İki haftadan uzun bir süre geçti Fethullahçı terör saldırısının üzerinden.

İlk olarak kahraman Türk askerlerinin kışlalar içerisinde belini kırdığı bu alçak girişim, halkın ve polisin müdahalesi ile söndü. Atlantik ötesine bağlı hainlerin bir kısmı nefessiz kalarak enselendiler. Geri kalanı ise soluklanmak için inlerine saklandı.

Günlerdir onlarca meslekten pek çok kişi bu ihanet sürecini detayları ile halka sundu. Sağır sultan dahi Cumhurbaşkanı’nın telefonla bağlandığı programı dinledi, düğünlerdeki komutanları duydu.

Çarpıtma bilgilerle de olsa halkın önemli bir kısmı emperyalizme karşı konumlanıyor. Bu konumlanış yaklaşık on gündür iktidarın IŞİDvari severleri -pek çok seçmeni bu grupta değil- tarafından bilinçli şekilde sulandırılarak zikir şölenleri halinde sürüyor.

Halk, yalnızca laikliğe karşı çıktığı takdirde darbe -Atlantik kaynaklı- girişimlerine direnebilecekmiş duygusuna yönlendiriliyor.

Bu bilinçli Selefileşme operasyonları, iktidar tarafından yokmuş kabul ediliyor ve bağımsızlığımızın simgesi Türk bayrağının yanına yeşil bayraklar konularak demokrasi ve cumhuriyete ait değerler tabiri caizse siyanürle zehirleniyor.

Şeriatın özneleri ile milli egemenliği savunduğunu düşünen birtakım kalabalık, mevcut milli bilinç düzeyi ile fotoğrafta görünen taşeron kamyonlarının arkasında kışlalara karşı duruyor.

İçeride Fethullahçı çeteye direnirken arkadaşlarını şehit veren onlarca askerin gözlerinin içine bakarak bunu yapmaya devam ediyor…

İşte bu bilinç düzeyi, kimi zaman dinci kimi zamansa etnik terör örgütleriyle iş tutarak, anlaşarak; ardından da kandırıldığını söyleyerek sıkıntılarını aşan iktidarın ürünüdür.

İktidar bu anlaşmalar ile ülkeyi değil iktidarını güçlendirdi. Bunu ülkenin ordusunun değil, ordusuyla savaşan terör örgütlerinin güçlenmesi ile görüyoruz.

Şu an ise bir terör örgütünün TSK’de yuvalanmış kanadı ezilirken diğer terör örgütünün TSK’ye vurduğu görülüyor ve ordunun vatansever mensuplarından fotoğrafta görülen kamyonları aşarak terörle savaşması bekleniyor. Halkın bir kısmının orduya küfretmesi normal karşılanırken, ordunun bu gerçekle düşmana karşı savaşması isteniyor.

Yapılan ve beklenenler orduyu düşman karşısında etkisiz kılıyor.

***

Kışladaki askerler, düşmanı yakalamak için bu kamyonları aşarlar.

Yüz katı olsa yine aşarlar.

Ama bu kamyonların oradaki varlığını onaylayan halkın baskısını aşamazlar. İnandıkları en güçlü değer olan halk yüzünü çevirirse, o çelik iradeler alüminyum folyoya döner.

Ve bunun sorumlusu, bu fotoğrafı sindirebilen herkes olur.

Biz sindirmiyoruz, sindirmeyeceğiz.

Bizim adımıza emperyalizme silah doğrultabilecek hiç bir ordu mensubu bunu hak etmiyor.

Bu süreçler, ordunun fiziksel değişimine değil kimyasal değişimine neden olur. (*)(**)

Kimyasal değişim, bağımsızlıkla birlikte her türlü şahsi haysiyeti de yok eder.

Onurlu bir gelecek için bunun katalizörlüğüne ortak olmayacağız.(***)

Kalemle ve yürekle direnmeye devam…

ÇAĞATAY UNCU
03.08.2016

Not: Görsel’de kullanılan fotoğraf, Mehmet Ali Çelebi’nin twitter hesabından alınmıştır.

(*)Kimyasal değişim: Maddenin yapısının geri döndürülemeyecek şekilde değiştiği, dönüştüğü hal değişimi.

(**)Fiziksel değişim: Maddenin, -eski haline dönebilme özelliğini koruduğu- hal değişimidir.

(***)Katalizör: Bir tepkimenin hızını arttıran maddeler.

Paylaş
Önceki İçerikUYANIN!
Sonraki İçerikANLAMAK ZORUNDAYIZ
Çağatay Uncu. 1992, Kütahya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. 4 yıl boyunca Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde lisans öğrenimi aldı. Mezuniyetine 1 yıl kala okulunu dondurarak, 2015 yılında, Rusya Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü'nde lisans öğrenimine başladı. Şu an bu öğrenimine devam etmektedir. Adana'da yaşadığı dönem boyunca 3 yıl süresince ÇÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeliği ve yöneticiliği yaptı. 2013 yılında kendisi gibi öğrenci olan arkadaşlarıyla birlikte "Vardiya Bizde Adana"nın kurulmasına öncülük etti. Haftalarca süren Sessiz Çığlık eylemlerinde hukuk mücadelesine katıldı. İlgi alanları; bilim felsefesi ve tarihi, popüler bilim, tarih, spor

Bir Cevap Yazın