Üçüncü Yol olarak, 68 kuşağı üzerine yazdığı kitaplarla tanınan Turhan Feyizoğlu’yla yaptığımız röportaj sizlerle…

Günümüz Türk solunun 68 kuşağının manevi mirasçılığını üstlenmesini nasıl karşılıyorsunuz?

Tarih bilinci olmadan siyaset yapamazsınız. 68 kuşağı bir önceki dönemin birikimiyle oluşmuştur. Şimdiki kuşak da 68 birikimini devralmıştır. Tarihe seçerek sahip çıkılmaz. İlk önce kendi toplumsal tarihinizi bütün yönleriyle bilmeniz gerekir. Siyaset, ekonomi, sanat, edebiyat, yemek, içmek, giyinmek, müzik dahil yaşam alanı içindeki bütün tarihi kavramak zorundasınız. Daha sonra dünya tarihini bileceksiniz, öğreneceksiniz. 68’i bilmek demek Kurtuluş Savaşı’nı bilmek demektir. Kurtuluş Savaşı’nı bilmek için Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale Savaşı’nı bilmek zorundasınız. Tarih bilinci bir zincirin halkaları gibidir. Oğuzların tarihini, Selçuklu Tarihi’ni, Osmanlı Tarihi’ni, Cengiz Han’ı, Dede Korkut’u, Alparslan’ı, Şah İsmail’i, Köroğlu’nu, Nene Hatun’u, Tevfik Fikret’i, Namık Kemal’i, Jön Türkler’i, İttihat Terakki’yi, Mustafa Kemal Atatürk’ü, Nazım Hikmet’i, Hikmet Kıvılcımlı’yı, Kemal Tahir’i, Doğan Avcıoğlu’nu, Mehmet Ali Aybar’ı ,Behice Boran’ı, Attila İlhan’ı, Aşık Veysel’i, Orhan Kemal’i, Ruhi Su’yu, Turan Emeksiz’i, Tarık Zafer Tunaya’yı, İlhan Selçuk’u, Halit Refik’i, Yıldırım Önal’ı, Devlet Devrim’i, Feridun Çölgeçen’i, Adile Naşit’i, Can Yücel’i ve açıkçası geçmiş birikimi kavramadan, bilmeden miras devralmak olanaklı değildir.

68 kuşağının Kemalist bir rolü var mıydı?

1968’te Kemalist damar önemli, Kemalizmin çok büyük etkisi var. 68 dönemi öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun babası, dedesi Kurtuluş Savaşı’nda, Kuva-yi Milliye’de yer almış. Bu kişiler birinci dereceden insanlar, 68 kuşağı onlardan Kurtuluş Savaşı’nı dinliyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün yapmış olduklarını biliyorlar, Cumhuriyet dönemi çok önemli büyük kazanımlar sağlamış bu insanlara, gençliğe, babasına, dedesine… Deniz Gezmiş ne diyor babasına bir mektubunda: “İyi ki beni Kemalist biri olarak yetiştirdin.” diyor, değil mi? Çünkü dedesi gitmiş Erzurum’daki Ermenilere karşı savaşırken şehit olmuş. Ya Çanakkale Savaşı’nda ya Kurtuluş Savaşı’nda şehit düşmüş. Bunlar anlatılıyor birinci dereceden. Üç kuşak öncesini anlatmıyoruz ki hemen bir kuşak öncesi. Ya babası ya dedesi…

68 kuşağındaki ideolojik farklılıkların kaynağı nelerdi?

Temelde iki ayrım söz konusu:

1.Milli Demokratik Devrim (MDD)
2.Sosyalist Devrim (SD) meselesi.

Tabii yavaş yavaş çeviriler de yapılmaya başlanıyor; Marx’ın, Hegel’in, Lenin’in, Stalin’in kitapları da çevrilmeye başlanıyor 1969’da. 1970’lerden itibaren insanlar bunları da okumaya başlıyor. Dünyada bazı ülkelerde yapılan Ulusal Kurtuluş savaşlarının da etkisi söz konusudur. Che Guevara, o dönemdeki bütün sol hareketlerinin simgelerinden birisidir. Milli Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrim ayrımı yapılmadan önce bunların hepsi İşçi Partiliydi. MDD ve SD ayrımı çıkınca bölünüyorlar, büyük bir kısmı özellikle MDD’ciler ayrılıyor. Bunun içinde İbrahim Kaypakkaya, Doğu Perinçek, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi sembol kişiler var. Bildiğimiz bu belli başlı sembol isimler SD çizgisinden ayrılıyorlar. O dönem çıkan Türk Solu dergisi var, MDD çizgisini en radikal biçimde savunan dergidir. 1967’de çıkıyor, 1970 Şubat ayına kadar devam ediyor. Kapanıyor, başka dergiler kuruluyor; Aydınlık Sosyalist Dergi, Proleter Devrimci Aydınlık gibi dergiler var. MDD’ciler de kendi içinde ayrılıyor. Doğu Perinçek ayrı bir grubu temsil ediyor, Mahir ayrı bir grubu. 1970’lerde Mahir Çayanlar gider İşçi Partisi’ni basar. Polis gidip bir örgütü basabilir ama burada görüyoruz ki sol bir grup başka bir sol örgütü basıyor.

Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya 3’ü de apayrı örgütler kuruyor. Bu 3 sembol ismin ayrıştığı nokta neresiydi? Deniz ve Mahir Kemalizme karşı tavır almaz iken İbrahim Kaypakkaya Kemalizme neden cephe aldı?

Konu oraya geldiğinde size İbrahim Kaypakkaya’nın neden Kemalizm düşmanı olduğunu açıklayacağım ama ilk önce şundan bahsetmek istiyorum. Çeviriler var, Filistin’e gidip gelmeler söz konusu, Che Guevara’nın etkisi söz konusu. Che Guevara 16 kişiyle Küba’da mücadeleye başlıyor, devrimci gençlerde etkisi büyük. Deniz’ler kır mücadelesini seçiyorlar hatta onlara “kırcılar” diyorlar, ilk başlarda “dağcılar” olarak tanımlamışlardı. Mahir adlı kitabımı hazırlarken söyleşi yapmış olduğum insanlar anlatmıştı. Denizlerin yapmış olduğu banka soygunu ve Amerikalıları kaçırma gibi olaylar Mahirleri etkiliyor. Ayrıca Deniz’in Mahir’e karşı güvensizliği de var. 1969 yılında Filistin’e gitmek isterken Mahir Deniz’lerle ben de gelmek istiyorum diyor fakat gideceği gün Mahir gelmiyor ve Deniz’de Mahir’e karşı güvensizlik oluşuyor.

İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm düşmanlığı da tamamen Güneydoğu’daki illerde olmasından kaynaklı. Diğerleri gibi daha batıda bir bölgeye, örneğin Ege Bölgesi’ne gitmiş olsaydı Kemalizme karşı tavır almazdı.

Günümüz Türk solunda Kemalizm karşıtlığı ön planda. Kemalizm karşıtlığının temeli nereden geliyor?

Ben bunu her zaman söylerim, bugünkü dönem içerisinde illegal örgütleme yapamazsın, zordur. Bu koşullarda illegal örgütleme nasıl yapacaksın ki? Sizi her türlü denetleyebilirler. Ya şimdi arkadaşım, bu işin içerisinde öyle bir insan kalkıp da gerilla kitabını, Che’yi okuyup da gerillalığı benimsemiyor. Seni emperyalist güçler her türlü kontrol etmeye, bastırmaya çalışıyor ve bunun için de değişik örgütleri kullanıyor; sağını da kullanır, İslamcısını da kullanır, özellikle Marksistlerin örgütlerini daha çok kullanırlar. Çünkü emperyalizmin kuyruk acısı var. Ne diyoruz klasik deyimle “yedi düvele karşı savaştık”, gerçekten de öyle, vatanımızdan hepsini attık. Curzon ne diyor Lozan’da İsmet İnönü’ye: “Bunları bize kabul ettiriyorsunuz ama ileride sizden geri almasını iyi biliriz.” Ve yavaş yavaş da işte geri alıyorlar.

Ben bir yazı yazdım, Çanakkale’den geçemediler ama şimdi Güneydoğu’dan geliyorlar, diye. Akıl var mantık var illa teorisyen, bilim adamı olmaya gerek yok bazı gerçekleri görebilmek için. Kemalizm düşmanlığı, biraz da emperyalizmin buradaki oyunlarından kaynaklanmaktadır. Şimdi gerçekten birçok insana bunu söylüyorum “Türkiye siyasi tarihini çok iyi bilmeniz lazım, özellikle sol siyaset, devrimci siyaset yapıyorsanız Türkiye’nin toplumsal yapısını çok iyi bilmek gerekir.” Bunun en önemli özelliğinden birisi mesela Osmanlı kendi kendisini bitirmiştir, Mustafa Kemal bitirmemiştir. Kurtuluş Savaşı başladığı zaman Osmanlı darma duman olmuştu. Zaten, Mustafa Kemal Osmanlı Paşası olarak gitmiş, Filistin’de, Trablusgarp’ta, Çanakkale’de savaşmış, bakmış ki ülke Sevr’le, Mondros’la yok olmuş, orduyu dağıtmışlar, ordu diye bir şey kalmamış… Ama orada çok önemli bir olay söz konusu, Teşkilat-ı Mahsusa örgütü gerçekten İttihat ve Terakki’nin çok ciddi yapılanması. Teşkikat-ı Mahsusa’nın çok önemi var Kurtuluş Savaşı’nda Kuvayi Milliyecilerin örgütlenmesinde, yerel Kuvayi Milliyecilerin örgütlenmesinde çok etkiliydiler.

68 ve 78 kuşağı arasında temel farkların nedeni ne olabilir eylemsel ya da teorik olarak?

78’de teorik olarak aslında MHP’ye karşı savaş verilmiştir. Her gün 4-5 kişi ölüyordu, 80’e geldiğimizde 20 kişi üzerinde… 12 Eylül’ü bir bakıma vatandaş olumlu karşıladı fakat darbeden sonra yaptırımlar ağırlaştı, 1 milyona yakın insan gözetim altına alındı, benim ailemden bile hapis yatmayan kimse neredeyse kalmadı. Bu dönemde hapis yatan daha doğrusu 80 dönemi insanları psikolojik ve sosyolojik açıdan çok yalnız kaldı. 80 dönemini yaşayan insanlar da çocuklarını apolitikleştirdi kendi yaşadıkları acıları çocukları yaşamasın diye.

Siyaset yapıyorsak gerçekçi olmak da gerekiyor. Mesela bir yere okul, hastane, köprü, baraj yapılması gerekiyorsa bunu sağcısının da yapması gerekir, solcusunun da… Hükümette kim varsa eğer işsizlik varsa buna sağcısının da çözüm bulması gerekiyor solcusunun da… Ekonomik ve toplumsal anlamda yapacakları belli zaten. Bütün dünyada sosyalist sistemler yıkıldı, Küba turizm olmasa ayakta kalamayacak. Çin’de komünizm mi var? Çin’de de artık kapitalizm var. Geçmişteki kapitalizm ile şimdiki kapitalizm bir değil. Bugün artık sermaye bile birbirine karışmış durumda, kimin emperyalist kimin hangi şirkete bağlı olduğu belli değil. Bakıyorsun bir şirket Fransa’ya uçak üretecek, tekerlekleri Almanya’dan, motoru İspanya’dan, tam yüzde yüz Fransız malı olmuyor. Türkiye’de de böyledir. Bunun solculukla devrimcilikle ilgisi yok, hayatın gerçeklerini de görmek gerekiyor. 1968 daha sınıfsal, 1978’e geldiğimizde daha çok sınıfsal özellikler değil de sürekli çatışmalar, banka soymalar anti-ülkücülük ortaya çıkıyor. 78 kuşağının liderliğini de 68’den sağ kalanlar oluşturuyor.

68’de milli kimlik varken, 78’de bu milli kimlik olayı yaşatılıyor mu yoksa daha farklı mesela sadece anti-MHP anlayışı mı ön planda?

Bütün sol örgütler için bunu söyleyemeyiz tabii. Mehmet Ali Aybar’ın partisine baktığımızda gerçekten milli kimlik var, 1975’ten sonra kurduğu Sosyalist Devrim Partisi’nde de var. Vatan Partisi, Kıvılcım ideolojisine yakın. Daha ulusal bir yapıya sahip, ötekiler gibi ırkçı-Kürtçü değil, daha sınıfsal bakarlardı olaya. O dönemde bilinen belli başlı 49-50 tane sol örgüt var. Bir anekdot anlatmak istiyorum size, yaşanmış bir olaydır aynı zamanda:

Ankara’da cevval bir adam var, adı Cafer. İlk önce gidiyor Dev-Yol’da çalışıyor, bir süre sonra kafasına uymuyor, çok hareketli enerjik bir adam, istiyor ki her gün bir eylem yapalım, duvarlara yazı yazalım, Kızılay’a çıkalım, tabii bu mümkün değil… İşte Dev-Yol’dan soğuyor, gidiyor Kurtuluş Grubu’na, onlar belki eylemsel hareket eder diye… Böyle 3-4 tane örgüt dolaşıyor en sonunda gidiyor CHP’ye. CHP’den de nefret ediyor sonra. Fakat insanlar onu “CHP’li Cafer” olarak tanımlıyor. Burada bölünme-parçalanmanın ne kadar fazla olduğunu anlatmak istiyorum.

Bana bir olay anlatmışlardı, yanılmıyorsam İstanbul Kurtuluş Grubu’ndan 5-6 kişi ayrılmış, diğerleri sormuşlar “neden ayrıldınız, ideolojik olarak söyleyin?”, “ideolojisini sonra bulacağız” demişler. Böyle tuhaflıklar var. Sol hareketinin içinde bazı Kürtçü örgütler tabii ki ırkçı hareket ediyor…

7 Haziran seçimleri ile birlikte birçok sol örgüt HDP’ye büyük destek oldu. AKP hükümetini yıkmak mıydı amaç yoksa kendi aralarında bir uyum mu yakaladılar?

Bazı şeyler gerçekten anlaşılır gibi değil. “Yetmez ama evet”çilerden de yola çıkarak bir şey söylemek istiyorum HDP kuyrukçuluğuna. Bu yeni olan bir şey değil ki, geçmişte de oldu.

Özellikle hapse girmiş çıkmışları, radikal silahlı mücadele içerisinde yer almış örgütleri insanlar destekledi. Dinci harekete mesela ben başından beri karşıyım. Ben belki Adalet Partili biriyle konuşabilir, tartışabilir, anlaşabilirim. Ama her şeyi Allah’la açıklayan bir yapıyla nasıl anlaşabilirim? Yanlış anlamayın, dine karşı değilim. HDP’ye gidip oy verenler daha çok EMEP, ÖDP… Neden Levent Tüzel milletvekili seçildi? EMEP’ten aday olsaydı seçilebilir miydi? Seçilemezdi. EMEP’ten kaç kişiyi öldürdü PKK… Bugün gitmiş onun kuyruğuna takılmış. Ertuğrul Kürkçü’nün oyu mu vardı? Bağımsız aday olsaydı seçilemezdi Kürkçü. Tabanı yoktur çünkü. HDP’den seçilen Kürkçü, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde çalışma dili olarak kabul edilen Türkçe yerine 19 Nisan 2016’daki konuşmasını bile İngilizce yaptı. Topluma, ülkeye bu kadar terstirler.

Özellikle üniversite gençleri HDP’yi ilerici olarak tanımlıyorlar. Ve bu gençler kendilerini aynı zamanda sosyalist, komünist diye tanımlıyorlar. Kendisini böyle tanımlayan birisinin HDP’yi ilerici görmesi ilginç!.. Çünkü HDP’nin ırkçılıkla işbirliği var, dincilik yapıyorlar ve herhangi bir sosyalist söylemi yok.

Mahalle baskısı dediğimiz şey söz konusu. Kendisine Sosyalist-Marksist diyen bir insana şu eleştiriyi getiriyorlar: “Biz Kürt halkıyız, bize neden sahip çıkmıyorsunuz?”

Ben 15 sene önce bir yazı yazmıştım, hiç kimse “Kürt faşisti” sıfatını kullanmıyordu. Bunlar “Kürt faşisti”dir diye değişik yazılar yazdım. Vay efendim sen Kürtlere düşman mısın? “Faşist” siyasi bir sıfattır. Sağcı-solcu-dinci gibi diğer siyasi sıfatlar gibi. Yeri geldi mi kullanırsın. Sen Türklere faşist diyorsun da ben sana niye demeyeyim? Türkiye Cumhuriyeti’ne faşist diyorsun, Türklere faşist diyorsun, niye, Kürtlerin faşisti yok mu? Var. Ben de ona faşist derim. Faşiste faşist denir. Şimdi yeni yeni kullanmaya başladılar “Kürt faşisti” sıfatını.

Çözüm süreci hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz nasıl karşıladınız?

Konu gerçekten çok boyutlu, çetrefilli bir hâl almış. Ortada gerçekten bir sorun var. Bölgesel olarak adlandırsak da bir iç savaş söz konusu, Ankara’nın göbeğinde, garın önünde 105 kişi öldürüldü. En güvenli, önlemlerin alındığı yer… PKK, koşulsuz silah bırakmalı. PKK’nın emperyalizmle bağlantılarını kesmenin yolunu bulmak gerek. ABD, Suriye’deki iç savaşta PKK’nın uzantısı PYD’yi destekliyor ve başta silah yardımı olmak üzere her türlü yardımı yapıyor. ABD resmen açıkladı: “Biz PYD’ye desteğimizi sürdüreceğiz.” Bu koşullar içinde sorunun mutlaka çözülmesi gerekiyor ama nasıl çözümlenir kolay değil. Türkiye bu konuda Suriye, İran ve Rusya ile mutlaka ve hemen iş birliğine girmeli.

Süreç sonrası Cizre ve Sur’da yapılan operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cizre ve Sur’u, Kobani (Ayn el Arap) gibi bir yer yapmak istiyorlardı. Bu nedenle Suriye’de edindikleri deneyimi bu ilçelerde de uygulamaya çalıştılar. Çözüm sürecinde hendekler kazdılar, tüneller kazdılar, silahlar, mermiler, bombalar, yiyecekler, içecekler depoladılar. Hiçbir devlet buna izin vermez. Vermiyor da. Bunları yapan emperyalist maşası teröristler başarısız oldu, mahvoldu. Emperyalist maşası diyorum çünkü bunlar maaşlı çalışıyorlar bazı gizli servislere. Diyelim maaşı 500 liraysa diğer gizli servis 550 lira versin, gider ona teröristlik yapar. Devlet, teröre ve teröristlere karşı çok daha iyi önlemler almalıdır.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın