Bugün 2 Haziran.
Alman Parlamentosu “101 Yıl Önce Ermeni Ve Diğer Hristiyan Azınlıklara Yönelik Soykırımı Anma Ve Hatırlama” adını taşıyan yasa tasarısını gündemine getirdi, tasarı oylandı ve yalnızca 1 çekimser, 1 de red oyuna karşı Parlamentodan geçti.

Parlamentoda yapılan bazı konuşmalara geçmeden önce, olayın bu noktaya kadar nasıl geldiğine değinmek gerek biraz.

Almanya’da resmi kayıtlara göre yaklaşık 3 milyon Türk yaşıyor.
Türklerin bu denli yoğun olarak yaşadığı bir ülkede, Türkiye’nin en önemli dış politika sorunlarından biri olan 1915 olayları ile ilgili “soykırım” nitelemesini içeren bir yasa tasarısı Alman Parlamentosundan nasıl geçer?
Üstelik vize muafiyeti ve geri kabul anlaşmalarının yoğun olarak tartışıldığı bu kritik günlerde.
Türkiye’nin Almanya’da sahip olduğu onlarca temsilciliği ve sivil toplum kuruluşu varken Almanya’da yaşayan Türk kamuoyu neden bu kadar kayıtsız olan bitene?
Aslında cevabı yıllardır yürütülen hükümet politikalarında saklı. Almanya’da bugün “milli hassasiyetlere sahip” diyebileceğimiz kesim en fazla futbol maçlarında Türk takımları lehine slogan atan kesim. Bunun dışında “milli” olması gereken bazı yapılanmaların yerini türlü türlü cemaat yapılanmaları ve terör grupları almış durumda.
Türkiye’de hükümet bu konuda kör, sağır, dilsiz. (Belki de bu durumdan memnun.)
Tahmin etmek için uzman olmaya gerek yok; Almanya’da yaşayan Türkler birlik olarak hareket edebilseydi, güçlü bir varlık gösterebilseydi ve kamuoyu oluşturabilseydi Alman Parlamentosundan “soykırım” kararı geçebilecek miydi?
Elbette hayır.
Yurtdışında bir yanda yıllardan bu yana siyasetini cemaat yapılanmaları ile temellendirmiş ve diğer yanda terör gruplarına fazlasıyla tolerans göstererek ilerlemiş bir politika ile bunu beklemek elbette zor.

Şimdi gelelim Parlamento konuşmalarında dikkat çeken bazı ayrıntılara…

Cem Özdemir, Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı.
Bugün Alman Parlamentosuna getirilen 1915 olaylarının soykırım olarak nitelendirilmesi ile ilgili tasarının yılmaz savunucularından biri.
Hal böyleyken, siyasetin Özdemir‘i de bir hayli değiştirdiğini görüyoruz..
15 yıl önceki bir makalesinde ise şöyle yazmış Cem Özdemir:
“1915 ve 1895’te yaşanan olayların ele alınma yeri ne Washington ne de Paris ve Berlin’dir.
(…)
Federal Meclis’in karar alması büyük bir hata olacaktır.” [1]

Koltuk ve dokunulmazlık tatlı gelmiş olacak ki 15 yıl önce “soykırım” kelimesine sert ifadelerle karşı çıkan Cem Özdemir bugün aynı Federal Meclis‘te aynı kararı alanlardan biri.

100 yıl önce yaşanan olaylarla ilgili “soykırım” nitelendirmesini yapmak bir yana, bugün Türkiye’de yaşayan Hristiyanlar için de hala endişeli olduğunu söyleyen Özdemir, Türkiye’deki “dokunulmazlık” meselesine de değinerek “Ben buradan çıkınca tutuklanmayacağım, dokunulmazlığım kalkmayacak” dedi. Türkiye’deki meslektaşlarına da destek mesajı verdi, Türkiye’nin iç politik meselelerine göndermede bulundu konuşmasında.
(Hangi meslektaşlar olduğunu ayrıca belirtmeye gerek yoktur sanırım.)

Tasarıda Ermeniler‘in yanında Pontus Rumları‘nın da soykırıma uğradığından bahsediliyor. Konuşmacı olarak söz alan milletvekillerinden biri, “Biz bu yargıyı hukuki bir kavram olarak kullanmıyoruz, felaketin boyutunu iyice anlatabilmek için ‘soykırım’ kelimesini kullanmak zorunda hissediyoruz kendimizi” diyor.

Parlamentoda alınan bir kavramın hukuki bir karşılığı yoksa, parlamento dediğimiz çatı altında bulunanlar kendi keyiflerince ve “zorunlu hislerince”, hiçbir bilimsel ve yasal temele dayandırmaksızın bir ulusu soykırım yapmakla nasıl suçlayabilir?
Bu konuda karar vermek için Alman Parlamentosu nasıl yetkili olabilir?

“Biz soykırım kavramını kullanıyoruz çünkü sadece bu kavram 100 yıl önceki olayları anlatabilecek bir kavram.”

Kanıt?
Türkiye yıllardır tarafsız tarihçilerin bu konuyu birlikte araştırmalarını önerirken sessiz kalan birçok devlet hala gerçeklikten uzak bir şekilde kendi meclislerinde oyun oynarcasına bir ulusa iftira atabiliyor, o ulusun tarihini karalayabiliyor.
Hangi hakla?

Konuşmacı olarak söz alan bir başka milletvekili ise şu yorumda bulunuyor:
“1 milyon Ermeni’nin yok edilmesi, sonrasından gelen soykırımların örneğini oluşturmuştur. Bu kavramı bir örnek niteliğinde kullanıyoruz. Jön Türkler’in ideolojisi, milli devletlerin oluşması sürecinde Ermenilerin katliamının sebebidir. Milli egemenlik etnik homojenite ile inşa edilmiştir, azınlıklar yok edilme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.”

Tarihi verilerden ve hukuki olmaktan tamamen uzak olarak verilen bir karar sonucunda yapılan yorumlar sonuç olarak bu denli haddini aşabiliyor.
Cümleler dikkatli okunduğunda 1915 olaylarının 1939-1945 yılları arası gerçekleşen Yahudi soykırımına örnek teşkil ettiğini, onu bir nevi meşrulaştırdığını iddia ediyor sayın milletvekili. Ardından, 20. yüzyılın başlarında “milli egemenlik” temelinde kurulan Türkiye’nin kendi etnik yapısını homojenleştirmek için katliamlara başvurduğunu söyleyerek Türkiye’de “ulus devlet” yapısının temelini de sorgulatmaya başlıyor.

Ne kadar da programlı bir çalışma değil mi?

Son olarak, Alman Parlamentosu üyeleri “ılımlı” bir üslupla kendi tarihleriyle zor da olsa yüzleştiklerini ekliyor, “ilk cesur adımı atın, soykırımı tanıyın, tarihinizle yüzleşin” diyerek öneri sunuyorlar.

Hatırlatın onlara Türk tarihini.
Kendi utanç verici tarihleri konu olduğunda bugün bile konuşmaktan geri duran vatandaşlara sahip bir ülkenin parlamentosuna hatırlatın yüzleştiklerini sandıkları geçmişlerinden aslında nasıl köşe bucak kaçtıklarını, saklandıklarını.

Türkler’in geçmişinde böyle utanç verici soykırım suçları yoktur.
Ve cesaret isteyen yüzleşmek değil, tüm dünya karşısında masaya yumruğunu vurup haklı olduğunu haykırmaktır.

Zeynep Nur GÖZÜTOK
02.06.2016

DİPÇE:

[1] http://www.ntv.com.tr/dunya/cem-ozdemir-1915-icin-soylediklerini-unuttu,fTFODEbogUusX3ZjG6CPUw

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.