanı): Red
Osman Paksüt: Evet
Fulya Kantarcıoğlu: Evet
Mehmet Erten: Evet
Necmi Özder: Evet
Şevket Apalak: Evet
Zehra Ayla Pektaş: Evet
Sacit Adalı: Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Ahmet Akyalçın: Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Serdar Özgüldür: Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Ferruh Kaleli: Hazine yardımından mahrum bırakılsın

Kararla ilgili Haşim Kılıç’ın açıklamaları basına şu şekilde yansıdı:

“Haşim Kılıç yapılan oylamada 6 üyenin AK Parti’nin kapatılması yönünde oy kullandığını, 4 üyenin ise AK Parti’nin laikliğin karşıtı eylemlerin odağı olduğunu ancak çok tehlikeli boyutta olmadığını belirttiğini 1 üyenin ise davanın reddi yönünde oy kullandığını açıkladı. Kılıç, daha sonra bir soru üzerine ise red oyu kullanan üyenin kendisi olduğunu belirtti.” [1]

Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi üyeliğine kimin tarafından seçilmiştir?

Turgut Özal.

Haşim Kılıç’ın, geçmişte hangi terör örgütünün yayın organında adı geçmekte ve lideri ile fotoğrafları bulunmaktadır?

İBDA-C. [2]

AKP’nin kapatılmasına hayır oyu kullanan kişilerden Serdar Özgüldür hakkında Eski MİT Asya Bölgesi Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu ne demektedir?

“Serdar Özgüldür, Fethullah Gülen’in Harp Okulundaki “imamı” Ayhan Özgüldür’ün kardeşidir. Ayhan Özgüldür’ün eşi de Fehmi Koru’nun yakın aile dostudur. Serdar Özgüldür, AKP’yi kapattırmayan kişidir. Serdar Özgüldür’ün üniversitede yaptığı bir çalışmanın “İntihal” olduğu Fehmi Koru ve arkadaşları tarafından tespit edilmiş, bu olay şantaj unsuru olarak kullanılarak AKP’nin kapatılması yönünde oy kullanması engellenmiştir.” [3]

***

Tamamen gerici bir misyonla hareket eden “siyasi proje” AKP, Anayasa Mahkemesi eşiğini de aştıktan sonra esas hedefleri doğrultusunda karşısına çıkacak engel sayısını 3’e indirmiştir:

1- Muhalefet partileri
2- TSK
3- Demokratik kitle örgütleri.

Demokratik kitle örgütleri ve TSK’nin tasfiyesi kumpas davaları ile beraber olurken muhalefet partileri de “kaset” skandalları ile çalkalanmış, bunun sonucunda MHP’nin gelecek kurmay kadrosu olarak nitelendirilen kişiler devre dışı bırakılmış, CHP’de ise Deniz Baykal istifa etmek zorunda kalmış, yerine Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olmuştur.

***

2008 yılında AKP’nin “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” Anayasa Mahkemesi tarafından tescil edildi.

Yargı dışındaki AKP “karşıtları” tasfiye ve dizayn edildi. Bu kapsamda CHP’nin başına geç(iril)en Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Eylül 2010 tarihinde ne dedi?

“Anayasa Mahkemesi’nin AKP konusunda verdiği bir karar var, laiklikle ilgili. Ben bugün için laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum. Eğer tehlikede dersek bunun altını doldurmak lazım, askıda kalır, gerekçelendiremem.“ [4]

Başka bir detay da Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamaları yaptığı sırada Almanya’da olması, bu kapsamda Fredrich Ebert Vakfı’nın kürsüsünden konuşması.

Fredrich Ebert Vakfı kimdir, nedir? Emperyalizmin “düşünce kuruluşu” görünümlü taşeron “finansör”lerinden birisi. [5] Bugün halen CHP’de “sosyal demokrat” olarak parlatılan gençlik örgütlerini bile incelerseniz arkasında finansör olarak aynı vakfı göreceksiniz.

Cumhuriyeti kuran partinin genel başkanı neden önemlidir?

Çünkü mevcut siyasi partiler yasası, genel başkanlara partilerinde sınırsız at koşturma yetkisi vermektedir. Ve ülkenin rejiminin tasfiye edilip dönüştürülmesi ancak cumhuriyeti kuran partinin genel başkanı aracılığıyla kitlesinin sürece entegre edilmesi ya da en azından tepkisinin en aza indirgenmesi ile mümkündür.

***

“Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır.” İsmail Kahraman / 25 Nisan 2016 [6]

“Söyleyene değil de söyletene bakmak”, sorunun çözümü için öncelikli olarak bakmamız gereken yerdir. Karşı devrim taraftarı olan kişi ve kuruluşların ilk fırsatta bu tarz söylem ve harekette bulunması gayet doğal değil midir?

Gericiliğe karşı direniş, ancak gericiliğe karşı ödünsüz mücadele edecek güçlerin öncülüğünde başarıya ulaşabilir. Bunun için ilk yapılması gereken, gericiliği dolaylı yoldan da olsa besleyenlerin ifşası ve tasfiyesidir.

LAİKLİK NEDEN HEDEFTE?

Türkiye için laiklik neden önemli ve Türkiye’de laiklik neden gericilerin hedefinde?

Çünkü laiklik, ulus devleti ve ulus devletin temelini oluşturan “Ulusal kimlik; “Türklük” kavramının en dolgun içeriğidir. Anadolu’nun “Ortadoğulaşma”sının önündeki en önemli engeldir.

Bu topraklarda Türklük demek, laiklik demektir. Türklük kavramının tahrip edildiği yerde “ümmetçilik” ve “siyasal İslamcılık”ın öne çıkması da bu durumun bir sonucu ve kanıtıdır.

Anayasada “Atatürk Milliyetçiliği” diye geçen, kurucu rejimdeki “Kemalist Ulusçuluk” olarak da tanımlanan ve içerik olarak “Kültürel Milliyetçilik”i öncelikli esas alan milliyetçilik, Türklük anlayışı, bu topraklarda laiklikten ayrı düşünülemeyeceği gibi bu topraklarda laiklik, Milliyetçilik/Ulusçuluk/ Türklük kavramlarından soyutlanarak hele de bu kavramları karşısına alarak savunulamaz.

Yol ayrımı belirgin.

Bu topraklar, ulusal Türk kimliği ile ya laik kalacak ya da bu kimlikten ve doğal olarak da laiklikten ödün vererek etnisiteler ve mezhepler cehennemine dönüşerek “İslami Anadolu Federe Devleti” olacak.

Bu topraklarda özellikle son 15 yılda yaşananlar, ülkenin kurucu rejimi olan Kemalist felsefenin haklılığını günbegün daha fazla ortaya çıkarmaktadır. Tarih, bu gerçeğin altını daha kuvvetli biçimde çizmeye devam edecektir. 1920-1930 şartlarında Kemalist felsefenin belki de en devrimci hamlesi ve kazanımı olan laiklik, dönemin şartları göz önüne alındığında bugün kendisine “sosyalist”, “devrimci” diyen önemli bir kesimin bugünün şartlarında uygulamak bir yana aklından bile geçiremeyeceği denli “ilerici” bir harekettir.

Sadece bu durum bile, laiklik savunmasının çekirdeğinin ve öncüsünün Kemalizm ve Kemalistler olması gerektiğini işaret etmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ü devre dışı bırakarak Türkiye’de ilerici bir hamle yapılamayacağını yaşayarak hatta istemeyerek anlamaya başlayan kesimler, laikliğin teminatının Kemalizm olduğunu, aynı şekilde laikliği savunmanın yolunun da yine eş zamanlı biçimde Ulus- Devleti ve ulusal Türk kimliğini savunmaktan geçtiğini anlamak zorundadırlar.

Çünkü devrimci ve ilerici bir iddiayla tarih sahnesine atılan kişiler, tarihin kendilerine verdiği mesajı yok sayma, reddetme hakkına sahip değillerdir.

Kısacası:

Bu topraklarda çok da fazla seçeneğin kalmadı Türk.
Ya laikleşecek ya da Vahabileşeceksin.
Yani ya Anadolu ya Orta Doğu.

Seçim senin.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
2 Mayıs 2016

DİPÇE

[1] http://www.milliyet.com.tr/karar–font-color-red-bugun-mu—font–aciklanacak-/siyaset/siyasetdetay/30.07.2008/972729/default.htm
[2] http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/ne-dediysek-o-hasim-kilicin-ibda-c-baglantisini-aydinlik-aciklamisti-h38300.html
[3] Kaşif Kozinoğlunun Mezara Götürmediği Sırlar, Ergün Gedek, (Mart 2012)
[4] http://www.hurriyet.com.tr/bugun-icin-laiklik-tehlikede-diyemem-15837090
[5] http://www.guncelmeydan.com/pano/turkiye-deki-alman-vakiflari-raporu-t16605.html
[6] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/04/160425_kahraman_laiklik

Paylaş
Önceki İçerikBir Gençlik Düşün Ki Aydınlık Ellerinde – Adem YARDIMCI
Sonraki İçerikÜç Tarz-ı Türkçülük ve Kemalizm
Çağdaş Bayraktar 1986 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de tamamladı. 2014 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Tarım Ekonomisi bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince 5 yıl boyunca ilk üyelikten başkanlığına kadar Çukurova Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü'nin her kademesinde görev aldı. Bu dönem içerisinde dava arkadaşları ile birlikte "Kemalizm"in yerel ve ulusal ölçekte ADK/T'ler nezdinde kurumsallaşması, yaygınlaşması ve bağımsız kalması adına yoğun çaba gösterdi Öğrenimi müddetince okulun Türk Sanat Müziği korosunda aktif çalıştı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuku savundu. Karşı ve Yurt gazetesinin olmak üzere bir çok internet sitesi ve yerel gazetelerde yazıları yayınlandı. Milli Mücadele döneminde kurulan ve "Kemalizmin İleri Karakolu" unvanıyla onurlandırılan Yeni Adana gazetesinde yazıları yayınlandı. Ayrıca aynı gazetenin Genç Yeni Adana ekinin kurucu editörlüğünü ve başyazarlığını yaptı. 27 sayı yayınlanan Genç Yeni Adana'daki yazarların bir çoğunun yazarlığa adım atmasında ve gelişmesinde öncülük etti. Eski Vatan, yeni Aydınlık yazarı Mustafa Mutlu'nun resmi sosyal medya sayfalarının kurucu editörlüğünü yaptı. Genç Yeni Adana'daki yazar kadrosunun büyük bölümüyle beraber Üçüncü Yol'u kurdu. Bununla beraber Metin Aydoğan, Sinan Meydan ve Banu Avar gibi değerli aydınların ve de yine Üçüncü Yol yazarlarından Erhan Sandıkçı'nın da içinde bulunduğu partilerüstü Milli İrade Birliği platformunun yazar kadrosunda bulunmakta. Milli İrade Birliği'nin "Milli İrade Nedir?" ve Mustafa Mutlu'nun "Dön Kardeşim" kitaplarında yazıları yayınlandı. Yazarlık dışında kitap editörlüğü de yapan yazar tarih, müzik, felsefe, edebiyat, sanat, spor ve sosyoloji alanlarıyla ilgilenmektedir.

Bir Cevap Yazın