“Hukuk Yolu ile Dünya Sulhu” isimli konferansın ilki 1963 yılında, üçüncüsü ise 1967 yılında Cenevre’de yapıldı. Konferansın açılış gününe denk gelen 10 Temmuz da “Dünya Hukuk Günü” olarak kabul edildi.

Günün amacı; dünya barışının sürekliliğini ve sağlamlaşmasını mümkün kılmak için bütün hukukçuların yapacakları işbirliği ile uluslararası hukukun kurallaştırılması, uluslararası yargı organlarının etkinliğinin arttırılması ve dünyada hakçı bir hukuk düzeninin kurulmasında kamuoyunun desteğinin sağlanmasıydı.

Dünya Hukuk Günü‘nün kabulü, bugün ülkemizde de 49. yılına girmişken şu soruları sormadan edemiyor insan:

Dünya barışı ve sürekliliği 49 yıldır sağlanabildi mi?

Uluslararası hukukun çerçeveleri 49 yılda oluşturulabildi mi?

Daha elim bir soru, uluslararası hukukun varlığını hissedebilen var mı?

Peki, uluslararası hukukun yüksek kademeli merci olan, 1945 yılında “dünya barışı ve güvenliğini korumak” palavrasıyla kurulan Birleşmiş Milletler, dünya barışı için herhangi bir katkıda bulunabildi mi? Veya bulunmak istedi mi?

İtiraf edelim ki ne Birleşmiş Milletler’in varlığı ne de dünya uluslarının insan hakları ile ilgili bildirgelerin altına imza atması dünyaya herhangi bir barış getirdi.

Dünya Hukuk Günü’nün kabulünün 49. yılında sorduğumuz tüm soruları içi boş bir “hayır” ile cevaplıyor olmanın utancıyla yazıyorum 10 Temmuz gününün anlam ve önemini!.. Kabul edilip bir kenara atılmış ve yıllarca yalnızca kağıt üzerinde kalmış bu günün Türkiye’ye neler katmadığından söz etmek istiyorum biraz.

Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin en nitelikli askerleri sahte, dijital, uydurulmuş belgelerle tutuklanıp cezaevlerinde yıllarca tutulduğunda, “Ama bu ülkede hukuk var.” diyen çıktı mı hiç? Ya da “Madem bu ülkede yok, o zaman uluslararası hukuk normları var, elbette adalet yerini bulur.” diyebilecek kadar uluslararası hukuka güvenebilen çıktı mı aramızdan?

Peki, Türkiye’nin en iyi pilotlarından olan Murat Eren’in kumpas olduğu kabul edilen Atabeyler davasından hâlâ cezaevinde tutulduğu bir Türkiye’de hukuk günü kutlayabilir miyiz?

Karaman‘daki Ensar Vakfı ve Karaman İmam Hatip Okulu, İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği‘ne (KAİMDER) yakın kişilerin kiraladığı evlerde kalan 45 çocuğa tecavüz edilen ve bu vakıfların hükümet destekli olduğu bir Türkiye’de hukukun işleyişini takip edebilir miyiz?

***

Hukukta “geriye yürümezlik ilkesi” hukuk kurallarının zaman bakımından uygulanmasıyla ilgili temel bir ilkedir. Bu ilke, yürürlüğe giren yeni kuralın yürürlük tarihinden önceki dönemde hukuki sonuçlar doğurmasını yasaklayan ve kuralın ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanmasını emreden hukukun genel prensibini kapsar.

Gelelim hukuk kurallarının zaman bakımından uygulanmasında en dikkat çekici olan “geriye yürümezlik ilkesi”nin Türkiye’deki işlevine…

Dokunulmazlıkları varken trafik cezası bile almayan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılıp geçmişteki tüm suçlarının bir bir önlerine serilmesi ve bunların hepsinden sorumlu tutulmaları hukukun temel ilkelerine aykırı değil midir?
Hukukun şirazesi , -niyet ne olursa olsun- dönemin koşullarına göre kaydırılırsa o ülkede hukuk kalır mı? Bizler, hukukta geriye yürümezlik ilkesinin Türkiye’de nasıl da geriye doğru koştuğuna şahit oluyoruz.

Olaya değil yaklaşıma odaklanırsak, Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın “Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar ama onu kabul etmek durumunda değilim. Bunu çok açık net söyleyeyim ve verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum.” sözlerini hepimiz hatırlıyoruz.

Hukuk Günü kutlamalarını bölmek gibi olmazsa, bir cumhurbaşkanının “hukuku tanımıyorum” haykırışları arasında Hukuk Günü kutlamak veya uluslararası hukukun varlığına inanabilenimiz gerçekten var mı?

İnsanların sahip olduğu temel hakları tanımaksızın sokaklarda, üniversitelerde, hatta ilkokullarda, eğlence mekânlarında, tiyatro binalarında her türlü gerici saldırıyı yapmayı kendinde hak gören zihniyetlerin hukuk karşısında hesap vermediği, üstelik bu saldırılara tepkisiz kalınıp içten içe desteklendiğini her gün yaşayarak görüyoruz.
Daha acısı ise mahkeme karşısında yargılamadığımız bu gericiliği yavaş yavaş kanıksıyoruz.

***

Birkaç örnekle devam edelim.

25 Nisan 2016 tarihinde Meclis Başkanı İ. Kahraman‘ın “(…) Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır.” açıklaması, mevcut anayasanın “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” şerhi olan 2. maddesine vurulan bir darbeydi fakat kimse “Ama hukuk?” demedi.

Çok değil 2 sene önce, 13 Mayıs 2014’te Soma Faciası, 28 Ekim 2014’te de Ermenek Faciası yaşandı. Yaşanan bu faciaların sorumluluğunu hükümetten kimse üstlenmedi ve sorumsuzluktan kaynaklı yaşandığını herkesin bildiği bu facialara “kaza” denildi.

29 Ekim 2014’te, 1 Milyar 370 milyona mâl olan ve yargı tarafından kaçak olduğuna karar verilen Ak Saray, her şeye rağmen Ankara’nın merkezine yapıldı. Üstelik, Erdoğan‘ın milletin olduğunu iddia ettiği Saray‘a giden tüm yollar 24 saat güvenlik önleminde, yaya ve araç trafiğine de kapalı.

Bugün 10 Temmuz, Gezi Direnişi‘ne katılan 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz önce polis dayağı yiyerek sonra da fırıncıların darp etmesiyle öldürüleli 3 yıl oldu. Ali İsmail‘in ölümüne sebep olan polis Mevlüt Saldoğan kasten ölüme sebebiyet vermekten yalnızca 13 yıl hapis cezası aldı. Sonrasında ise cezası iyi halden 10 yıl 10 aya indirildi. Fırıncılara ise sekizer yıl ceza verildi. Onların da suçları “yardım düzeyinde kaldığı” gerekçesiyle 3 yıl 4 aya indirildi.

Bugün bu tabloyu göremeyen bir taraf Dünya Hukuk Günü kutlarken, diğer taraf Ali İsmail‘i anıyor.

Pompalı tüfek ile 2 çocuğunun yanında karısını öldürenler, bir-iki doktorun raporu sayesinde yargılanmadı, üvey çocuklarına tecavüz edenler her türlü cezai indirimden faydalanıyor, tecavüze uğrayan kadınlara “Neden öyle giyinmiş?” sorusu soranlarımız ne yazık ki hâlâ nefes alıyor.

Aklımızdan çıkmayan, “bunu da yaşamıştık” dediğimiz, “yok artık bunu da yapamazlar” diyeceğimiz veya aklımıza dahi gelmeyen onlarca örnek daha…

***

Şunu unutmayalım ki hukuk elbet bir gün herkese lazım olacak.
Ve o bir gün, Anayasa’nın başlangıç maddelerinden ikincisinde de yazdığı gibi “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir!” diye bağıracağız ama kimseler duymayacak.
Bugün tam 49 yıl geçmiş, Dünya Hukuk Günü -muhtemelen ince uzun bir toplantı masasındaki takım elbiselilerce- kabul edileli…
Bugün 10 Temmuz.
Birilerinin deyimiyle “Dünya Hukuk Günü”.
Peki, gerçekten hukuk günü mü?

Sena YAŞAR
10 Temmuz 2016

Paylaş
Önceki İçerikDünya Hukuk Günü ve Evrenselleşemeyen Hukuk
Sonraki İçerikAli İsmail Korkmaz
Sena Yaşar Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrencisidir. 1997, Adana doğumludur. Sungurbey Anadolu Lisesi'nden mezun olmuştur. Lisedeki düşünce kulüplerinde de aktif olarak yer almıştır. Yeni Adana gazetesinin Genç Yeni Adana ekinde yazıları yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın