Orta Doğu’da suların durulmadığı ve Türkmen nüfusunun yoğunlukta olduğu en önemli şehirlerden biri Kerkük. Bugün fazla bahsedilmese ve üzerinde durulmasa da tarihten bu yana bir Türkmen şehri olan Kerkük’ün ve buna bağlı olarak orada yaşayan Türkmenler’in durumu oldukça kritik.

Konuyu daha iyi kavramak için yakın geçmişe gitmeli.

1988 İran-Irak Savaşı ve 1991 Körfez Savaşı sonrası Irak’taki nüfus oranları göçler sebebiyle değişmeye başladı. Büyük bir mülteci Kürt grubu savaş sebebiyle Türkiye’ye sığındı ve Türkiye’de de ciddi bir mülteci krizi baş gösterdi. Ancak bu kriz Turgut Özal’ın bir önerisiyle fazla uzun sürmedi: 36. paralelin kuzeyinde bir ”güvenli bölge” kurulacak ve Türkiye’ye kaçan sığınmacılar Irak içerisinde bu bölgede korunacaktı. ABD ve İngiltere, 2 ay içinde bu planı hayata geçirdiler. Böylece, Soğuk Savaş’ın sona erdiği bu günlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden ilk kez bir ”güvenli bölge” kararı çıkmış oluyordu. İlanın ardından 1991-2003 yılları arası bölgeye sistematik göçler devam etti.[1]
Savaş döneminde Özal’ın önerisiyle güvenli bölge ilan edilen 36. paralelin kuzeyinde kalan şehirler ise şunlardı: Erbil, Duhok, Süleymaniye; yani bugün Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin sahip olduğu üç şehir. 1991 yılında fiili özerkliğini ilan eden Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali sonrası var olan siyasi boşluk ve çöküntü durumundan faydalanarak 2005’te resmi özerkliğini ilan etti.

Bunlar tesadüf olmasa gerek. (Yaklaşık 25 yıl önceki Türkiye’nin dış politikasının bir benzerini bugün AKP Hükümeti uyguluyor ve Suriye’de bir ”güvenli bölge” oluşturulmasını talep ediyor. Orta Doğu’da yeniden çizilmeye çalışılan sınırlarda Türkiye’ye biçilen role dikkat etmeli.)

Devam edelim.

Amerika’nın Irak işgali sonrasında durumu en belirsiz olan şehir Kerkük’tü. Sahip olduğu zengin petrol kaynaklarıyla (Uluslararası Enerji Ajansına göre Irak petrollerinin üretiminin %40’ı Kerkük’te gerçekleşiyor) ve Türkmen-Arap-Kürt topluluklarının oluşturduğu karmaşık toplumsal yapısıyla Kerkük’ün statüsü oldukça tartışmalıydı. Amerika’nın inisiyatifiyle hazırlanan Irak Anayasası’nın 140. maddesine göre, Saddam Hüseyin döneminde Kerkük’ten zorla göç ettirilenler geri dönecek, ardından Kerkük’te nüfus sayımı yapılacak ve bu sayım esas alınarak Kerkük’ün statüsü hakkında bir referanduma gidilecekti. Iraklı Kürt gruplar, bu referandum öncesinde Kerkük’e başka bölgelerden yüz binlerce Irak Kürdü’nü taşıyıp seçmen olarak yazdırdılar, böylece şehrin nüfus yapısı Kürtler’in çokça üstün olabileceği bir şekilde değiştirilmiş oldu. [2]

Kerkük Vilayet Meclisi üyesi Ali Mehdi 2008 yılında yaptığı bir açıklamada durumu şöyle özetliyordu: ”2003’ten önce Kerkük’ün nüfusu 800 bin idi. Şimdi 1 milyon Kürt göçmen dedikleri işte bu. Saddam Hüseyin, Kerkük’ten Kürtler’i çıkartmıştı bu doğru ama bu kadar mı çıkartmıştı? Saddam Kerküklü olmayan ve askerliğini yapmayan Kürtler’i çıkartmıştı ve sayısı da gelenlerle kıyaslanamayacak kadar cüz’iydi. Sadece 5 bin aile çıkarılmıştı. Oysa şimdi Kerkük’e getirilenlerin sayısına bir bakın. Bırakın Irak’ı, İran’dan bile Kürtler getirildi.”[3]

Anayasa’nın 140. maddesi hiçbir zaman uygulanamadı, çünkü Kerkük hem Bağdat hükümeti hem de Türkmenler için oldukça önemli bir şehirdi sahip olduğu petrol kaynakları sebebiyle. Ayrıca, Kürtlere özerklik sağlandıktan sonra Türkmenlerin haklarının korunabileceği ve çoğunluk oluşturabilecekleri tek şehirdi. Bu sebeplerden ötürü iki kesim de bu maddeye karşı toplu bir direnç gösterdi. Ayrıca Kürt grupların şehrin demografik yapısını değiştirmek için bölgeye yerleştirilmesi Irak Meclisi içerisinde de birçok tartışmaya sebep olmuştu. Sonuç olarak Irak Anayasası’ndaki bu madde meşruluğunu yitirerek uygulanamaz hale geldi.

Amerika’nın Irak’ı işgal etmesinden kısa bir süre sonra bu işgale tepki olarak bölgede yeni bir örgüt kuruldu ve el-Kaide’ye bağlılığını ilan etti. Yaklaşık 10 yıl sonra, Amerika’nın askeri güçleriyle birlikte çekilmesinin ardından bu örgüt Irak’ta güçlenerek başta Türkmen illeri olmak üzere büyük çaplı eylemlere başladı. İsmini ”Irak Şam İslam Devleti (IŞİD)” olarak duyuran cihatçı terör örgütü, 2013 ve 2014 yılları arasında Kerkük kentine bağlı köy ve kasabalara (Tazehurmatu, Beşir, Tuzhurmatu) yoğun füze saldırısı yaparak hem nüfusun neredeyse tamamı Türkmen olan bölgenin demografik yapısını etkiliyor hem de bölgede farklı siyasi çıkarlara hizmet ettiğini alenen belli ediyordu.

IŞİD saldırıları sonrası bu bölgelerde Türkmenler zorunlu olarak göç ettirilmeye başlandı. Haziran 2014’ten bu yana 200 binden fazla Türkmen aile yerlerinden edildi ve bunların 60 bini Türkiye’ye sığındı. Türkmenlerin yaşadığı bu durum karşısında Bağdat Yönetimi ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ise dünya kamuoyu ile birlikte bu insanlık dışı duruma sessiz kaldı.[4] Tüm bunların ardından, IŞİD’den kurtarılan Kerkük peşmerge kontrolüne geçti. Türkmenler’in güvenliği ise hala tehlike altında.

Ve bugün Kerkük…

Geçtiğimiz günlerde Kerkük Valisi Dr. Necmeddin Kerim, Washington’daki resmi görüşmeleri sırasında kuruluşu Erbil (KBY’nin başkenti) merkezli olan Rudaw TV’ye bir röportaj verdi ve o röportajda söyledikleri oldukça dikkat çekiciydi: “İki seçenek var. Ya Kürdistan Yönetimi’ne dahil olması ya da bölgesel bir yönetim haline gelmesi. Benim kişisel tercihim bölgesel yönetim olması. 2-3 yıl geçiş sürecinde uygun olan bu olacaktır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ise hala uygulanmadığını ve artık ‘sabırlarının kalmadığını’ da belirterek ”Kerkük Bağdat’tan uzaklaşmalı.” dedi.[5]

Vali’nin bu önerilerinden sonra akıllarda beliren ciddi soru işaretleri var:

Kerkük’ün güvenliğini, dahası oradaki Türkmen nüfusun güvenliğini kim sağlayacak? IŞİD saldırıları sonrası kentin güvenliğini ele geçiren peşmerge güçleri mi?
Kerkük’te bulunan zengin petrol kaynaklarının idaresi ve işletimi kimde olacak?
Belki de en önemlisi şu: Irak Türkmen politikasına aykırı olarak daha ne kadar bölünecek?

Vali Kerim bunu ilk kez söylemiyordu aslında, 2015 yılında da bununla ilgili verdiği demeçler var. Ancak Kerküklü Gazeteci Özdemir Hürmüzlü, Necmeddin Kerim’in söylediği bu sözün zamanlamasını tarihsel açıdan değerlendirdi ve Orta Doğu’nun sınırlarının çizildiği, 1916 yılında imzalanan Sykes-Picot’un 100. yılının tüm Batı medyasında yankı bulduğu ve sınırların yeniden çizilip çizilemeyeceğinin tartışıldığı dönemde Kerkük’ün Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’ne bağlanmasının yeniden dile getirilmesinin belirli amaçlarının olduğunun üzerinde durdu.
Resme bütün olarak bakıldığında bu olasılığı gözden kaçırmamak gerek.

Dikkat çeken bir başka nokta ise Kerkük Valisi Dr. Necmeddin Kerim’in bizzat kendisi. Kerim, Kerkük’te doğan ve 1972’de peşmerge güçlerine katılan bir doktor. Aynı zamanda 1991 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmi olarak kabul edilen ilk Kürt ve Washington Kürt Enstitüsü’nün kurucusu. 2011’den bu yana da Kerkük Valisi görevini sürdürmekte.[6] Bu kısa özgeçmiş aslında Kerim’in Kerkük tutumunu net bir şekilde açıklar nitelikte.
Kerkük Irak Türkmenleri’nin son kalesi konumunda artık. Tarihsel süreçte her zaman bir Türk ili olarak varlığını sürdüren şehir, bugün hem fiili hem de resmi olarak tam anlamıyla işgal altında ve Türkmen vatandaşların can güvenliği henüz sağlanmış değil.

Kime güvenilecek?

IŞİD’den sonra bölgede güvenliği kontrol altına alan Barzani’nin peşmerge güçlerine mi, yoksa IŞİD saldırıları süresince bölgeyi desteksiz bırakan Bağdat Yönetimi’ne mi?
Türkmenler, onca baskıya ve zorunlu göç politikalarına rağmen kendi silahlı güçlerini kısıtlı imkanlarla kendileri oluşturarak varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar. Ancak ne yazık ki, bölgede resmi olarak etnik bir siyasi yapı oluşturmasına yol açılan Kürtlere verilen siyasi haklar Türkmenlere verilmiyor, tüm bunların üzerine Bağdat Hükümeti’nin oluşturacağı kabinede Türkmen temsilcilerin yer almama ihtimali de söz konusu.
İşte tam da bu noktada Türkiye’nin sorumluluğu çok büyük.
Meclis’te dahi temsili zorlaştırılan, can güvenliği sağlanmayan ve bunlara rağmen seslerini duyuramayan Türkmenlere ses olmak Türkiye’nin görevi.

Bu süreçte Türkiye, kendi dış politikasında doğru hamleler yapmak ve Irak sınırının güvenliğini tam anlamıyla sağlamak adına da Türkmenlere hem siyasi hem de fiili olarak destek olmak zorunda. Ayrıca, Irak’ın toprak bütünlüğü bugün Türkiye için hem PKK hem de IŞİD terör örgütleri ile mücadelede vazgeçilemeyecek bir unsur. 1992 yılında özerkliğini kazanan Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin PKK eylemlerini neredeyse meşrulaştırması ve bu sayede 90’lı yıllarda artan terör olayları yüzünden Türkiye’nin çektiği ve hala çekmekte olduğu acılar ortada.

Ancak Irak bugün ne yazık ki tam anlamıyla bir bölünmeye gidiyor ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlığını ilan etmesi ihtimali söz konusu. İşte tam da bu noktada, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşad Salihi’nin verdiği mesaj şu şekilde: ”Kürdistan ayrılır da Bağdat bizi yüzüstü bırakırsa boş durmayacağız. Statükoyu kabul etmeyip Türkmeneli’yi (devleti) ilan edeceğiz. Türkmenler’in rahat bir yaşama kavuşmaları için Türk dünyasının yardımına ihtiyacımız var. İnsan güçleri ile yanımızda olmalarını istiyoruz. Türk milleti ezelden vardır ve inşallah bakidir, 17 devlet kuran bizler 18.’yi de kurarız evelallah. Tarihten güç alır geleceğe yürürüz.” [7]

Peki böyle bir durumda Türkiye ne yapmalı?
Eğer kendi dış politikasında, hele ki böyle stratejik konuma sahip bir bölgede artık hata yapmak istemiyorsa, elbette Türkmenler’in yanında olmalı.
Sınırının diğer ucunda kültürel ve tarihi bağları bulunan ve bugün Irak’ta güvenebileceği tek topluluk olan Türkmenlere destek vermeyen bir Türkiye, yavaş yavaş kendi sonunu hazırlayacaktır. Bu sebeple gerek Dışişleri Bakanlığı, gerekse yurtdışı temsilcilikler bir an önce devreye sokulmalı, bölgedeki Türkmenlere sahip çıkılmalı ve sınır komşumuz olan Irak’ın Türkiye’nin de çıkarlarına aykırı bir politika izlemesine artık seyirci kalınmamalı, geçmişte yapılan hatalar tekrarlanmamalı.

Zeynep Nur Gözütok
29.05.2016

KAYNAKÇA

[1]Dr. Didem Danış, Irak’tan Uzağa: 1991 Sonrası Dışarı Göç, ORSAM. http://www.orsam.org.tr/…/Yazi…/Dosyalar/2009616_didemrr.pdf
[2]http://www.aljazeera.com.tr/haber/kerkuk-neden-onemli
[3]http://www.dogruhaber.com.tr/mobil/Haber.php?id=133538
[4]’Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi’nin Haklı Haykırışları ve Türkiye’nin Tunumu’ http://www.21yyte.org/…/irak-turkmen-cephesi-baskani-ersat-…
[5]http://www.hurriyet.com.tr/kerkuk-plani-40103978
[6]http://www.orsam.org.tr/…/Dosyalar/20141125_soylesi11tur.pdf
[7]http://www.ortadogugazetesi.net/haber.php?id=47623

Bir Cevap Yazın