Kimimiz yüzüne bakmaz, kimimiz uğruna her şeyi feda eder. Kimimiz “Babamdan miras.” der, kimimiz “Oğluma olan borcum.” der ve kestirip atar orada tartışmayı. Genelde ailenin en büyüğü “Ekmek mi veriyor, iş mi veriyor?” der, kızar çocuklarına, torunlarına.

Bazılarımız işin dozunu kaçırır iyice, kazandığı parayı kaybeder kumarda, günlerce eve uğramaz. Küçükken babamızın elimizden tutup yürüdüğü o yollar, ne güzel yollardır…
Omzuna alıp deliler gibi sevindiği o anlar, ne güzel anlardır…

Elbette ki futboldan bahsediyorum.

Evet, futbol “3F”nin bir parçası. Evet, Mussolini ve Franco pis emellerini futbola bulaştırdı. Evet, futbol olmasa bile Hitler, 1936 Olimpiyatları’nı, Nazi Almanyası’nı dünyaya barışçıl gösterebilmek için “kullandı”. Ama efendim her güzel şeyi, kötüler de istekleri doğrultusunda kullanabilirler. Peki kötüler iyi şeyleri pis emelleri doğrultusunda kullandığında, ona kötü diyebilir miyiz?

Adolf Hitler ve Joseph Goebbels Kış Olimpiyat Olimpiyatları'ndaki Kanadalı kayak takımı üyeleri için imza atıyorlar. Şubat 1936, Garmisch-Partenkirchen, Almanya.
Adolf Hitler ve Joseph Goebbels Kış Olimpiyat Olimpiyatları’ndaki Kanadalı kayak takımı üyeleri için imza atıyorlar. Şubat 1936, Garmisch-Partenkirchen, Almanya.

 

Hayır.

“Prensesin her öptüğü kurbağa prens olmayacağı” gibi, kötülerin kullandığı her iyi şey de “kötü” olmaz, olamaz.

Futbolu edebi diliyle en güzel anlatanlardan birisidir Eduardo Galeano. “Futbolun öyküsü, zevkten zorunluluğa uzanan hüzünlü bir öyküdür.” der, devam eder: “Spor bir endüstriye dönüştüğü oranda, iş olsun diye oynandığı zamanki güzelliğinden bir şeyler kaybetmiştir.”

Galeano demişken, dünya kupalarına ilişkin gözlemlerini topladığı “Gölgede ve Güneşte Futbol” kitabındaki tarzından esinlendiğimi belirterek yazıma devam ediyor ve soruyorum: Bakalım, 2016 Avrupa Şampiyonası’na hangi gelişmelerle hangi şartlar altında gidiyoruz?

*

Türkiye’nin “seçilmiş” ilk cumhurbaşkanı, “Başkanlık Sistemi” çığırtkanlığını sürdürürken, milletin iradesini hiçe sayıp, “seçilmiş” başbakanı koltuğundan indiriyor, yerine Ulaştırma Bakanlığı döneminde 41 kişinin can kaybına neden olan tren kazasının baş sorumlularından Binali Yıldırım’ı oturtuyordu. Ana muhalefetimiz, “ama muhalefetimiz”, buna “Saray Darbesi” diyedursun hükümet sigortalı işçilerin asgari ücretlerinden aylık 100 TL “zorunlu BES” [1] kesintisi yapacak.

14 yıldır, ülkenin kanını sömüren PKK terörünün önünü açan AKP hükümetleri, bu yıl da boş durmadı. PKK’ya bir de IŞİD eklendi. Sultanahmet, 17 Şubat ve 13 Mart Ankara, 19 Nisan İstanbul, 30 Nisan Bursa ve 7 Haziran İstanbul patlamalarında onlarca masum vatandaşımız hayatını kaybetti. IŞİD’in roketli saldırılarında Kilis’te birçok vatandaşımız hayatını kaybetti, birçok vatandaşımız da yaralandı. Doğu ve Güneydoğu’da PKK’lı teröristlerce girilen çatışmalarda, hain ve kahpe pusularda yine yüzlerce şehidin kanı düştü vatan toprağına…

Analar hala ağlıyordu…

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçları açıklanıyor, 78 milyon 741 bin 53 kişi olarak kayıtlara geçiyordu. Türk vatandaşı milyonlarca kişinin kimlik bilgileri ve adreslerinin olduğu veritabanı ele geçiriliyor, tüm dünyada yayınlanmaya başlıyordu. Belçika’nın başkenti Brüksel’deki patlamada 34, Pakistan’ın Pencap eyaleti başkenti Lahor’daki patlamada ise 63 kişi yaşamını yitiriyordu. Miami’deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgiler, her zaman olduğu gibi Fidel Castro’nun devrilmesinin an meselesi olduğunu bildiriyorlardı…[2]

FIFA Dünya Kupası Finalleri tarihindeki ilk golümüzü atan Suat Mamat, dünyaca ünlü yazar Umberto Eco, Milan’ın eski futbolcularından ve İtalya Milli Takımı eski teknik direktörü Cesare Maldini ve futbolun efsanelerinden Johan Cruyff, efsane boksör Muhammed Ali hayatını kaybediyordu.

1998’den 2016’ya kadar dünya futbolunu avucunun içinde, istediği gibi, ya da birilerinin istediği gibi yöneten bir isim vardı: Joseph Sepp Blatter. Yerine geldiği kişi ise FIFA Başkanı seçildiğinde “Ben buraya futbol adı verilen bir ürünü pazarlamaya geldim.” diyen, bir başka demecinde de televizyonların maç saatlerini ayarlamasına tepki gösteren bir futbolcuya şu cevabı veriyordu: “Çenelerini kapatıp oynamaya baksınlar.” İşte Blatter böyle bir zihniyetin devamıydı ve imparatorluğu 2016’da FIFA Etik Komitesi’nin verdiği kararla son buluyordu. FIFA’nın yeni başkanı UEFA eski genel sekreteri Gianni Infantino oluyordu. Komite, sadece Blatter’e değil, UEFA Başkanı Michel Platini’ye de sekiz yıl futboldan men cezası veriyor, UEFA Başkanlığını onun elinden alıyordu.

Platini ve Blatter
Platini ve Blatter

Beşiktaş’ın stadı bitiyor, Çağla Büyükakçay WTA (Women’s Tennis Association/Kadınlar Tenis Birliği) tarihinin ilk Türk şampiyonu oluyor, Galatasaray Odeabank basketbol takımı Fransız ekibi Strasbourg’u alt ederek Eurocup’u kazanan ilk Türk takımı oluyor, Beşiktaş yedi yıl sonra şampiyon oluyor ve Hakan Çalhanoğlu İngiltere’ye gol atan ilk Türk olarak tarihe geçiyordu…

Türk milli takımının, kırmızıdan
siyaha ve beyazdan turkuaza
yumuşak geçişli iki forma ile
Fransa’da boy göstereceği
açıklanmıştı… “Neden kırmızı ve 
beyazın öne çıktığı forma yapılmadı?” tepkileri gecikmedi. Soru havada kaldı… Ne de olsa turkuaz AKP hükümetlerinin en sevdiği renkti…

Hazırlık maçlarında “mehter” rüzgarı esiyor, “ulusal ruh” yerine yeniden “ümmi ruh”a dönüş işlemi başlatılıyordu. “Cumhuriyet” yerine “Osmanlı” hayalinde futbolun payı büyüktü. AKP hükümeti de bu güzelliği, futbolu, kötü emellerine alet edeli çok olmuştu…

*

Şampiyonanın başlama düdüğünün üflenmesine sayılı dakikalar kaldı. Dünyada ve Türkiye’de süregelen sorunlar, alabildiğine büyüyor. Mülteci sorunu, terör, ekonomi vs. Futbolun endüstriyelleşmesi gücün, siyasal ve parasal iktidarın elini her geçen gün daha da kuvvetlendiriyor. Dünyada da ülkemizde de bunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Onlar ellerindeki güç sayesinde her şeyi kullandıkları gibi futbolu da kullandılar, kullanıyorlar, kullanmaya da devam edecekler… Belki de yine futbol, kitleleri uyutmak için bir araç olarak görevini yerine getirecekti.

Kim bilir?

Burada iş yine bizlere düşüyor. Onlar futbolla uyutmak istiyorlarsa, biz de futbolla uyanık kalmaya çalışacağız. Futbolun saf haliyle, içimizi ferahlatan güzellikleriyle, endüstriyel futbola adeta tepki olarak var olan futbolcuların varlığıyla uyanık kalacağız. Futbol diliyle konuşacak olursak, top rakipteyken önde basacağız. Onlara rahat top koşturma fırsatı vermeyeceğiz. İlk fırsatta topu alıp takım oyunuyla –bireysellerin de performansıyla-çalışılmış pozisyonları deneyerek golümüzü atacağız.

Galeano’dan futbolun güzelliğini anlatan şu alıntıyla yazımızı sonlandıralım:

“…

Bir gazeteci, Alman din bilimcisi Dorothee Sölle’ye şöyle bir soru sormuştu: ‘Mutluluğun ne olduğunu bir çocuğa nasıl izah edersiniz?’
‘Bunu kelimelerle açıklayamayız,’ diye cevap verdi Sölle, ‘oynaması için ona bir top veririm.’

Profesyonel futbol, bu mutluluk kaynağını kurutmak için elinden geleni yapmasına rağmen başarılı olamamaktadır.

Belki de futbolun en güzel yönü daima sürprizlere açık olmasıdır. Teknokratlar futbolu en ince ayrıntılarına kadar programlasalar da, futbolun güçlü ağaları ona istedikleri gibi yön verseler de, futbol beklenmedik olanı, öngörülmeyeni bünyesinde bulunduran bir sanat dalı olmaya devam edecektir.

…”

*

Eh… O kadar konuştuk. Millilerimizi pas geçmeyelim.

Haydi çocuklar. O kupayı alın, gelin!

Mehmet AMAN 
10.06.2016

DİPÇE

[1] http://www.hurriyet.com.tr/13-milyon- calisan-aylik- 100-lira- kesintiyle-zorunlu-bese-girecek- 40113532

[2] Galeano kitapta 1962’den 2010 Dünya Kupasına kadarki gözlemlerini anlatırken, ABD’nin Küba politikasına küçük bir göndermede bulunuyor. Fakat yıl 2016 iken, ABD Başkanı “Küba’ya değişim gelecek.” diyebilecek kadar ileri gidiyor… Yoksa Galeano’nun ironisi gerçeğe mi dönüşüyor?

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03/160318_obama_kuba_ziyaret

Paylaş
Önceki İçerikAlman Parlamentosu Bu Kararı Veremez !
Sonraki İçerikKanayan Yara: Kerkük

31 Ağustos 1990’da Mersin’de doğdu. İlköğrenimini Abdülkadir Perşembe İlköğretim Okulu ve Mersin Ortaokulu’nda bitirdi. Liseyi Mersin Endüstri Meslek Lisesi’nde İklimlendirme ve Soğutma Bölümü’nü okuyarak tamamladı. Fakat mesleğini sevmediği için devam ettirmedi. Gazetecilik aşkıyla askerlik görevinden sonra yeniden sınava girdi ve Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünü kazandı. Eğitimine halen devam etmektedir.
İlgi alanları; spor, edebiyat ve sinema.
Hayattaki en büyük hedefi, gazetecilik mesleğinin onurlu bir şekilde yapılabilmesi için çalışmak…

1 Yorum

Bir Cevap Yazın