Geldikleri gibi gittiler.
Gideceklerdi tabi!
Türk’ün vatanına kastetmeyi en ağır şekilde ödediler.
Ödeyeceklerdi tabi!

Vatan namus demektir bizler için. Kolay mı öyle topraklarımızı avuçlarımızdan sökmek, o bayrağı indirmek, biz Türkler’de bu yürek bu vatan aşkı varken! 97 yıl önce biz bütün bu emperyalist oyunlara toprağımızı yedirmeyeceğiz dedik, daha Samsun’a adımımızı atarken!

Bandırma’yla uygulamaya koyuldu, tam bağımsızlığı amaçlayan ülkeyi işgalden kurtarma fikri ve eylemi.
O Bandırma’da neler yoktu ki…
Umut vardı, bilinç vardı, aydınlık yüzler vardı. Geri dönmemek üzere yola çıkan insanlar vardı. Ve bu insanların bir tek amacı vardı: “Vatan.”

Geri kalmış, ulusal bilince ve ulusal birliğe sahip olmayan -hatta ulus ve birey olmanın ne demek olduğunu bilmeyen-, eğitimsiz bir toplumun vatanı kurtarmak için fikir birliği sağlayıp omuz omuza verip büyük bir kararlılıkla dört bir yanını çevreleyen düşman ordularını geri püskürtmesi olanaksız görünüyordu değil mi?

Tabi önemli bir soru da şu: Biri çıkıp -bu koşullara sahip- halkta ulusal bir bilinç sağlayacağım, ulusal mücadeleyi başlatacağım, halkı örgütleyeceğim dediğinde, inanmıyorlardı değil mi?

Yapacak bir şey yoktu, halk bu yılmaz adamın peşinden gidiyordu artık. Tedirginlik başlamıştı sarayda. Çünkü halkı bilinçlendiriyor ve düşmana, düşmana boyun eğen hanedana karşı koyduruyordu!

20 gün sonra acele bir şekilde İstanbul’a çağırıldığında, Türk ulusuna duyduğu bütün inancıyla şu yanıtı veriyordu:
“Millet tam bağımsızlığını elde edene dek Anadolu’da kalacağım.”

Samsun’dan Ankara’ya gelinceye kadar geçen 6 ayda umut ışığı oldu, Anadolu’ya güç verdi. Ulusu uyandırıyordu. Çünkü biliyordu, bir kez ayağa kalktığında bundan sonra durmayacaktı!

Batı’da Yunanlar’ın ve Doğu’da Ermeniler’in giriştiği katliamlar öğrenilip İstanbul Hükümeti’nin sessiz kaldığı görüldükçe tepkiler arttı, devreye “Benim; amaçlarım, üstelik çok yüce amaçlarım var. Bunlar; makam elde etmek, manevi zevklere erişmek ya da para kazanmak gibi şeyler değildir. Amaçlarım gerçekleştiğinde, yurduma yararlı olmanın mutluluğunu yaşayacağım. Hayatım boyunca tek ilkem, bu ülkü olacaktır. Yürüyeceğim yolu, çok genç yaşta seçtim, ama son nefesime kadar bu yoldan ayrılmayacağım.” diyen Mustafa Kemal bilinci girince öfke örgütlenmeye yöneldi.

Örgütler kurdu, kongreler düzenledi, bildiriler dağıttı, ülkenin dört bir yanına ulaştı. Köylere, kasabalara… Gün geçtikçe inancı, hırsı, cesareti ve azmi arttı. Çünkü artık arkasında kocaman bir ulus vardı. Kağnılı kadınlar vardı, 15’liler vardı.. Kuvayı Milliye ateşi her geçen gün ülkeyi daha da yakıyordu!

Halk uyandı! Vatanın tek bir karış toprağı için bile canla başla mücadele etti Türk ulusu.

İşte o gemiden bizlere koca bir vatan geldi…

Ve de şanlı bir tarih.

O kişilerin önünde emperyalizme başkaldırmış bir halk örneği yoktu. Ama ruh vardı! Türklerin tutsaklığı tarihinin hiçbir döneminde kabul edememesi vardı!

Şimdi bizlerde hem o ruh, o ateş hem de önümüzde koskoca övünç dolu bir tarihimiz var.

97 yıl sonra Bandırma olduğu yerde.
Peki bizler neredeyiz?
O ateşi yine 1910’lu yıllara dönerken neden hala içimizde tutuyoruz. Türk gençliğiyiz biz, kanımız deli akıyor!

Peki neden duruyoruz?

Geleceğin aydınları bizleriz, emanet bizlerin, vatan bizim vatan!

“Bütün yurdun ve koskoca bir ulusun ölüm kalımı söz konusuyken, vatanseverim diyenlerin kendi geleceklerini düşünmelerine yer var mıdır?” diyor Mustafa Kemal.

Soralım o halde: Biz bunlara yer bırakır mıyız? Gerçek vatanseverlerin kimler olduğunu göstermez miyiz?

Bizler Kemalistiz.

Emperyalizme, gericiliğe ve her türlü bölücülüğe başkaldırmış komutanın peşinden gidiyoruz.

Deli gibi korkuyorlar bizden!

Tek gereken küçük bir kıvılcım.

Bir Mustafa Kemal beklemiyoruz, çünkü hepimiz birer Mustafa Kemal’iz.

O Bandırma’yı tekrar hareketlendirecek olan bizleriz!

Ve Ulu Önder’in söylemiyle:

“Hiçbir zaman baş eğmeyeceğiz. Tuttuğumuz yolda sonuna kadar yürüyeceğiz. Hiçbir şartta teslim olmayacağız ve başarılı olmaya çalışacağız. Yerli ya da yabancı düşman karşısında haklarımızı savunacağız. Son vardığımız sınırda, eğer yenme umudumuz kalmamışsa, bir Türk bayrağının altına sığınıp, orada istiklâl uğrunda can vereceğiz.”

Semra TAŞDURMAZLI
19.05.2016

Bir Cevap Yazın